MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Otomatizm:

(fr.i. automatisme) Bir cihaza, bir alete otomatik bir işleyiş kazandırmak için gerekli olan düzen.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




deyim:  

ad anlatıma akıcılık, çekicilik katan, çoğunun gerçek anlamından ayrı bir anlamı bulunan, genellikle de birden çok sözcüklü dil öğesi, kalıplaşmış sözcük topluluğu. "Aba altından değnek göstermek, baharı başına vurmak birer deyimdir" Benzer: tabir(Konusu: , Kökeni: )

deyiş:  

1- Halk şiiri, halk türküsü. 2- Alevi-Bektaşi edebiyatında, çoğunlukla hece vezninde söylenmiş şiirler. Bektaşiler bu tür şiirlere genellikle nefes derken Aleviler ise deyiş adını verir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

deyiş:  

ad 1. deme biçimi, söyleme biçimi, anlatım biçimi, anlatış. \"Yazının deyişi dikkat çekiyordu\" Benzer: üslup biçem 2. bir kimsenin bir olayla ilgili olarak anlattıkları. \"Senin deyişine göre, bu iş olmayacak demek\" 3. YAZIN TERİMİ halk şiiri, halk koşuğu, halk türküsü. \"Ozanın deyişleri bir kitapta toplanmış\"(Konusu: , Kökeni: )

Deyiş Oyunu:  

(Fr. jeu partie) Ortaçağ'da, Fransa'da tutulan ve iki kardeş arasında, nazım biçiminde tartışma temeline dayanan oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dezavantaj:  

(fr.i. désavantage) Bir işte üstünlük sağlamayacak, aleyhte olabilecek durum, engel teşkil edecek, sonuca olumsuz tesir edebilecek hal.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dezenfeksiyon:  

(fr.i. désinfection) (tıp) Cansız yüzeylerdeki hastalık yapma özelliği olan bakteri, virüs, parazit gibi mikroorganizmaların kimyasal maddeler kullanılarak sayıca, türce azaltılması veya yok edilmesi işlemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dezenfektan:  

(fr.i. sf. désinfectant) Dezenfekte edici, mikrop öldürücü madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dezenfekte:  

(fr.sf. désinfecté) Mikroplardan temizlenmiş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dezenformasyon:  

(fr.i. désinformation) Doğru olmayan bilgiler vererek gerçeği saptırma. Bilgi çarpıtma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dezoryantasyon:  

(disorientation) Zaman, yer, kişi, hastalık kavramının bozuk olduğu hâl.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Dıragon:  

(yun.i. drako'dan) 1- Kopuk, vurucu, kırıcı külhanbeyi, kabadayı. Örn:: Dıragonuz, omuzdaşlar, Biz biliriz ah biliriz, Bir kadehe telli de kurşun atarız, Mangiz olursa meyhanede çakarız. (Viktorya Hanım, Dıragon kantosu) 2- Züğürt.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dıral Dedenin Düdüğü Gibi Kalmak:  

(d.) Kimsesiz, aç, açıkta kalmak. Bir başına kalmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dırav:  

(i. esk.) Para. Lira. Örn:: Dravdan cavlama akuz ettim. Dikizlen zanıdım. (Haşan Kaçan, Eşşek Herif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dırectx:  

Microsoft Windows işletim sisteminin bir uzantısı. DirectX teknolojisi, oyun ve başka programların, donanımınızın gelişmiş çoklu ortam yeteneklerini kullanmasına yardımcı olur. Örneğin bilgisayarınızda DirectX yüklü değilse, 3 boyutlu grafikleri kullanan oyunları oynamanız mümkün olamaz.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Dırış:  

(bkz:: Dırnik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dırlamak:  

(ono.f. dır di'dan) Gevezelik etmek, boşuna konuşmak. Örn:: Çıkrık misal dıriayacağına hey ozan Gir destgaha doku bezin parecik kazan. (Enderunlu Vasıf, Zenanname)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dırnik:  

(erm.sf.) Deli, çılgın. Dırış (Direş) Dışdır biçiminde de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dış:  

(Tekvando Ter.) Bakat.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

dış:  

ad 1. herhangi bir cismin ya da alanın sınırları içinde bulunmayan, onun ötesinde kalan yer. \"Bahçenin dışına çıkınız\" Benzer: hariç 2. bir konunun kapsamı içinde olmayan şey. 3. kapalı bir şeyin görülen yüzü, içte bulunmayan yüzey. \"Evin dışı boyanıyor\" 4. sıfat (somut kavramlarda) iki ya da ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. \"Kasabanın dış mahalleleri bakımsızdı\" 5. sıfat (soyut kavramlarda) bireyin ya da nesnenin ötesinde bir varlığı olan. \"Kişi dış etkilere açıktır\" 6. sıfat yabancı ülkelerle ilgili. \"Dış geziler döviz tüketiyor\" 7. bir kimsenin gözle görünen varlığı, durum ve davranışları. \"Onun dışına bakma, içi temizdir\" 8. ülke dışı yerler, yabancı ülkeler. 9. FELSEFE TERİMİ insan bilincinin dışında bağımsız olarak var olan şeylerin tümü, insanın ruhsal evrenine karşıt olarak onun dışında bulunan evren. 10. bir ülkeyi etkileyen güçlü yabancı devletler. 11. COĞRAFYA TERİMİ mekanik parçalanma, kimyasal ayrışma, dalga, akarsu, buzullar ve rüzgârın etkileri gibi kökleri Güneş erkine dayanan etkenlerin, güçlerin tümü. 12. yurtdışı ulaşımını sağlayan yol. 13. yurtdışı iletişimi. 14. MEC. belli etmek. 15. ➽dışavurmak.(Konusu: , Kökeni: )

Dış Alan:  

(Beyzbol Ter.) İki sınır çizgisi uzatılarak elde edilen iç alanın dışında kalan beyzbol alanı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dış Almak:  

(d.) Birisinin giysisinin dış ceplerindeki bir şeyi (cüzdan, para vb.) o fark etmeden çekip almak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

dış görünüş:  

Olayları ve varlıkları sadece dış görünüşüne göre değerlendirme.Dış görünüşteki lezzet. Bir şeyin dış görünüşü, zâhiri. Bir kimsenin giydiklerinin bütünü. Heyet, şekil, suret. Feraset. Bir kimsenin ardınca olmak. (Konusu: , Kökeni: )

Dış Perde:  

(Alm. Proszeniumsvorhang - Fr. rideau - İng. curtoin) Seyirci salonunu sahneden ayıran kumaş perde.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

dış salgı:  

dış salgı İng. external secretion Salgı bezinin (ekzokrin bez) bir kanala boşalan salgısı. dış salgı Fr. sécrétion externe (zooloji) dış salgı İng. external secration Salgı bezinin (ekzokrin bez) salgısını bir kanala boşaltması. dış salgı Dgr. anat. exocrin, İng. exocrine anat. Salgı bezinin kanala boşalan salgısı, ekzokrin.(Konusu: , Kökeni: )

Dış Tahta:  

Oyun tahtasının 7'den 12'ye noktaların bulunduğu(her iki oyuncu için), ev tahtalarından Çubuk ile ayrılan çeyrekleridir. (Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )

Dış Vuruş:  

(Masa Tenisi Ter.) Raketin dış yüzüyle yapılan vuruş. Backhand. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

dışa vurumculuk:  

Dışa vurumculuk (ekspresyonizm), doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı. Politik istikrarsızlık ve ekonomik çöküntü ortamında Almanya'da pozitivizm, naturalizm ve empresyonizm akımlarına karşı olarak ortaya çıkmıştır.(Konusu: , Kökeni: )

Dışarıya:  

(Tekvando Ter.) Bakuro.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dışdır:  

(bkz:: Dırnik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

dışkı:  

ad yenilen besinlerin sindirimden sonra kalan ve anüs yoluyla dışarı atılan artığı. Benzer: kazurat(Konusu: , Kökeni: )

dışlanmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem dışlamak eylemine konu olmak, yok sayılmak, dışta bırakılmak. "Gençler dışlanmaktan bıkmıştı"(Konusu: , Kökeni: )

Dızdız:  

(ono.i.) (bkz:: Dızdızcı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızdızcı:  

(i.) 1- (Birisini) Para basan bir makine icat ettiği yalanıyla dolandıran kimse. Örn:: Dızdızcıya para kaptıran avanaklığının yanında gayri meşru sahtekarlık, kalpazanlık ile para kazanmaktan çekinmeyen bir ahlak yoksuludur. (Reşad Ekrem Koçu, Dızdızcılık Dızdızcılar) 2- an.ge. Dolandırıcı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızdızcılık:  

(i.) 1- Dızdızcı işi, edimi, dolandırma yöntemi. 2- an.ge. Dolandırıcılık. Kafan arı kovanı gibi işliyor, Dızdızcılıkta teksin Fakat Behzatçığım bir karı gördün mü ekşi yoğurt gibi oluyorsun. (Süavi Süalp, Nuriye Hanımın Saati)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızdızlamak:  

(bkz:: Dızlamak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızgal:  

(yun.i. daskalos'tan) 1- Sakal. Örn:: Vur Vay herife bak, Dızgalı sallandı. (Ahmet Rasim, Şehir Mektupları) 2- an.ge. Yaşlı adam, ihtiyar.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızgallı:  

(sf. i.) 1- Sakallı, (adam) yaşlı, (adam) Örn:: Matiz: Ulan kör müsün?.. Ben benim be.. Saloz oğlu saloz.. Ulan dızgallı moruk.. (Ortaoyunu Ödüllü) Örn:: Ama en büyük hatan ortak seçemedin Miltonvari yaşayan sürüsü dızgallı hayvan. (Mahir Dedeoğlu, şiir defteri) Örn:: Yalnız bir dızgallıyım ben dedim. (Hulki Aktunç, Paskal) 2- Din adamı, Papaz, Hoca.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızlak:  

(sf.) iyi, tıkırında.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızlamak:  

(f.) 1- Dızdızcılık yoluyla dolandırmak. 2- an.ge. Dolandırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dızzo:  

(i.) (kürt.) Hırsız. Örn:: Bana bak lan ibne Ben dızzo muyum ki asliye cezada yargılıyorsun. (Baskın Oran, Nerde O Eski Mapusaneler)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dia:  

(fr.i.) (bkz:: Diyapozitif)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dialkol:  

(fr.i. (di'alkol) dialcool (kim.) Glikol.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Diana Palmer:  

Kızılmaske'nin eşi. İkiz çocukları vardır. Bengalide gazetecilik yapmaktadır.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Diapozitif:  

(fr.i.) Renkli veya siyah-beyaz saydam resim. Pozitif görüntü olarak perdeye yansıtılarak kullanılan film türü. (bkz:: Diyapozitif)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Diastol:  

(Biy.Sp.Ter.) Kalbin gevşeme durumu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Diba:  

(f.i. ka.) 1- Alacalı ipek kumaş. 2- Atlas.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dibace:  

(f.i. ka.) 1- Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2- Kitapların süslü sayfaları.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dibek:  

(i.) Pasif eşcinsel erkek. Örn:: Tekerlek tam olarak nedir? diye sordu. Bilezik mi? dibek mİ? nonoş mu? eşcinsel mi? İnce farklar mı var arada? (Raymond Oueneau - Tahsin Yücel, Zazie Metroda)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dibi Düşmek:  

(d.) 1- Pek beğenmek, çok hoşlanmak. Örn:: Aman abla sorma Dün Karşıyaka da bir çocuk tanıdım dibin düşer. (Dr. Arslan Yüzgün, Mavi Hüviyetli Kadınlar) 2- (Birine) Çıkar sağlanacağı umuduyla sırnaşmak, yaltaklanmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dibi Tutmamak:  

(d.) İshal olmak. Örn:: Karagöz- Yağda pişmiş karnıyarık börek olsa yerim Dibimi tutmaz eyler kıymalı şalgam beni. (Karagöz, Bursalı Leyla)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dicle:  

(t.i. ka.erk.) Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Diclehan:  

(t.i. erk.) Dicle'nin hükümdarı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Didaktik:  

(fr.sf.) 1- Öğretme ereğini güden, öğretici yapıt. 2- (i.) Öğretim yöntemleri bilimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Didar:  

(f.i. ka.) 1- Yüz, çehre. 2- Görme, görüşme. 3- Görüş kuvveti. 4- Açık meydanda.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

didar:  

1- Yüz. Örn:: “Taşkın sular gibi akıp çağlarım, / Didarın görüben gönül eğlerim, / Dünyaya geleli her dem ağlarım, / Çeşmim karışmadık seller mi kaldı.” (Karacaoğlan) 2- Görme, seyretme. 3- Sevgili. 4- İlahî güzelliği seyretme. Örn:: “Ey Allah’ım! Beni senden ayırma / Beni senin didarından ayırma.” (Eşrefoğlu Rumi)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Didaskaleynofobi :  

(ing.i. didaskaleinophobia) okula gitme korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Didaskali:  

(Yun.) (Alm. Didaskalie) Öğreti. 1- Antik oyunlarda yazarın oyun düzenini açıklaması. 2- Eski Yunan Korolarının çalışması ve hazırlanması. yazarın yarışmaya soktuğu dörtlemesi, yarışmaların sonucunu belirten, yazarın, eserin, baş oyuncunun ve " Rorek" in adını sayan belge. 3- Roma tiyatrosunda "didaskalia"ları "ediller" tutardı. (bkz:: Edil)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dide:  

(f.i. ka.) 1- Göz. 2- Gözcü. 3- Gözbebeği. 4- Gözucu.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Didem:  

(f.i. ka.) Gözüm.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Didon:  

(sf. i.) 1- (fr. disdonc'dan) es. Fransız, Avrupalı 2- Yabancılara özenen kimse, züppe, snop. Cariye değilim ben adım benli Pakize, Kenarın yosmasıyım ben didonla otamam (Üsküdarlı Aşık Razi, Arabacı Mustafa) (Mustafa Nihat Özön şöyle açıklar. Kırım Savaşından sonra İstanbulda Frenkleri ve onların bazı davranış ve giyinişlerini anlatmada kullanılmaya başlanmıştır. Türkçe Yabancı Kelimeler Sözlüğü.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Didon:  

(fr.i. dis donc) 1- İstanbul halkı tarafından, konuşurken çok kullandıkları “dis donc” (söyle bakalım) sözünden dolayı önceleri Fransızlar’a, Kırım savaşından sonra da İstanbul’da kalan Avrupalılar’a takılan isim. 2- (teşmil.) Kılık kıyâfet ve davranış bakımından Avrupalılar’ı taklit eden kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Difana:  

(yun.i.) Üç katlı bir balık ağı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Diferansiyel:  

(fr.i. différentiel) 1- Otomobil, kamyon vb. taşıtlarda, dönemeçlerden geçerken iki arka tekerleğin birbirine göre farklı hızla dönmesini sağlayıp lastik aşınmasını önleyen dişli düzenek. 2- (mat.) Bir değişken veya fonksiyonun birbirini tâkip eden iki değeri arasındaki sonsuz küçük fark.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Difraksiyon:  

(fr.i. diffraction < Lat.) (fiz.) Işık, ses ve radyoelektrik dalgaların karşılaştığı bâzı engelleri dolanarak geçmesi olayı. Kırınım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Difteri:  

(fr.i. diphtérie < Yun.) (tıp.) Boğaz, burun ve yutağa yerleşen mikropların sebep olduğu, genellikle çocuklarda görülen ve öldürücü olabilen, ateşli, bulaşıcı hastalık, kuş palazı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Diftong:  

(fr.i. diphtong < Lat. < Yun.) (dilb.) Kimi dillerde görülen, hecede yan yana bulunan, çıkarılışı sırasında tınısı değişen, başlangıçta duyulan sesin bitişte yerini başkasına bırakması yoluyla gerçekleşen iki ünlü. İkili sesli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Diftonglaşmak:  

(fr.t. nesnesiz) (dilb.) (bir ünlü) diftong durumuna dönüşmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Difüz:  

(diffuse) Oldukça yaygın.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Difüzyon:  

(fr.i. diffusion) 1- (fiz.) Moleküllerin kinetik enerjilerine bağlı olarak rastgele hareketlerine denir. Geçişme. 2- (topb.) Maddelerin çok yoğun ortamdan, az yoğun ortama doğru kendiliğinden yayılması. Yayılım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Digan:  

(çing.z.) Ben birinci tekil şahıs zamiri. İnsan. Adam. Örn:: Kimse. Metropoller ortası Fikret Mualla digan. (Ece Ayhan, Çocukların Ölüm Şarkıları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Digin:  

(çing.i.) 1- Pasif eşcinsel erkek. 2- Hem pasif hem aktif olarak ilişkiye giren eşcinsel erkek. Örn:: Ya ikisi arasında olanlara ne denir? Bunlara teleferik veya digin denilmektedir. (Dr. Arslan Yüzgün, Eşcinsellik) 2- Biseksüel.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

diğer:  

sıfat 1. öbür, öteki. 2. başka, özge.(Konusu: , Kökeni: farsca)

Dihye:  

(a.i. erk.) Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Dijital:  

(fr.i. digitale < Lat.) 1- Yüksük otu. 2- Bu ottan çıkarılan ve dijitalin denen kalp ilâcının yapılmasında kullanılan çok zehirli madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dijital:  

(fr.sf. digitale < Lat.) 1- On sayısının katları şeklinde yazılmış (sayı). 2- Ondalık sayılara dayanan: “Dijital sistem.” 3- Elde edilen, ölçülen bilgileri sayılar hâlinde depolama ve ekranda ondalık sayı olarak gösterme işlemi. “Dijital gösterge.” 4- Bilgileri mekanik olarak değil de ondalık sisteme çevirmek sûretiyle çalışan âlet, düzenek vb. “Dijital telefon santralı.” “Dijital saat.” “Dijital bilgisayar.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

dik:  

sıfat 1. yatay bir düzleme göre düşey doğrultuda olan, eğik olmayan. "Sırada dik oturuş gerekir" 2. oldukça dik eğimi bulunan. "Arabam dik yokuşta çekişten düşüyor" 3. (saç için) bir türlü yatmayan, yatık durmayan, sert. 4. (ses için) kalın, tok, sert. "Çok dik sesi var" 5. (söz için) ağır, kırıcı, sert, ters, aksi. "Onun dik sözleri insana batar" 6. (bakış için) azarlayıcı, sert. "Baktım babamın bakışı dik, yavaşça odama geçtim" 7. MATEMATİK TERİMİ birbirine dikey doğrulardan oluşan. "Yol ilerde, neredeyse dik bir açıyla sola dönüyordu"(Konusu: , Kökeni: )

Dik Smaç:  

(Voleybol Ter.) Genellikle hücum çizgisinin önüne düşen vuruş. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dikçam:  

(t.i. erk.) Çam gibi uzun. Metanetli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Dikefobi:  

(ing.i. dikephobia) adalet korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Dikelmek:  

(f.) Bakmak. Örn:: -Dikel paparon alıkıyor. -Bak polis bakıyor. (Dr. Arslan Yüzgün, Eşcinsellik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

diken:  

ad 1. kimi bitkilerin dal, yaprak, meyve kabuğu gibi yerlerinde ve kimi hayvanların da derisinde bulunan sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntılardan her biri. 2. böyle sert, ucu sivri ve batıcı çıkıntıları çok olan bitki. "Bahçeyi diken bürümüş"(Konusu: , Kökeni: )

Dikence:  

Bilimsel Adı: Gasterosteus aculeatus. Familyası: Diğer Adı: Üç Dikenli Balık. Denizlerin kıyı kesimlerinde nehirlerin denize karışan acı su bölgelerinde ve zaman zaman nehirlerde yaşayan küçük bir balıktır. Boyu 7-9 santimetre olup vücudu kalın pullarla kaplıdır. Çeşitli renklerinin güzelliği ve 300-1.000 dolayında yumurtasının erkek balık tarafından bir yuva yapılarak korunması dikenceyi ilginç bir doğa olayı yapar. Ekonomik bir değeri yoktur.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Dikenli Kırlangıç:  

Bilimsel Adı: Aspitriglıa cuculus. Familyası: (Aspitriglıa cuculus) Deniz balığı. Dip balığıdır. Kırlangıç ailesinin bir türüdür. Ege Akdeniz ve Marmara'da bulunur. Genelde 30 metre derinlikte durgun sularda bazen de 100-250 metre derinliğe inerek yaşar. Eti lezzetlli ve yararlıdır. Ekonomik değeri vardır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Dikenli Öksüz:  

Bilimsel Adı: Peristedion cataphractum. Familyası: Deniz balığı. Triglidae familyasının bir başka türü. İsim benzerliğine karşın Kırlangıç ailesinden Öksüz balığı ile soydaşlığı yoktur. Marmara Ege ve Akdeniz sahillerinin 30-400 metreye varan derinliklerin kumlu çakıllı yosun kaplı zeminlerinde yaşar. Küçüklerine mıcır büyüklerine çuka denir. Çiftler halinde gezerek yosunlar, otlar, yumuşakçalar ve küçük kabuklularla beslenir. Mayıs-temmuz arası ürer. Eti lezzetlidir fakat çok seyrek bulunur. Vücut, sırt ve yanlar kırmızı, karın gümüşi-pembedir. Başta, alt çenenin altında, biri uzun diğerleri daha kısa dallanmış bıyıkları vardır. Gövdesindeki dikenler fazla gelişmiş olduğu için bu ismi almıştır. Kırlangıç kadar lezzetli olmasa da yenebilir. (Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Dikenlisalyangoz:  

(t.yun.b.i.) (hayb.) Karındanbacaklılar sınıfından, Ilık ve tropik iklimlerde yaşayan, kabuğunun üzeri dikenlerle kaplı, karından bacaklı, yırtıcı yumuşakça, iskerlet. Murex [Bu hayvandan eskiden firfirî boya elde edilirdi](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Türkçe)

dikey:  

sıfat 1. MATEMATİK TERİMİ birbirine dik olan (doğru çizgi), dik açı oluşturan, dik açılı. "Bu dikey doğrular kesişince dik açılar oluşturuyordu" 2. belirteç dik bir biçimde, dik olarak. "Denize dikey atlamak istemişti"(Konusu: , Kökeni: )

Dikey Düzen:  

Herhangi bir belgeden (Word ya da Excel belgesi olabilir) çıkış almak istediğinizde iki farklı seçeneğiniz vardır. Bunlar dikey ve yatay sayfa düzeni olarak adlandırılırlar. Standart bir yazıcının fabrika ayarlarında kağıt düzeni dikey olarak belirlenmiştir. Örneğin A4 sayfalarını ele alalım. Bu tip sayfaların dikey düzende kullanılmaları, kısa kenarların alt ve üst tarafta kalması anlamını taşır. Yatay düzende ise sayfa 90 derece döndürülür ve bu kez de uzun kenarlar alt ve üst kısımları oluşturur. Bu sayede, baskı sırasında sayfaya tam olarak sığmayan bir web sayfasını ya da hesap tablosunu sorunsuzca yazdırabilirsiniz.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Dikilmek:  

(f.) Aldatılmak. Dolandırılmak. 2- Pahalı bir şeyin ederini ödemek. Örn:: Bu değirmene kaç paps dikildin? (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikimhane:  

(b.i) (esk) Dikimevi. Giysi ve çamaşır dikilen işyeri.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Dikiş:  

(i.) Cinsel ilişki. Örn:: Ben sana İşle dikişi birbirine karıştırma demedim mi ha? (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) Örn:: Eni sonu dikiş derler Kapıda sıra duranlara. (Hulki Aktunç, Yeraltı Destanları) Örn:: Olayı duyar duymaz köpürür. -Ulan bu ne biçim dikiş be. (Anonim, Diple)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikiş Okuması:  

(d.) (Özellikle İstanbullu Çingeneler arasında) Belirli bir yolu, yöntemi olan ağız dalaşlarında karşılıklı söylenen açık saçık tekerleme, bu tekerlemeleri söyleme. Örn:: Bu arada çingene kavgalarının en belli başlı en uzun ve ağıza alınmaz tekerlemelerinden (dikiş okuması) denilen tekerleme karşılıklı okunurken. (Osman Cemal Kaygılı, Çingeneler) Dikiş Dokuması'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikiz:  

(rom.i. dikiş, bakma'dan) 1- Bakma, bakış. Örn:: -Gören evvela ayaklarıma nigah ediyor. - Nigah? Şey dikiz. (Server Bedi, Hey Kahpe Dünya) 2- (em.) Bak, seyret, gözetle anlamlarında kullanılır. Örn:: -Kulaklara dikiz -Burnu neye benziyor bilin bakalım. (Orhan Kemal, Kovboylar) 3- Gizlice bakma, belli etmeden izleme. 4- Göz. (T.İç.bk. Çavlamak.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikiz:  

(Rume.i. dikes “bak!”) (arg.) Bakma, gözetleme, erkete.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Rumeli)

Dikiz Etmek:  

(d. rom. türk.) 1- Bakmak. Örn:: Bak dikiz et abi, Balığı nasıl temizliyor. (Sait Faik, Yüksek Kaldırım) 2- Gizlice gözetlemek, röntgenlemek. (Dikiz Geçmek biçiminde de kullanılır.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikiz Gelmek:  

(eşanl.) Dikiz Etmek(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikiz Sirkafı:  

(d. rom. dikiş bakma. çing. sirkarfya ev, türk. e.) Gözlük.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikizci:  

(i. rom. türk.) 1- Başkalarını başkalarının mahrem yerlerini ve davranışlarını belli etmeden gözetleyen kimse, röntgenci. 2- Gözcü erkete.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikizci:  

(rume.i.) ( arg.) Etrâfı dikizlemek üzere konmuş kimse, erketeci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Rumeli)

Dikizcilik:  

(i. rom. türk.) 1- Gözetleyicilik, röntgencilik. 2- Gözcülük, erkete durma. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dikize Çekmek:  

(i. rom. türk.) Gizlice gözetlemek, röntgenlemek. Örn:: Karı kisbin dahi söylerim size, Alıcı göz ile çektim dikize. (Ali Çamiç, Ağa manzume)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

WhatsApp