Haydi Öğrenelim!
savm:
(bkz:: oruç)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Diskur Geçmek:
(d. fr. discours, türk.) 1- Uzun uzun konuşmak, lafazanlık etmek. Örn:: Dayı Emin: -Efendiler. diye başlar başlamaz hepsi birden, -Aman Emin Diskur geçeceksen vazgeç. (Sait Faik, Kumpanya) 2- Başkalarının dinlemeye tahammülü olmadığı öğütler vermek. Örn:: Şimdi mahsus asıl büyük kötülüğü saklamak için küçük kötülükler, masum kötülükler, icad ettiğinizi biliyorum diye diskur geçmeye başladı. (Sait Faik, İnsan Gibi Bir Şey. Huy) Diskur Geçmek biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dislali:
(dyslalia) Dış konuşma organlarının bozukluğuna bağlı düşüncelerini ifade etme güçlüğü.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Disleksi:
(dyslexia) Yazıları görüp okuma, heceleme, yazma yeteneğinin bozuk olduğu kalıtsal hastalık.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Dismorfofobi:
(ing.i. dysmorphophobia) dış görünüşünün, formunun bozulmasından korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Dispanser:
(fr.i. dispensaire) Hastalara ücretsiz veya az bir ücretle ayakta tıbbî müdâhalede bulunan, teşhis ve tedâvi için gerekli muâyenelerini yapan sağlık kuruluşu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Disparöni:
(dyspareunia) Kadının cinsel ilişki sırasında zorluk ve ağrı çekmesi hâli.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Dispeç:
(ing.i. dispatch) (den.) Bir ortak avaryada gemi ve yük sâhiplerinin uğradıkları zararların, yapılan masrafların kimler tarafından nasıl ve ne nispette karşılanacağını belirleme işi ve bu maksatla düzenlenen belge.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Dispeççi:
(ing.i.) Bir avaryada gemi ve yük sâhiplerine düşen ödeme payını kazâ ve belgeleri inceleyerek hesaplayan ve bölüştüren, bu konuda uzman olan kimse, dispaçör.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Dispersiyon (Süspansiyon):
Çok ince katı yapıdaki partiküllerin bir sıvı madde içinde homojen şekilde dağılması işlemidir.(Konusu: Boya Terimi, Kökeni: )
Dispozofobi:
(ing.i. disposophobia) biriktirme hastalığı. eşyaların değersiz, tehlikeli veya sağlıksız olmalarına rağmen atılmaması, aşırı derecede biriktirilmesi. (Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Dispraksi:
(dyspraxia) Uyum gerektiren işlevlerin yapılmasındaki gücün kısmen azalması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Disprosiyum:
Sembolü: Dy Atom Numarası (Proton Sayısı): 66 Atom Ağırlığı: 162.500(1) g/mol Elektron Sayısı: 66 Element Serisi: Lantanit Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: Numaralandırılmamış, 6 Yoğunluk: 8.536 g/cm3 Erime Noktası: 1412.0 ° C (1685.15 K, 2573.6 ° F) Kaynama Noktası: 2562.0 ° C (2835.15 K, 4643.6 ° F) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Gümüş beyaz Keşif: Paul Emile Lecoq de Boisbaudran (1886) Disprosiyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Nadir toprak elementleri ile kombine edildiğinde disprosyum, bir lazer materyali olarak kullanılır. Ayrıca nükleer reaktör çubuklarında da kullanılabilir.(Konusu: Elementler, Kökeni: )
Disprosyum:
(fr.i. dysprosium < yun.) Nâdir toprak metallerinden, elde edilmesi çok zor, atom ağırlığı 162,46, atom numarası 66, sembolü Dy olan, manyetik özelliği en kuvvetli element.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Dissimülasyon:
(dissimulation) Paranoit bileşenler içeren bir akıl hastalığının erken döneminde ya da serebroskleroza bağlı demans tablosuna girmekte bulunan ve bu durumunu fark etmeye başlayan kişinin hastalığını saklama çabası içerisinde bulunduğu tablo. (Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Distilasyon:
(fr.i. distillation) İmbikten v.b. geçirme, damıtma işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Distile:
(fr.sf.) Damıtılmış durumda olan. Damıtık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Distorsiyon:
(distortion) Burkma, burkulma. Bükülme etkisiyle normal konumunun bozulması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Distribütör:
(fr.i. distributeur < lat.) 1- Motorlarda bujilere sırayla elektrik ileterek ateşlemeyi sağlayan düzenek. 2- (tic.) Îmâlâtçıya bir mâmulü belirli miktarda satma şartıyle bağlı olan başbâyi, birinci toptancı, dağıtıcı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diş:
(esk.i. türk. tiş'ten) 1- (Isırılarak yenen maddeler için) Bir ısırımlık, biraz. 2- (Esrar için) Bir sigaralık, bir İçimlik, bir parça. Örn:: Esrar keserler. -Keserler mi? Ne demek? -Ufak ufak böleceksin Her parçaya diş derler. Her diş on kuruş. Bir de şunun bunun zulasını ararlar. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 3- (İnsan için) Etkinlik, nüfuz, güçlülük. Örn:: Ne diş var dam ağasında gardiyanı sürdürdü.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
diş:
ad 1. çene kemiklerinin üstüne dizilmiş olan, ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan, ak renkli, küçük, sivri ve sert organların her biri. \"İnsanda otuz iki diş bulunduğu olur\" 2. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ omurgalı hayvanların çenelerinde, ilkel yapılı omurgalıların ağızlarında ve gırtlaklarında bulunan kemiksi sert parçalar. 3. çark, testere, tarak gibi araçlardaki küçük, sivri çıkıntılardan her biri. \"Tarağımın birkaç dişi kırılmış\" 4. (sarmısak, mısır vb.de) tane. \"Yemeğe iki diş sarmısak koydu\" 5. kimi dantellerin ya da işlemelerin kenarlarına yapılan yuvarlak ya da sivri bölüm. 6. belirteç çıkıntılı bir biçimde. 7. sıfat çıkıntıları olan. 8. eskiden varsıl kimselerin, iftara çağırdıkları yoksullara yemekten sonra verdikleri harçlık. 9. bir kimseye, yaptığı iş için fazladan verilen para. 10. bir kimsenin, emek harcayarak elde ettiği şeyle kalmayıp fazladan sağladığı çıkar.(Konusu: , Kökeni: )
Diş Çekmek:
(d.) 1- (Birinin) Ağzını, çenesini yumruklayıp, (tokatlayıp) dişinin kırılmasına, dökülmesine yol açmak. 2- (Birisinin) Dudaklarını ateşli bir biçimde öpmek. 3- (Esnaf İçin) Açık artırmada maldan anlamadığı halde pey sürüp çekilmek için avanta istemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Diş Kırmak:
(d.) Esrarı sigarayla içilebilecek parçalar haline getirmek. Diş Kesmek biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Diş saha:
7-12 arası haneler oyuncunun diş sahası, 13-18 arası haneler rakibin dış sahasıdır.(Konusu: Tavla Terimi, Kökeni: )
Dişbudak ağacı:
(fraxinus excelsior) Zeytingillerden sert keresteli bir ağaçtır. Boyu 30 metre kadardır. Yaprakları 9-13 parçalı bir dantela görünümündedir. İlkbahar ve yaz aylarında kabuğu ve yaprakları toplanıp kurutulur. Faydası:: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Anne sütünü artırır. Romatizma ve nikris ağrılarını keser. Kabızlığı giderir. (kabuğu ise kabızlık yapar, ishali keser) idrar söktürüp, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Mobilyacılıkta da kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Dişçi:
(sf. i.) 1- Dövüşte hasmının dişini kıran. (kimse) 2- Ölü soyucu, defnedilmiş ölülerin altın dişlerini sökerek geçinen hırsız. Örn:: Anca dişçi Avni güya bu yavşağı mektepde gördüğünü söylüyor. (Özdemir Kaptan - Arkan Beyoğlu, Kısa Geçmişi Argosu) 3- Açık artırmalarda bilmediği konularda pey sürüp çekilmek için avanta isteyen. (esnaf) Örn:: Bu çeşit esnafa dişçi denir. (Arslan Kaynardağ, Tarihi Değişen Yönleri ve Gizli Diliyle İstanbul Bitpazarı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dişçi:
HALK AĞZINDAN ad diş hekimi.(Konusu: , Kökeni: )
Dişe Diş:
1- isim Kısasa kısas 2- Var olan bütün gücünü kullanarak. NOT: Hal Eki Alarak Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Dişi Konuşmak:
(Tul. ve Ort. O.) Komiğe ya da Kavuklu'ya nükte yapması için laf açmak.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Dişine Mangır Değmek:
(d. mo. möngun'dan mangır, türk.) Para kazanmak. T.iç.bk. Voltasını Almak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dişsiz:
(sf.) Yoksul, mağdur, boynu bükük. Bir ay var ki yine yazık işsizim. Onun için çapaçulum, dişsizim. (Hilmi Tüner, Tavlama)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dişsiz Papu:
(d. türk. çing. papo dede, den) Yaşlı, aciz, güçsüz kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ditirambos:
(Yun. dithyrambos) Dionyzos şerefine söylenen, onun yaşamından, acı, tatlı, açık saçık serüvenlerinden söz eden koro ezgileri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
divan:
1- Devlet işleri ile alakalı yüksek düzeydeki devlet adamlarından oluşan en yüksek idari makam. Örn:: “Mert dayanır, namert kaçar / Meydan gümbür gümbürlenir / Şahlar şahı divan açar / Meydan gümbür gümbürlenir.” (Köroğlu) 2- Osmanlılarda devlet adamlarının kurduğu, padişahla vezirleri bir araya getiren toplantı yeri, kurul. 3- Şairlerin şiirlerinin toplandığı kitap. Örn:: “Eski şairlerin divanını iyi öğreniniz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’deki kelimelerin birçoğunun karşılığı bu şiirlerdedir.” (Hz. Ömer)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Divanhane:
(b.i) 1- Osmanlı Bahriye Nezareti dairesi. 2- (bkz:: Kubbealtı) (esk) Geniş sofa.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Divanı Harp:
Silahlı kuvvetler mensuplarına ve yargı yetkisi içine giren öteki kişilere yönelik suçlamalara bakan askeri mahkeme ve bu mahkemenin işleyişini düzenleyen yargılama usulü.(Konusu: Askeri Terim, Kökeni: )
Divitin:
(ing.i. tweeding [?]) Bir yüzü sık, ince ve kısacık yumuşak havlı, dokunulduğunda kadife hissi veren kumaş. “Divitin pazen.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Diya:
(Alm. Diapositiv - Fr. diapositif - İng. diapositive) Sahnenin dibinde, plastik beyaz bir gergi (ekrana) biçiminde kurulan dekor ardında projeksiyonla yansıtılan resim.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Diyabaz:
(fr.i. diabase) (jeo.) Feldspatlardan bir plajiyoklaz ile ojitten oluşmuş yeşil renkli bir kütle.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyabet:
(fr.i. diabète < yun.) (tıp.) Şeker hastalığı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyabetik:
(fr.sf. diabétique) (tıp.) Şeker hastalığı ile ilgili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyabetofobi:
(ing.i. diabetophobia) diyabet (şeker hastalığı) korkusu.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Diyafram:
(Alm. lrisblende - Fr. diaphragme - İng. diaphragme) Kimi ışıldaklarda, mercek düzeni içinde bulunan ve ışık niceliğini düzenlemekte kullanılan açılır kapanır mekanizma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Diyafram:
(fr.i. diaphragme < yun.) 1- (tıp.) Karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran ince zar, hâcib-i hâciz. 2- (fiz.) Mikroskop, fotoğraf makinesi vb. âletlerde giren ışığı ayarlamaya yarayan ve açılır kapanır levhacıklardan meydana gelen perde. 3- Titreşerek ses meydana getiren veya ses dalgalarının elektrik akımına çevrilmesini sağlayan, mikrofon, telefon kulaklıkları ve hoparlörlerde kullanılan, çok ince mâdenî levha.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyagnostik:
(fr.i.) 1- Bir bozukluğu ortaya çıkarma. 2- (hek.) Bir hastalığı belirtilerine bakarak tanılama.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyagonal:
(fr.i. diagonal < yun.) 1- Deseni, kenarlarına oranla eğrilemesine dokunmuş yün, ipek ya da pamuklu kumaş. Dokunuşundan dolayı kenarlarına göre yol yol eğik çizgiler şeklindeki desen. 2- (geo.) Bir çokgende bitişik olmayan, iki köşeyi birleştiren doğru parçası. Köşegen, kutur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyagram:
(fr.i. diagramme < yun.)1- Herhangi bir olayda görülen değişmeyi veya iki şeyin birbirine nispetle değişmesini gösteren grafik. 2- (bitb.) Bir çiçeğin bütün ayrıntılarını gösteren çizim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyaklaz:
(fr.i. diaclase < yun.) (yerb.) Belirli kaya tabakalarının çatlayıp yukarı kalkması veya aşağı çökmesi sonunda yerin düzgünlüğünü kaybetmesiyle meydana gelen büyük yer kırığı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyakoz:
(yun.i. diakonos, hizmetkar) 1- Yardımcı çömez. 2- Dalkavuk. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Diyakoz:
(< lat.i. diaconus < yun.) (din.) İkinci derecedeki papaz, papaz yardımcısı. Hristiyanlıkta papazın yardımcısı olan din adamı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Diyakroni:
(fr.i. diachronie) 1- Evrim açısından ele alınan, zaman içinde birbirini izleme durumu. 2- (dilb.) Zaman içindeki evrimleri açısından incelenen dil olaylarının özelliği. Art zamanlılık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyakronik:
(fr.sf. diachronique) Evrim açısından ele alınan zaman içinde birbirini izleyen. 2-(dilb.) Dil olay ve olgularını zaman içinde geçirdikleri evrim açısından ele alan çalışma, inceleme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyalaz:
(fr.i. diallage) (jeo.) Piroksen cinsinden, doğal kalsiyum, magnezyum ve demir silikatı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyalekt:
(fr.i. dialecte < lat. < yun.) Bir anadilin tarihsel, toplumsal, bölgesel ve kültürel nedenlerle ses, yapı ve söz dizimi yönlerinden oldukça büyük farklılıklar gösteren kolu. Lehçe.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyalektik:
(fr.i. dialectique < lat. < yun.) (fels. ve man.) 1- Karşılıklı konuşma ve tartışma sanatı, gerçeği karşılıklı konuşmalarla kavramdan kavrama geçerek ve çelişkileri ortadan kaldırarak arayıp bulma usûlü, eytişim, cedel. [Özellikle Eflâtun felsefesinde bütün gerçeklerin temeli ve ölçüsü olan iyi ideasına götüren biricik yoldur] 2- Hegel felsefesinde düşünce gibi, mutlak rûhun (geist’ın) târih seyri içinde tezâhürü demek olan varlığın tez, antitez, sentez şeklinde, zıtların telîfiyle belirerek devamlı bir oluş hâlinde ortaya çıkışını ifâde eden terim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyalektik Materyalizm:
(fr.a.) Marx ile Engels'in birlikte geliştirdikler, evreni sürekli bir devinim içindeki bir maddeden oluşan bir bütün olarak gören, evrensel oluşma ve gelişmenin, evrimin genel yasalarını açıklayan evrenle ilgili genel kuram.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
diyalektoloji:
(ing.i. dialectology) (dilb.) lehçebilim. lehçeleri araştıran bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Diyalektoloji:
(fr.i. dialectologie) (dilb.) Bir anadilin ayrıldığı lehçeleri, ağızları konu alan dilbilim dalı. Lehçe bilimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyaliz:
fr.i. dialyse < yun.) 1- Çözünmüş haldeki bâzı maddelerin, diğer bâzı maddelere oranla belirli özelliklere sâhip zarlardan daha kolay geçmesinden faydalanılarak yapılan ayırma veya arıtma usûlü. 2- (kısa.) Diyaliz makinesi. “Diyalize girmek.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyaliz Cihazı:
(f.b.i.) 1- Diyaliz usûlüne dayanarak arıtma, temizleme, ayırma yapan düzenek. 2- Özellikle böbrek yetmezliği olan kimselerin kanını temizlemeye yarayan ve böbreğin işini yapan cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyalog:
(fr.i. dialogue < yun.) 1- İki veya daha fazla kişi arasındaki karşılıklı konuşma, muhâvere, mükâleme. 2- (edeb.) Edebî eserlerde karşılıklı konuşma. 3- Konuşma şeklinde yazılmış eser. 4- (teşmil.) Anlaşma sağlamak için yapılan karşılıklı fikir ve bilgi alış verişi, bu yolda yapılan temas.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
diyanet:
1- Din. 2- Dinî emirlere hakkıyla uymak, dindarlık. Örn:: “Unuttum din diyanet kaldı benden / Bu ne mezhep durur dinden içeri.” (Y. Emre) 3- Türkiye’de İslam dini ile ilgili işleri yürütmek, toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle ilgili kamu kuruluşu; Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılından itibaren fiilen, 1961 (md.154) ve 1982 (md. 136) anayasaları ile de anayasa gereği olarak genel idare içinde yer alan bir kuruluştur. Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluşundan bugüne kadar gerek Türkiye içinde Müslüman halka, gerekse 1960’lı yıllardan sonra yurt dışındaki Müslüman Türk toplumlarına imkânları ölçüsünde din hizmeti vermeye çalışmış; cami hizmetlerini bir disiplin içerisinde yürütmeyi amaçlamıştır. Bugün de bu görevini sürdürmektedir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
diyanet:
Görev Başlangıcı: Görev Bitişi:(Konusu: Diyanet Bşk., Kökeni: )
Diyapazon:
(fr.i. diapason < lat. < yun.) Titreşme durumuna getirilince ana seslerden birini veren ve ses ayarına yarayan U şeklinde iki kollu çelik âlet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyapozitif:
(fr.i. diapositive) Projeksiyon vâsıtasıyle perdeye aksettirilebilen ve pozitif görüntü veren fotoğraf filmi veya camı, slayt.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
diyar:
ülke, yurt, il, memleket.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Diyar Diyar:
1- Ülke, memleket. "Evvel vakitte bir diyar vardı. Bu diyarda yaşayan her kim varsa, sultanından kölesine, çocuğundan ninesine, atasından dedesine hepsi aşk ehli ademlerdi." (F. Duman) 2- Dünya. "Kaldı ki, bir gün ecel gelecek, öleceksin; gideceğin diyara hazırlık yap" (M. Kaplan) 3- Şehir, yurt, bölge. "Ölümden ötesi varsa, bu sırra yeryüzünde ermiş bir diyar bulmalıydı." N. F. Kısakürek) NOT: Aynı Kelimenin Tekrarıyla Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Diyarbakır:
Diyarbakır Tarihi; Şehrin kent merkezinde, MÖ 3000 Hitit ve Hurri-Mittani egemenliği yaşanmıştır. MÖ 1260 yılına kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler'den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır'a egemen olmuşlardır. Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Diyarbakır'ı ve bütün Güneydoğu Anadolu’yu 15 Eylül 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa kumandasında Osmanlı egemenliğine kattı.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Diyarbakır:
Diyarbakır İlçeleri; 1-Bağlar (22.03.2008) 2-Bismil (04.01.1936) 3-Çermik 4-Çınar (23.06.1937) 5-Çüngüş (01.03.1953) 6-Dicle (04.01.1936) 7-Eğil (04.07.1987) 8-Ergani (26.06.1926) 9-Hani (01.04.1958) 10-Hazro (01.06.1954) 11-Kayapınar (22.03.2008) 12-Kocaköy (20.05.1990) 13-Kulp 14-Lice 15-Silvan 16-Sur (22.03.2008) 17-Yenişehir (22.03.2008) (Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Diyarbakır:
Diyarbakır; Doğudan Batman ve Muş, Batıdan Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, Kuzeyden Elazığ ve Bingöl, Güneyden ise Mardin ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Diyarbakır:
Nesiyle Meşhur: Karpuz'u, Burma Kadayıfı, Ergani Bakırı, Hasır Bilezik, Delilo Halkoyunu meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Diyarbakır:
Diyarbakır'da Gezilecek Yerler: Diyarbakır Surları, Çayönü buluntuları, Malabadi Köprüsü, Ulu Cami (Merkez), Meryem Ana Kilisesi (Merkez), Deliller Hanı, Behrampaşa Camii, Sarı Saltık Türbesi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Diyarbakır:
Genel Bakış: Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alır. • Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisi günümüzdede yaşatılmaktadır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Diyarbakırspor:
Kulüp Lakabı: Diyarbakırspor, bugün formasında taşıdığı renklerin yeşilini Diclespordan, kırmızısını ise Yıldızspor'dan aldı. Kulübün amblemi, kentle özdeşleşen kale surları ile ünlü karpuzu oldu. Taraftar Grubu: Tribünlerde faaliyet gösteren tek taraftar grubu Azrailler'dir.(Konusu: Lakap Türk Tk., Kökeni: )
Diyare:
(fr.i.) Sık sık ve sulu olarak dışkılama biçiminde kendini gösteren bir kalınbağırsak hastalığı. Sürgün, ishal.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyari:
(yun.esk.i. dian'den) İki kuruşluk madeni para.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Diyastaz:
(fr.i. diastase < yun.) Tükürük ve pankreas salgısında bulunan ve nişastayı önce maltoza, sonra da dekstroza çeviren enzim, amilaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyastol:
(fr.i. diastole) 1- (fiz.) Sistolden sonra kulakçıkların veya karıncıkların genişlemesi. 2- (biy.) Gevşeme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyatetik:
(fr.sf. diététique) 1- Diyetle ilgili. 2- (i.) (tıp.) Yiyeceklerin besin değerlerini inceleyen ve hastaların yemek rejimini düzenleyen sağlık bilimi dalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyatome:
(fr.i. diatomées) (bitb.) Silisli sert kabukları olan ve fosilleri, kalın yer katmanları oluşturan bir algler familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
diye:
ULAÇ•“DEMEK”TEN ilgeç (edat) · belirteç 1. yapılan işin nedenini bildirerek iki önermeyi, iki tümceyi birbirine bağlar. "Gömleği, kurusun diye güneşe serdim" 2. herhangi bir yargıya vararak, kanısında olarak, diyerek. "Erken yatarsınız diye gece gelmeye çekindim" 3. bağımsız sözleri tümce içine almaya, tümceye bağlamaya yarar. "Hepsi birden, ona Sakın yapma! diye bağırdı" 4. adındaki, adı.... olan, adlı. "Seni Ali diye biri aradı"(Konusu: , Kökeni: )
Diyet:
Kitabın Türü: Hikaye Kitabın Yazarı: Ömer Seyfettin Kitabın Konusu: Hikâyede Koca Ali, gösterişten, kendisini pazarlamaktan uzak sessiz, sakin ve onurlu, işini yapan, “çeliğe çifte su vermesini bilen” bir kılıç ustasıdır. Kitabın Ana Fikri: Bazı insanlar sizi kurtarır fakat yanlışlarınızı kurtardığı şeyle tehdit eder ve bu hoş değildir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
diyet:
1- Bedel. 2- Kan bedeli, tazminat. 3- İslam hukukunda, öldürme ve yaralamalarda suçlunun veya velisinin, mağdurun kendisine veya yakınlarına ödemek zorunda olduğu bedel, kan parası. Örn:: “Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola…” (Kur’an-ı Kerim Nisa suresi 4/92 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Diyet:
(fr.i. diète < yun.) Sağlığı korumak ya da düzeltmek için uygulanan beslenme düzeni. Perhiz, rejim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyet:
(fr. diète < lat.) Bâzı devletlerde genel meselelerin görüşülüp tartışıldığı meclis. [Bilhassa Germen İmparatorluğu’nu meydana getiren devletlerin özel parlementoları için kullanılmıştır](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyetisyen:
(fr.i. diéticien) Diyet uzmanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyez:
(fr.i. dièse < yun.) (müz.) Önüne geldiği sesin yarım ton inceltileceğini belirten nota işareti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyoptri:
(fr.i. dioptrie) (fiz.) Optik sistemlerin yakınsaklık birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Diyorit:
(fr.i. diorite) (jeo.) Özellikle plajiyoklazdan oluşan, saydam, üstü tanecikli derinlik kayacı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)