Haydi Öğrenelim!
Tüdanya:
Hatice Döngü
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Dikizlemek:
(f. rom. türk.) Bakmak, gözlemek, gözetlemek. Örn:: Geldik geleli o iğrenç gözlerini dikmiş bizi dikizliyorsun. Menekşe karısı orospu. (Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti) (bkz:: Dikiz Etmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dikizlemek:
(Kar.) Karagöz, Matiz ve Külhanbeyi tipleri tarafından kullanılan ve "gözetlemek" anlamına gelen argo sözcük.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dikizlemek:
(rume. geçişli f. < dikiz+le-mek) Gizlice gözetlemek, sezdirmeden, belli etmeden bakmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Rumeli)
Dikizleri Aynalaşmak:
(d. rom. fars. ayine, türk.) Gözleri parlamak.Örn:: Külhanbeyi- Bak cinsini anlayınca nasıl dikizlerin aynalaştı. Elbette. (Ortaoyunu, Bahçe). Dikizleri Cavlamak diye de söylenir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dikkat:
(T-20) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhası yol üzerinde tehlike uyarı işaretleri ile belirlenen tehlikeler dışında kalan diğer türlü tehlikelerden birisinin varlığı hakkında uyarıda bulunmak amacıyla kullanılır. "dikkat" levhası ile birlikte tehlikenin niteliği hakkında bilgi veren ilave bir panel levha kullanılabilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
dikkat:
ad 1. bütün duygu ve düşünce gücünü bir nokta, bir konu üzerinde yoğunlaştırma. \"Onu dikkatle gözlemiştim\" 2. MEC. özen gösterme, önem verme, ilgiyle bakıp koruma. \"Çocuğa dikkat gerekir, hemen hastalanırlar\" 3. MEC. uyanıklık. \"Onun dikkati işimize yarar\" 4. ünlem uyanık olunuz anlamında bir uyarı ünlemi. \"Dikkat, çarpacaksınız!\" 5. göze çarpmak, ilgi toplamak. \"Yazısı dikkat çekiyordu\" 6. (birini) uyarmak. \"Onun dikkatini çekin de bunu bir daha yapmasın\" 7. bütün duygu ve düşünce gücünü bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. \"Biraz dikkat edince görülür bu\" 8. uyanık davranmak. \"Bu konuda dikkat etmek gerekli\" 9. MEC. özen göstermek, önem vermek. \"O böyle şeylere dikkat eder\" 10. MEC. özenle bakıp korumak. \"Çocuklara dikkat etmek ister\"(Konusu: , Kökeni: )
Dikkat Pozisyonu:
(Atletizm Ter.) Alçak çıkışta komutla beraber ön ayağın diz açısının yaklaşık 90 derece; arka ayağın diz açısının yaklaşık 120 derece olduğu pozisyon.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
dikkatli:
sıfat 1. dikkat eden, dikkatçe gelişmiş olan, uyanık (kimse). "O dikkatli biridir" 2. özen gösteren, özenli. "Çocuğa dikkatli bakım gerekir" 3. dikkat edilerek yapılan. "Dikkatli bir araştırma olayı aydınlatır"(Konusu: , Kökeni: )
Diklemek:
(f.) (Bir içeceği) Bardağı veya şişeyi havaya kaldırarak bir kerede içmek, lıkır lıkır içmek. Örn:: Diklediği biranın şişesini mermer tezgahın üzerine koydu Ercüment. (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dikmek:
(f.) İçmek, Diklemek. Örn:: Sokaklarda dilenen ayyaşlar Küplünün meyhanesine dalar 50 dirhemlik tenekesi 20 paraya rakıyı dikerlerdi. (Sermet Muhtar Alus, Eski Galatanın Eğlence Yerleri) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dikmen:
(t.i. erk.) 1- Koni biçiminde sivri tepe. 2- Dağların en yüksek yeri. 3- Yayla.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Diksiyon:
(Alm. Bühnenausprache - Fr. diction - İng. diction) Tiyatroda duru, seçik, saydam vurgulama ve çıkaklara tam uyarak konuşma, güzel konuşma sanatı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Diksiyon:
(fr.i. diction < Lat.) Konuşma ve okuma sırasında seslerin, kelime ve vurguların anlam ve heyecan duraklarının hakkı verilerek söylenmesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diksiyoner:
(fr.i.) Bir dilin bütün sözcük ve deyimlerini ya da belli bir alanda kullanılan sözcüklerini alfabe sırasıyla vererek anlamlarını açıklayan yapıt. Sözlük.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dikta:
(alm. Diktat < Lat.) 1- Îtirazsız, kayıtsız şartsız yerine getirilmesi gereken emir. 2- Zorbalık, despotluk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)
Diktacı:
(alm.i.) Ülke yönetiminde zorbalıktan yana olan kimse, dikta taraftarı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)
Diktacılık:
(alm.i.) Dikta taraftarı olma durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Almanca)
Diktafon:
(fr.i. dictaphone) Bir çeşit ses alma makinesi, bir nevi teyp.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diktatorya:
(lat.i. dictatoria) Diktatörlük.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Diktatör:
(fr.i. dictateur < Lat.) 1- Başında bulunduğu devlet veya topluluğun mutlak hâkimi olan, bütün idârî ve siyâsî yetkileri elinde toplamış bulunan yönetici, bir ülkeyi dikta ile yöneten kimse, müstebit, despot. 2- (mec.) Karşısındakilere hükmeden kimse, zorba.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diktatörlük:
(fr.t.i.) 1- Diktatör olma durumu. 2- Bir diktatör tarafından yönetilen ülke. 3- Baskıya dayalı rejim, diktatör idâresi, diktatorya, istibdat, despotluk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dikte:
(fr.i. dictée) Söyleyerek yazdırma. Dilimizde aşağıdaki anlamlara gelen Dikte etmek, Dikte ettirmek kullanılışlarında geçer. 1- Yüksek sesle söyleyerek yazdırmak. 2- İsteklerini karşısındakine emir gibi bildirip kabul ettirmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
dil:
1- Gönül. 2- Mümin kulun kalbi. 3- İlahî olgunluğun ve güzelliğin ortaya çıktığı yer.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
dil:
ad 1. ağız boşluğunda bulunan ve tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan, etli, uzun, devinimli et parçası, tat alma organı. 2. insanların, duygularını, düşüncelerini bildirmek için sözcükler ya da işaretler aracılığıyla yaptıkları anlaşma, öteki kişilerle iletişimi sağlayan ortam. \"Çocuk düzgün bir dille konuşuyordu\" Benzer: lisan 3. DİLBİLGİSİ TERİMİ belli bir insan topluluğuna özgü sesli göstergeler dizgesi. \"Türklerin dili Türkçedir\" Benzer: lisan 4. MEC. duygu ve düşünceyi aktarmaya, dışa vurmaya, bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım yolu ya da aracı. \"Müzik ya da resim dili de iletişim sağlar\" 5. bir döneme, bir yazara özgü söz dağarcığı ve sözdizimi ya da anlatım. \"Servetifünun dili de, Fikret’in dili de eskimiştir\" 6. belli uğraşlara, alanlara, konulara, durumlara özgü söz ve sözcük gömüsü. \"Hukuk dili Türkçeleşmelidir\" 7. birçok aygıtta, uzun, yassı ve genellikle devingen bölüm. \"Terazinin dili kırılmış\" 8. MÜZİK TERİMİ kimi üflemeli çalgılarda, titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak. 9. bilgisayarda, programlama alanında kullanılan harflerin ve simgelerin tümü. 10. DEN. makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan ve üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek. 11. COĞRAFYA TERİMİ denizin içine doğru uzanmış, alçak, dar ve uzun kara parçası. 12. TARİH TERİMİ düşmanın durumunu öğrenmek için sorguya çekilmek ereğiyle ele geçirilen tutsak. 13. sözcükleri yerli yerinde ve düzgün bir biçimde söyleyememe. 14. bir şey söylerken, istemeyerek yanlış, karşısındakini inciten bir sözcük kullanma. \"Bu söylediğini bir dil sürçmesi sayalım\" 15. RUHBİLİM TERİMİ belirtilmek istenilen bir düşüncede, kimi sözcüklerin istek dışı olarak araya girmesi ve anlamı kökünden değiştirmesi. 16. dilin iyi çalışmamasından doğan söyleme güçlüğü. 17. herhangi bir nedenle konuşamama. 18. ağır, acı, kırıcı sözlerin kişide bıraktığı kırgınlık. 19. ➽dil. 20. dile düşmek. \"Kadın dile gelmekten korkuyordu\" 21. önce konuşmazken konuşmaya başlamak. 22. (masallarda, konuşma yeteneği olmayan varlık) dillenmek, konuşmak. \"Kerem’in türküsü üzerine kuru kafa dile gelmiş, Aslı buradan geçti demiş\" 23. (birini) dile düşürmek. \"Seni dile getirmek istemem\" 24. susan bir kimseyi söyletmek, konuşturmak. \"Onu ancak sen dile getirirsin\" 25. bir amacı, bir durum ya da olayın anlamını sözlerle anlatmak, belirtmek. \"Derdimi dile getirmekten çekinmem\" 26. söylenmesi güç bir sözcüğü doğru söyleyebilmek. \"Kimi yabancı sözcüklere bile dili döner onun\" 27. amacını iyi analatmak. \"Benim dilim biraz döner, kimseden de çekinmem\" 28. bir sözcüğü doğru dürüst, yanlışsız söyleyememek, düzgün biçimde çıkaramamak. \"O sözcüğe dilim dönmez benim, savcı demek varken\" 29. amacını iyi anlatamamak, yeterince anlatmayı becerememek. 30. ileri geri konuşmaktan vazgeçmek. 31. dedikoduyu bırakmak. 32. hiç durmadan konuşmak, çok konuşmak. 33. söylenmemesi gereken şeyleri de söylemek. 34. konuşurken kimi sözcükleri yanlış söylemek. 35. konuşurken ağzından, istemediği bir söz kaçırmak. 36. MEC. söz konusu şeyin özelliğini bilmek. \"Bu makinenin dilinden anlayan yok mu?\" 37. (konuşamayan) bir canlının davranışlarından ya da çıkardığı seslerden ne demek istediğini anlamak. \"Dilsizin dilinden sahibi anlarmış\" 38. bir kimseyi her yerde, her fırsatta kötüleyip durmak. 39. aynı şeyi sık sık, her yerde söyleyip durmak. 40. kötü söz söylemekten kaçınmak. 41. gizi açığa vurmayacak bir doğası bulunmak, giz tutabilmek. 42. artık eskisi gibi sözler edemez olmak, susmak. 43. artık eskisi gibi konuşamaz etmek, susturmak. 44. sonunu düşünmeden konuşmak. 45. bir şeyi söylemeden edememek, söylemekten kendini alamamak. 46. (bir şeyi) söylemekten sakınmak. 47. rasgale söz söylemekten, sonunu düşünmeden ileri geri konuşmaktan kaçınmak. 48. susmak. 49. korku, coşku, sevinç gibi bir nedenle konuşamaz olmak, dili tutulmak. 50. gizli tutulması gereken bir şeyi açığa vurmak. 51. asıl amacını söylemek, açığa vurmak.(Konusu: , Kökeni: )
dil:
ESKİMİŞTİR ad gönül, mec. yürek.(Konusu: , Kökeni: farsca)
Dil Balığı:
Bilimsel Adı: Amogtossus latema. Familyası: Deniz balığı. Dip balığıdır. Denizin 10 metreden 300-500 metreye kadar derinliklerinde kumlu çamurlu veya çakıllı diplerinde fazla hareket etmeden ve uzun göçler yapmadan yaşar. Boyları 20-25 santimetre olur. Dipteki omurgasızlar, küçük balıklar ve böceklerle beslenir. Bahardan itibaren kıyılara sokularak Haziran-Temmuz arasında üreme yapar. Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. HANGİ AYDA YENİR: Kış aylarında eti dolgun ve lezzetli olur. Genelde her mevsimde bulunan ekonomik değeri yüksek olan bir balıktır. En lezzetli zamanı Kasım ile Şubat ayları arasıdır. (Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )
Dilan:
(f.i. ka.erk.) Gönüller, yürekler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Dilara:
(f.i. ka.) 1- Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2- Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilatometre:
(fr.i. (dilatome'tre) dilatomètre) (fiz.) Isınan cisimlerin görünür genleşme katsayılarını ölçen aygıt. Genleşmeölçer. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dilaver:
(f.i. erk.) Yiğit, yürekli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilaviz:
(f.i. ka.) Gönlün takıldığı, gönüle takılan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilay:
(f.i. ka.) Gönlü aydınlatan ay.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilazad:
(f.i. erk.) Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilbaz:
(f.i. ka.) 1- Gönül eğlendiren. 2- Güzel söz söyleyen. 3- Yüze hoş görünen.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilber:
(f.i. ka.) Gönül alıp götüren, güzel.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilbeste:
(f.i. ka.) Gönül bağlamış, aşık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
dilbilim:
bileşik · ad genel olarak dil denen gerçeği ele alan, dillerin doğuşunu, evrimini, gelişmesini, yeryüzüne yayılışını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam, sözdizimi yönlerinden inceleyen bilim. "Dilbilim verilerine uyulmadan dil ile uğraşılmaz" Benzer: lengüistik(Konusu: , Kökeni: )
Dildar:
(f.i. ka.) 1- Birinin gönlünü almış, sevgili. 2- Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilderen:
(f.i. ka.) Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilefruz:
(f.i. ka.) Gönül aydınlatan. (bkz:: Dilfüruz)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilek:
(t.i. ka.) 1- Dilenen şey, arzu, istek. 2- İsteme, arzu etme, dileme. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Dilem:
(f.i. ka.) Gönül ilacı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilemma:
(yun.i. dilemma) (man.) İki önermesi bulunan ve her iki önermenin de vargısı aynı olan tasım. Örneğin; "bu işi sen biliyorsan sen yap. Yok ben biliyorsam söylediğime uy ve işi yap" buyruğu bir dilemma oluşturur. İkilem, kıyâs-ı mukassim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
dilenci:
1- Geçimini dilenerek sağlayan kimse. 2- Israrla bir şey isteyen. Örn:: “Yetime kötü davranma. Dilenciyi de kovma.” (Kur’an-ı Kerim Duha suresi 93/9-10 ncu Ayet) 2- Maddi menfaat sağlamak amacıyla başkalarına el açarak para isteyen. Örn:: “Sizden birinizin bir kucak odun toplaması, sonra o odun demetini sırtına yüklenip satması, dilenci olmasından hayırlıdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
dilenci:
ad · sıfat 1. geçimini dilenerek sağlayan, dilenen (kimse). \"Kentte dilenci çoğaldı\" 2. MEC. bir şeyi arsızca, üsteleyerek isteyen (kimse). \"Haydi git başımdan, dilenci misin?\"(Konusu: , Kökeni: )
Dilenci Arap:
(Kar.) Bir Akarap tipidir. Karagöz'den sadaka koparınca Türkçe olarak öyle bir duaya başlar ki, Karagöz bunun bir beddua olduğunu ancak sonunda anlar.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dilercan:
(f.i. erk.) Dilekte, istekte bulunan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilferah:
(f.i. ka.) Gönlü ferah, sevinçli.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilfeza:
(f.i. ka.) Gönlü genişleten, gönlü artıran.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilfüruz:
(f.i. ka.) Gönüle ferahlık veren, sevindiren.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilge:
(t.i. ka.erk.) Güzel konuşan kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Dilgoz:
(sf. esk.) Salak, aptal.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dilhan:
(f.i. erk.) Gönülden söyleyen, içten konuşan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilhun:
(f.i. erk.) İçi kan ağlayan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilin Duygu Yönü:
Oyuncunun, sözcüklerin getirdiği duyguları, düşünceleri, bağlantıları, anlamları ve anıları bilecek yolda konuşmasını hazırlar. Sözlerinin duygu yönünü kavrayamayan oyuncunun baştan sona yanlış konuşacağı üzerinde durulur. (Stanislavski Yöntemi)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dilkeste:
(f.i. ka.) Gönül çekici.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilli Badem:
(d. türk. dil, fars. badam) Dişilik organı, vagina. Örn:: Ah Ne Adem Dilli Badem. (yerli film adı) (bkz:: Badem)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dilman:
(f.i. erk.) (bkz:: Dilmen)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilmen:
(f.i. ka.) 1- Güzel. 2- Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilnur:
(f.i. ka.) Gönlü nurlu. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilrah:
(f.i. ka.) Gönül yolu. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilruba:
(f.i. ka.) 1- Gönül kapan, gönül alan. 2- Tahminen 2 asırlık bir makam.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilsafa:
(f.i. erk.) Gönlü şen, rahat, dertsiz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilsaz:
(f.i. erk.) Gönül yapan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilsiz Oyunu:
(T.K.O.) Sözsüz bir oyun türüdür; Anadolu'daki köylü oyunlarından buna "samıt" ya da "lal" denir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dilsuz:
(f.i. ka.) Gönül yakan, yürek yakıcı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilşad:
(f.i. ka.) Gönlü hoş, sevilmiş.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilşah:
(f.i. erk.) Gönül hükümdarı, şahı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Dilşükufe:
(f.i. ka.) Gönül çiçeği.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Dilucu Sınır Kapısı:
Bulunduğu İl: Iğdır Açıldığı Tarih: 20.05.1992 Bağlandığı Ülke: Nahçıvan Karşıdaki Sınır Kapısı: Sederek Sınır (Gümrük) Kapısı Geçiş Şekli: Karayolu Hakkında: Iğdır’ın Aralık ilçesinde bulunan Dilucu Sınır Kapısı, Aralık ilçe merkezine 40, Iğdır’a ise 90 km uzaklıkta. Azerbaycan’a bağlı Naçıvan Özerk Cumhuriyeti ile Türkiye’yi Aras Nehri üzerine kurulu olan Umut Köprüsü ile birbirine bağlayan sınır kapısı her iki ülkenin siyasi ve ticari ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynuyor. 2015’te modernize edilen sınır kapısı ticari yük taşıyan tır ve kamyonların yanı sıra Nahçıvan ile Türkiye arasında seyahat eden yolcular tarafından kullanılıyor. (Konusu: Sınır Kapıları, Kökeni: )
Dilüviyum:
(fr.i. diluvium < İng. < Lat.) Dördüncü zamanda görülen, sellerin ve buzulların etkisiyle meydana gelen, taş, çakıl, kum, kilden ibâret alüvyonların adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dimension:
(bkz:: Boyut)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dimi:
(< Yun.i. dimito) 1- Çok sık dokunmuş bir çeşit pamuklu bez. 2- Dokumacılıkta bir temel örgü tarzı. [Bu örgü ile dokunan kumaşların yüzeyinde verev hatlar meydana gelir; bu hatların eşit veya farklı genişlikte, ince veya kalın, belirli veya belirsiz görünüşte oluşuna göre çok değişik zenginlikte örgüler üretilebilir] 3- (sf.) Böyle dokunmuş bezden yapılmış. “Dimi gömlek.” (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Diminuendo:
(ita.i. (diminue'ndo) diminuendo) 1- (müz.) Müzik parçasının başında `>` işaretiyle gösterilen nota terimi. 2- (zf.) (diminue'ndo) Sesi gittikçe azaltarak söylemek, çalmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Dimpam:
(i. ono. çing.) Eğlence, şamata, gırgır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
din:
1- Âdet, yol, gidişat. Örn:: “Firavun dedi ki: ‘Bırakın Musa’yı öldüreyim de, Rabbine yalvarsın bakalım. Çünkü ben onun sizin dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” (Kur’an-ı Kerim Mü'min suresi 40/26 ncı Ayet) 2- Ceza, mükâfat, hesap, ceza ve mükâfatın karşılığının verildiği gün. Örn:: “Dini yalanlayan adamı gördün mü? İşte o, öksüzü iter kakar, yoksulu doyurmaya ön ayak olmaz…” (Kur’an-ı Kerim Maun suresi 107/1-3 ncü Ayet) 3- Galip gelmek, hâkimiyet. 4- Bir ülkede uygulanan kanun ve kurallar. Örn:: “…(Yusuf) Kralın dinine göre kardeşini yanında alıkoyamazdı. Meğer ki Allah dilemiş olsun.” (Kur’an-ı Kerim Yusuf suresi 12/76 ncı Ayet) 5- Boyun eğme, kulluk, itaat. Örn:: “(Müşrikler) gemiye bindikleri zaman dini yalnız Allah’a özgü kılarak ona yalvarırlar. Fakat Allah onları karaya çıkarınca hemen ona ortak koşarlar.” (Kur’an-ı Kerim Ankebut suresi 29/65 nci Ayet) 6- İnanç ve ibadet sistemi. Örn:: “…Her mescitte bütün benliğinizle Allah’a yönelin ve dini yalnızca Allah’a özgü kılarak dua edin.” (Kur’an-ı Kerim A'raf suresi 7/29 ncu Ayet) 7- Sorumluluk. Örn:: “Allah, sizin için dinde zorluk yaratmadı…” (Kur’an-ı Kerim Hac suresi 22/78 nci Ayet) 8- Allah tarafından peygamberler aracılığıyla gönderilen, aslını koruyan ve insan eliyle herhangi bir değişikliğe uğramayan din, gerçek din, İslam dini. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar gönderilen bütün ilahî dinlerin ortak adı İslam’dır. Örn:: “Yakup Peygamber, oğullarına şöyle vasiyette bulundu: ‘Ey oğullarım! Allah sizin için bir din seçti ki ondan başkasını kabul etmeyin ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/132 nci Ayet) 9- Akıl sahiplerini kendi istek ve hür iradeleri ile hayırlı olan şeylere sevk eden ilahî emirler bütünü. Din, Allah’ın vahyine dayanan ilahî bildiridir. İnsani ve ahlaki olgunluğa ulaşmak için tutulacak en doğru yoldur. Örn:: “Kim İslam’dan başka bir dine inanmak isterse, bu din Allah tarafından kabul edilmeyecektir.” (Kur’an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/85 nci Ayet) 10- Hayat tarzı, hayatın nasıl yönlendirilmesi gerektiği konusunda benimsenen düşünce, inanç, ilke ve değerler bütünü. Örn:: “Allah, elçisini hidayet ve hak dinle gönderdi ki, o (hak) din bütün dinlere üstün olsun. Şahit olarak Allah yeter.” (Kur’an-ı Kerim Fetih suresi 48/28 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Din:
(fr.i. dyne < yun.) (fiz.) CGS (santimetre gram sâniye) birim sisteminde 1 gramlık bir kütlenin hızını 1 sâniyede 1 santim değiştiren kuvvet birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
din günü:
İnsanın dünyada yaşamış olduğu hayata göre ahirette iyiliklerinin ve kötülüklerinin tam karşılığının verileceği gün, ahiret günü, hesap günü. Örn:: “Din gününü yalanlayanlara yazıklar olsun.” (Kur’an-ı Kerim Mutaffifin suresi 83/10-11 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Dinamik:
Hareketli olan, hareketli olarak yapılan.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Dinamik:
(Biy.Sp.Ter.) Hareketli.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dinamik:
(fr.i. dynamique < yun.) 1- (fiz.) Kuvvetlerin cisimlere etkisini ve bu etki sonunda meydana gelen hareketlerle kuvvetler arasındaki ilişkileri inceleyen fizik kolu. 2- (sf.) Enerji dolu, canlı, hareketli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamikleşmek:
(fr. nesnesiz) Dinamik duruma gelmek. Etkinleşmek, canlılaşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamit:
(fr.i. dynamite) Kokain.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dinamit:
(fr.i. dynamite < yun.) Nitrogliserinin gözenekli bir cisme emdirilmesiyle elde edilen patlayıcı madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamitlemek:
(fr. geçişli f. < dinamit+le-mek) 1- Dinamit koyup patlatarak havaya uçurmak. 2- (mec.) Bir girişimi engelleyici, bir kuruluşu yıkıcı davranışlarda bulunmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamitlenmek:
(fr. edilgen f. < dinamitle-n-mek) 1- Dinamit patlatılarak havaya uçurulmak. 2- (mec.) Yıkıcı davranışlara uğramak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamizm:
(fr.i. dynamisme) Davranışları canlı ve hareketli olan canlının özelliği.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)
Dinamizm:
(fr.i. dynamisme < yun.) 1- Dinamik olma durumu, canlılık, hareketlilik. "İstim üzerinde bir harp gemisi gibi çevik, harekete hazır bir dinamizm…" (Ahmet H. Tanpınar) 2- (fels.) Bütün olayların esâsının kütle veya hareket değil kuvvet ve enerji olduğunu kabul eden felsefî sistem.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamo:
(yun.i. dynamis, güç'ten. fr. dynamo) Çok çalışan, aşırı sayıda müşteri kabul eden fahişe.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dinamo:
(fr.i. dynamo) Mekanik enerjiyi doğru akım hâlinde elektrik enerjisine çevirmeye yarayan cihaz. “Otomobil dinamosu.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinamometre:
(Biy.Sp.Ter.) Kuvvet ölçümlerinde kullanılan alet. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Dinamometre:
(fr.i. dynamomètre) Kuvvetlerin şiddetini ölçmeye yarayan âlet, kuvvet ölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dinar:
(lat.i.) 1- Bahreyn, Cezayir, Irak, Karadağ, Kuveyt, Libya, Sırbistan, Tunus ve Ürdün kullanılan para birimi. 2- Eski Yugoslavya'da kullanılan para birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Dinazor Denver:
Çizgi filmin tam adı, Denver, Last Dinosaur idi. Amerikan - Fransız ortak yapımı olan çizgi film, 1988 yılında ortaya çıkmıştı. Çizgi filmi yapan şirket World Events Productions'du. Biz bu yapım şirketini Voltran, Saber Rider And Star Sherrifs çizgi filmleri ile de hatırlıyoruz. Bir grup oğlan arka bahçeyi kazarken eşek kadar bir yumurta bulmuşlar, yumurtadan dana kadar bir dinazor çıkmıştı, mavi gözlü sevimli dinoya, Denver adını takmışlar sonra da beraber alemlere akmışlardı. (Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
Dinç:
(t.i. erk.) Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dinçay:
(t.i. erk.) Kuvvetli ay.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dinçer:
(t.i. erk.) Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dindar:
(f.a.i. erk.) Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Fars+Ar)
dindar:
Dinin emirlerine hakkıyla uyan ve içtenlikle yerine getiren kişi, mütedeyyin, dini bütün. Örn:: “Deve gibi kinciliği terkeyle/Kindar olmaz dindar olan demişler.” (Havâi)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Dineri:
(yun.i. dinari < İtal.) İskambil kâğıdında kırkızı, baklava dilimi biçiminde, karo işâretinin diğer adı, orya. “Dineri papazı.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)