Haydi Öğrenelim!
uluslararası yol numarası:
seyir halinde bulunulan veya girilecek yolun, Avrupa’da başlayan ve ülkemizde devam eden bir transit yol olduğunu ve numarasını bildirir. beyaz çerçeveli, yeşil zemin rengi üzerinde beyaz renkli harf ve rakamlarla gösterilir.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Heptatlon:
(Atletizm Ter.) Atletizmde 100 m. engelli, yüksek atlama, uzun atlama, gülle atma, 200 m, cirit atma ve 800 m.’den oluşan yedili yarışma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Hepyener:
(t.i. erk.) (bkz:: Heper)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
her:
sıfat 1. tekil adlara tamlayan görevinde getirilerek ...–in hepsi, birer birer olarak, teker teker anlamını verir. "Bunu her çocuk yapar" 2. güzel görünen kimi çiçekler zehirli olabilir. 3. her güzel kadınla ilişki kurabileceğini sanmak doğru değildir, her kadın bir olmaz. 4. yaşlı olduğu halde genç görünen, dinç, canlı kimseler için söylenir. 5. yıl boyunca yeşil yapraklı olan (bitki). 6. sağlık her şeyden önemlidir. 7. insanın yapacağı her iş, vücut sağlığına bağlıdır, o olmazsa hiçbir iş yapılamaz. 8. fiyatı ya da tutarı ne kadarsa, tutarı ne olursa olsun. "İşi yap sen, her ne ise öderiz" 9. üzerinde durmayalım, olan olmuş artık, konuyu kapatalım, geçelim, uzatmayalım anlamında kullanılır. 10. her çeşit işten anlamak, her işi yapabilir olmak, çok becerikli olmak. 11. birçok konuda bilgisi olmak. 12. zamana, duruma, kişilere göre davranmasını bilmek.(Konusu: , Kökeni: )
Her Boka Maydanoz Olmak :
(d. türk, yun. ma, coctones'den) Her İşe karışmak, olur olmaz ilgisi bulunan bulunmayan her şeye burnunu sokmak, bok yedi başı'lık (bkz:: Bok Yedi Başı) etmek. Maydanoz Olmak biçiminde de kullanılır. Örn:: Ani kusura bakmayın ikide bir maydanoz oluyoruz muhabbete ama bize bi iş verilince namusumuz sayılır yani. (Kemal Gökhan Gürses, Aydınlarla Zontaların Savaşı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
her iki taraftan daralan yol:
(T-4a) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: iki yönden de daralacak.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
her iki yandan gidiniz:
(TT-36c) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, taşıt yollarının bir ayırıcı ile ayrılmış olmasına rağmen, bu yolların aynı yöndeki taşıt trafiğine ait olduğunu ve okların gösterdiği her iki yönden de gidilebileceğini belirtir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
her şey:
Her şey kelimesi de \"hepsi, tümü\" anlamlarına karşılık geliyor.(Konusu: , Kökeni: )
Herbisit:
(herbicide) Otları öldüren veya normal gelişimini etkileyen madde, tarım ilacı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
herboloji:
(ing.i. herbology) otsu (yararlı) bitki bilimi. otsu bitkileri inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Hercaimenekşe:
(viola tricolor) Sarı, mor, mavi çiçekleri olan bir çeşit menekşedir. Boyu 20 cm kadardır. Faydası:: İdrar söktürür. İdraryollarındaki iltihapları giderir. Cilt hastalıkları ve özellikle egzamada faydalıdır. Öksürüğü keser. Damar sertliği ve sarılıkta da kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Hercule Poirot:
Agatha Christie tarafından yaratılan, kurgusal, Belçikalı dedektif karakterdir. Christie'nin en ünlü ve uzun süreli karakteridir. 33 romanda ve 54 kısa öyküde boy göstermiştir.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Herde:
(bkz:: Keyif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Heredite:
(heredity) Kalıtım.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Heresyofobi:
(ing.i. heresyphobia) düzeni değiştirecek radikal bir hareket veya ihtilal yapma korkusu. hereiophobia olarakta yazılır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
herhangi:
bileşik · sıfat özellikleri iyice bilinmeyen, belli olmayan, rastgele.(Konusu: , Kökeni: )
Herıld Yani:
(d.) herhalde'den u. a. anadan) Tabii ki, elbette herhalde anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Herifçioğlu:
(d. a. harif, türk. k.) Kızılan, öfke duyulan bir adamdan söz edilirken kullanılır. Örn:: Herifçioğlu bagajdan vurdu, camiden gelmiş gibi suçsuzum diyor.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Herkese Şapur Şupur:
(d. türk. ono.) Bu olanak herkese kolayca sağlanıyor da bana niçin tanınmıyor anlamında söylenir. Örn:: Ona var da bize yok mu? Herkese şapur şupur bize gelince yarabbi şükür Ulan Ulan sen. (Aziz Nesin, Surname)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Herkül:
(bkz:: Bakımsız Tarzan)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hermafrodit:
Hem dişi hem erkek üreme organlarını birlikte taşıyan canlı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Hermafroditizm:
(hermaphroditism) Kişide her iki cinse ait cinsiyet bezlerinin (testis, over) birlikte bulunması hâli. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Herpetofobi:
(ing.i. herpetophobia) yılan, kertenkele, timsah gibi sürüngenlerden ve sürünen şeylerden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
herpetoloji:
(ing.i. herpetology) kurbağa ve sürüngen bilimi. sürüngenler ve amfibileri inceleyen bilim dalı. biyoloji alt dallarından zooloji'nin alt dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Hertz:
Saniyedeki titreşim sayısını gösteren frekans birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
hervele:
1- Çabuk ve hızlı yürüme, koşturma, koşar gibi süratlice yürüme, süratli olma. Örn:: “Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona hervele ile giderim…” (Kudsi Hadis) 2- Hac ve umre yaparken Kâbe’nin yakınındaki Safa ile Merve tepeleri arasında yer alan iki yeşil direk arasında erkeklerin koşmaları veya canlı ve diri bir biçimde yürümeleri. Hz. Peygamber ve müminler Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde Mekkeli müşrikler; ‘Müslümanların Medine’nin havasına alışamadıkları ve sıtmaya yakalanarak hastalandıklarına’ dair aralarında söylentiler çıkarmışlardır. Bu söylentiler uzun bir müddet devam etmiştir. Hz. Peygamber ve müminler Hudeybiye Anlaşması’ndan bir yıl sonra umre için Mekke’ye gittiklerinde onlara bu söylentilerin gerçeği yansıtmadığını göstermek amacıyla Safa ile Merve arasındaki kısa bir mesafede koşar adım, omuzları dik ve çalımlı bir şekilde yürümüşler; hervele yapmışlardır. O günden itibaren bu uygulama bir sünnet olarak devam ettirilmektedir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
hesap:
ÜNLÜYLE BAŞLAYAN BİR EK GELDİĞİNDE “A” ÜNLÜSÜ UZUN SÖYLENİR ad 1. ESKİMİŞTİR ➽aritmetik. 2. matematiksel işlem. 3. alacaklı ya da borçlu olma durumu. "Şu hesaba bir bakalım" 4. ödenecek ücretin, yapılan masrafın tutarı. "Garson, hesabı getir" 5. kestirmeye, oranlamaya çalışma. "Onun hesabına göre bugün geleceklerdi" 6. MEC. bir işin, bir girişimin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin tümü. "Bütün hesaplar boşa çıktı" 7. ad tamlamasında tamlanan olarak yer aldığında anlayış, tutum ya da durum anlamına gelir. "Seninki bakkal hesabı, yaz deftere!"(Konusu: , Kökeni: )
hesap günü:
Dinen yükümlü insanların inançlarından ve dünyada yaptıkları iyilik ve kötülüklerden dolayı Allah tarafından ahirette hesaba çekilecekleri gün, ceza günü, din günü, ruziceza, ahiret günü, haşir günü. Örn:: “Ey Rabb’im! Hesap günü beni, anamı babamı ve müminleri bağışla!” (Kur'an-ı Kerim İbrahim suresi 14/41 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hesapta:
(d. a. hisab, türk. e.) Düşündüğüme, anladığıma göre düşünüldüğüne, anlaşıldığına göre anlamında kullanılır. T.iç.bk. Kelek Yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hesna:
(a.i. ka.) 1- Güzel kadın. 2- Hanım, kadın.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Heterofobi:
(ing.i. heterophobia) karşı cinsten korkma. heteroseksüellerden tiksinme, korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Heterogen:
Heterojen; türdeş olmayan, farklı özellikler taşıyan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Heterojen:
(Biy.Sp.Ter.) Farklı özellikler taşıyan.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Heterojen:
Yapısı, özellikleri veya bileşenleri bakımından farklılık gösteren; türdeş olmayan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
heteroloji:
(ing.i. heterology) 1- yapı, şekil veya oluşum tarzı bakımından normalden uzaklaşma; özellikle yeni gelişen hücrelerin -yapı ve gelişim tarzı bakımından- ana hücrelerden farklı oluşu; normal dışı gelişme. 2- yapı bakımından benzer olmalarına rağmen bazı maddelerin farklı özellikler göstermesi hali.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: İngilizce)
heteroptoloji:
(ing.i. heteroptology) gerçek böcekleri inceleyen bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
heteroseksüel:
sıfat cinselliği karşı cinse yönelik olan.(Konusu: , Kökeni: fransızca)
Heterotrof:
1. Dış beslenen. 2. Kendi besinini üretemeyip organik maddeleri dışarıdan alan canlı. 3. Enerjisini organik maddelerin parçalanmasından sağlayan organizma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Heterotrofi:
Dış beslenme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
heva:
1- Arzu, istek, meyletme. Örn:: “Kim ki hevasını benim getirmiş olduğum dine tabi kılmazsa bana iman etmiş sayılmaz.” (Hadis) 2- Kişinin, dinini dikkate almaksızın arzuladığı şeylere yönelmesi. Örn:: “Allah’ın yeryüzünde en çok buğzettiği ilah hevadır.” (Hadis) 3- Kişinin, akıl ve dince kötü görülen şeylere karşı eğilimi. Örn:: “Gördünmü hevasını tanrı edineni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın.” (Kur'an-ı Kerim Furkan 25/43)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hevazin Savaşı:
(bkz:: Huneyn Savaşı)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hevesli:
(bkz:: Amatör)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Heyamola:
Denizcilerin birlikte çalışırken tempo tutmak için söyledikleri söz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Heyban:
(a.i. erk.) 1- Korkunç, korku veren. 2- Çok utangaç.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Heybet:
(a.i. erk.) 1- İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2- Karizma, doğal etkileyiş.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
heybet:
1- Celal, azamet, ululuk, büyüklük, haşmet. Örn:: “Gökte top sesleri bir bir nerelerden geliyor? / Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor / Kosava’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan… / Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu an.” (Y. K. Beyatlı) 2- Yüce Allah’a yakın olmanın ve onu sevmenin karşılığında insanda meydana gelen manevi bir hâl. 3- İnsanda korku ile karışık saygı uyandıran hâl veya görünüş.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Heybetli:
(a.i. heybet, büyüklük, ululuk, türk. e.) Erkeklik organı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Heyecan:
(Alm. Spannung - İng. suspens) Oyunun seyirci üzerinde uyandırdığı gerilim duygusu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
heyecan:
ad 1. kişide korku, kızgınlık, kıskançlık, üzüntü, sevinç, sevgi gibi duygusal nedenlere bağlı olarak kendini gösteren güçlü ve geçici duygu yoğunlaşması durumu. 2. ➽coşku.(Konusu: , Kökeni: arapça)
heykel:
ad 1. taş, tunç, bakır, kil, alçı, ağaç, fildişi vb. gibi maddelerden kalıba dökülerek, yontularak ya da yoğrulup pişirilerek yapılan insan, hayvan vb. biçimlerini yansıtan sanat yapıtı. Benzer: yontu 2. duygusuz, hareketsiz, ruhsuz (kimse). 3. çok güzel (vücut).(Konusu: , Kökeni: arapça)
heyula:
ad korku verici, ürkütücü hayal.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Hezar:
(f.i. ka.erk.) 1- Bülbül. 2- Çok, pek çok. 3- Bin. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Hezare:
(a.i. ka.) Afganistan'ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Hezarfen:
(f.i. erk.) Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Hezeyan:
(delusion) Muhakeme bozukluğu sonunda beliren, bazıları olanaksız, ancak kişinin kesin olarak inandığı, asalet, keşif, kıskançlık, şehvet, suçluluk, megalomanik gibi tipleri bulunan yanlış inanış.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
hezl:
1- Şaka, latife. Örn:: “Üç şey vardır ki ciddisi de ciddidir, hezli de ciddidir: Nikâh, boşama ve köleyi hürriyetine kavuşturma.” (Hadis) 2- Alay, eğlenme, anlamsız söz ve davranış. Örn:: “Kur'an hak ile batılı ayıran bir sözdür. O asla bir hezl değildir.” (Kur'an-ı Kerim Tarık suresi 86/13-14 ncü Ayet) 3- Sözün anlamını ve hükmünü kastetmemekle gerçekleşen ve iç irade ile beyan arasında kasıtlı uygunsuzluk durumunu doğuran ciddiyetsizlik. 4- Ciddi fikirlerin mizahi bir anlatımla dile getirildiği edebî tür.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hıçkırık:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Kerime NADİR Kitabın Konusu: 1910’lu yıllarda geçen, öksüz bir çocuk olan Kenan Ziya'nın evlatlık olarak alındığı evin tek çocuğu olan Nalan'a karşı olan, ölesiye aşkı. Kitabın Ana Fikri: Ne olursa olsun, insanlar gerçekten sevdiklerini tercih etmelidirler, çünkü bazen tek bir şansları olabilir. Karakterler: Susamzade Safi bey, Muhip Azmi bey, Dr. İlhami bey, Vesime, Şeyh Kudsi Efendi.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
HIDARI:
(hidari) Sol.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
HIDEN:
(hiden) İç eğitim, his eğitimi.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Hıdır:
(a.i. erk.) (bkz:: Hızır)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Hıdırellez:
1- Hızır ve İlyas Peygamber’in her baharın başlangıcında karada ve denizde darda kalanlara yardım amacıyla buluştuklarına inanılan Miladi 6 Mayıs, Rumi 23 Nisan’a rastlayan gün. 2- İslam öncesi, eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan, Hızır ve İlyas kavramları etrafında dinî bir içerik kazanmış halk bayramı. 3- İnsanların kıştan kurtulma, bahardan faydalanma, piknik yapma, eğlenme, nişan, düğün, sünnet törenleri tertip etme, adak ve dilekte bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirmek amacıyla kutladıkları bahar bayramı.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
hıfz:
1- Ezberleme, hatırda tutma, unutmama. 2- Saklama, muhafaza etme, koruma. Örn:: “Kur’an-ı Kerim’i biz indirdik; onun hıfzı da bize aittir.” (Kur’an-ı Kerim kelime suresi 15/9 ncu Ayet) 3. Kur’an-ı Kerim’in belirli bir bölümünü ya da tamamını ezberleme ve ezberde tutma. 4. Allah’ın, veli denilen seçkin ve sevilen kullarını günahta ısrar etmekten koruması. Örn:: “Sen, Allah’ın koymuş olduğu buyruklara uy ki Allah da seni hıfzetsin.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hıfzı:
(a.i. erk.) 1- Saklama, koruma ile ilgili. 2- Ezberleme, akılda tutma.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Hıfziye:
(a.i. ka.) (bkz:: Hıfzı)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Hıfzullah:
(a.i. erk.) Allah'ın koruması, saklaması.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Hıfzurrahman:
(a.i. erk.) Merhamet eden, acıyan. Allah'ın koruyuculuğu. Allah'ın uhdesinde.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
hıkd:
(bkz:: kin) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
HIKI:
(hiki) çekme, çekiş.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
HIKI AGERU:
(hiki ageru) Kavrayıp çekme.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
HIKI UCHI:
(hiki uchi) Geriye çıkış esnasında vurma.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
HIKIWAKE:
(hikivake) Berabere.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
HIKUI:
(hikui) Derinliği olan vuruş.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Hımhım:
(Kar.) Genizden konuşan bir Karagöz oyunu tipi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Hıncal:
(t.i. erk.) Öc al, hıncını al.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
HINERI:
(hineri) Dönmek, dönerek.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Hır:
(ono.i.) 1- Şiddetli tartışma, kavga, kargaşa. Örn:: Önüne gelen etrafı rezil berbat ediyor kavganın, gürültünün hırın bini bir para. (Halit Çapın, Balıklara Dair) 2- (Hırbo'nun, Hırt'ın kısaltması olarak kullanılır) Salak, sersem. Örn:: Ola ola Paşakapısına 30 kağıt aylıklı gardiyan değil mi? Haddini bilseydi hır. (Ratip Tahir Burak, Hapishane Hatıraları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hır Çıkarmak:
(d. ono. türk.) Kavgaya yol açmak. Örn:: -Tamam evde hır mı çıkaralım? Hem günahtır. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) Örn:: Herifin biri hır mı çıkarıyor, parayı mı ödemiyor yutulunca? Öldü artık. (Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hır Çıkmak:
(d. ono. türk.) Kavga başlamak, kavga olmak. Örn:: Beş okka rakı İle dört kasa bira daha yuvarlanmış Ve sonra sabaha karşı da hır çıkmış. (Osman Cemal, Kaygılı Çingeneler) Örn:: dur dedi o genç, kolunu tuttu. Ben bakıyorum hır çıkacak. Hınçla döndü çekişti adam. (Hulki Aktunç, Vakterişince)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hırbo:
(kürt.sf.i.) 1- (Karagöz ve ortaoyun'larındaki Anadolulu tipin adından) Aptal, alık. (kimse) Örn:: Hırpani, külhanbeyi, mirasyedi, sarhoş, zampara, enayi, hırbo, sulu alık salık tiryaki, remilci, efsuncu, acuz, aşık, maşuka, haintirah ve emsali tipler oyunun mazharı rağbet olduğu günlere göre konur veya konmazdı. (Ahmet Rasim, Orta Oyunu) Örn:: Hırbo. Karagözcü argosunda Kastamonulu karakterine verilen ad. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü) Örn:: Ulan hırbo, Eğer dün akşamki gibi tahtabitli odada yatacaksak gitmem. (Sait Faik, Korkunç Bir Pastahane) 2- Kaba saba. (kimse) Örn:: Taşralı dışarlıklı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hırbo :
(Kar.) Karagözcü argosunda taşra tiplerinin tümüne bu ad verilir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Hırboluk:
(i.) Hırbo olma durumu. Hırbo niteliği taşıma. Örn:: -bırak hırboluğu kirve diyor çıkar o yenindeki zırıltıyı. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hırdavat:
(fars.i. hurda, çerçöp, ar. hurde-vat) Değersiz, niteliksiz anlamında bir aşağılama sözü olarak kullanılır. Örn:: Nooluyo lan Şevket?.. Senin saçın niye kıvırcık bana posta mı koyuyosun hırdavat. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hırızma:
Küçük, değersiz eşya; ufak tefek şeyler.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Hıristo:
Hristiyan erkek adı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Hırkayısaadet:
Kâb b. Züheyr (ö.24/645) adlı şair Müslüman olup Hz. Peygamber’in huzurunda İslam dinini ve Müslümanları öven kasidesini okuduğunda Hz. Muhammed’in onu ödüllendirmek amacıyla sırtından çıkarıp hediye ettiği hırka. Hırkayısaadet, 124 santimetre boyunda, geniş kollu, siyah yünlü kumaştan dikilmiş krem renginde, yün astarlı bir hırkadır. Kumaş uzmanlarının yapmış olduğu incelemede hırkanın Hz. Muhammed devrine ait olduğu kanaatine varılmıştır. Muaviye döneminden itibaren hırka, törenlerde halifeler tarafından giyilmiştir. Moğol istilası sırasında Bağdat’tan Mısır’a götürülen hırkayı, Yavuz Sultan Selim 1517 yılında Mısır’ı fethettiğinde İstanbul’a getirmiştir. Bugün bu hırka Topkapı Sarayı’nda ‘Mukaddes Emanetler Dairesi’nde bulunmaktadır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hırkayışerif:
Hz. Peygamber’in vasiyeti üzerine Hz. Ömer (ö. 23/644) ile Hz. Ali’nin (ö. 40/661) Yemen’deki Karan köyüne giderek Veysel Karani’ye (ö. 37/657) hediye ettiklerine inanılan krem renginde yünlü bir kumaştan dokunan hırka. Bugün, İstanbul’da Hırkayışerif Camisi’nde korunan Resulullah’a ait bu hırka, ramazan ayının ilk haftasından başlayarak arefe gününe kadar halkın ziyaretine açık bulundurulmaktadır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hırlaşmak:
(ono.f. türk. e.) Birbiriyle ağız dalaşı yapmak, tartışıp dövüşmek. Örn:: Hırlaşur halk ile daim ol it, Günde masrufı da bir akçe simit. (Enderunlu Fazıl, Zenanname) Örn:: -bunlar it kopuk alayı berduş takımı içerde bazen çekişir hırlaşırlar. (Mehmet Şeyda, Baba)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Hırpalama:
(Güreş Ter.) Güreş boyunca rakibi yorma, oyundan düşürme. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
hırs:
1- Bir şeye çok düşkün olma, şiddetli arzu ve istek. Örn:: “Andolsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir; size karşı çok hırslı, müminlere şefkatli ve merhametlidir.” (Kur'an-ı Kerim Tevbe suresi 9/128 nci Ayet) 2- Bir amaca ulaşma konusunda kişinin bütün benliğini saran tutku, aç gözlülük, tamahkâr olma. Örn:: “Sen, (Yahudileri) Allah’a ortak koşanlardan bile daha hırslı olarak hayata sarılmış göreceksin. Onlardan her biri binlerce yıl yaşamak ister; hâlbuki uzun yaşaması böyle birini (ahirette) azaptan kurtarmaz. Zira Allah onların bütün yapıp ettiklerini görmektedir.” (Kur'anı Kerim Bakara suresi 2/96 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hırs Zarbo:
(d. çing.) Polis kuvvetlerinin özel bir bölümü. Çevik kuvvet. (bkz:: Zarbo, Zarvo)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
hırsız:
ad · sıfat 1. başkasının malını kimse görmeden alan, çalan (kimse). Benzer: uğru 2. hırsızların, uğruların çok olduğu yer. 3. çalınmış şeylerin saklandığı yer. 4. çalınmış şeyleri alıp satan kimse. 5. hırsıza kilitli kapı, yüksek duvar vb. engel olamaz, o içeri girmenin bir yolunu bulur. 6. kötü bir iş yapmaya, çalıp çırpmaya karar vermiş kişiyi engellemek için alınacak her türlü önlem yararsızdır, bir işe yaramaz, o işini görür.(Konusu: , Kökeni: )
hırsızlık:
1- Başkasına ait bir malı mülk edinmek amacıyla korunmuş olduğu yerden gizlice alma, çalma, sirkat. Örn:: “Mümin, mümin olarak hırsızlık yapmaz.” (Hadis) 2- Hukuki ehliyeti olan bir kimsenin başkasına ait belli miktarda, dayanıklı ve kıymetli bir malı kendi isteği ile alması. Örn:: “Geliniz, bana Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmama, hırsızlık yapmama, zina etmeme, çocuklarınızı öldürmeme, hiçbir kimseye iftira etmeme, iyi olan şeylerde karşı gelmeme konularında kesin söz veriniz.” (Hadis) 3- Başkasının taşınabilir malını onun rızası olmaksızın yararlanmak amacıyla bulunduğu yerden alma. “Sizden önceki toplumlar, ileri gelen ailelerden bir kişi hırsızlık yaptığında onlara ceza vermeyip zayıf kimselere hukuku uyguladıkları için helak oldular. Siz, cezaları herkese eşit şekilde uygulayın…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Hırslamak:
(f. hırsızlamak'tan kıs.) Çalmak, aşırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )