Haydi Öğrenelim!
Teğmen:
Teğmen; birçok ülkenin Hava kuvvetlerinde asıl görevi takım komutanlığı olan ve Asteğmen ile Üsteğmen arasındaki askerî rütbedir. Osmanlı'da Mülâzımı Sâni olarak anılırdı. Sözcük anlamı eski Türkçede hücum eden saldıran demektir. NATO kodu OF-1'dir.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
edep yeri:
Avret yeri. İnsanların cinsel organlarının bulunduğu bölge, insan bedeninde görünmesi ve başkasına gösterilmesi haram ve ayıp sayılan yerler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Edeplik:
(a.i. edeb, türk. ek.) Peştemal. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
eder:
ad değer karşılığı. Benzer: fiyat(Konusu: , Kökeni: )
Edevat:
(bkz:: Alat)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Edgü:
(t.i. erk.) İyi. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Edgüalp:
(t.i. erk.) İyi yiğit. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Edgüer:
(t.i. erk.) (bkz:: Edgü) (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Edgükan:
(t.i. erk.) (bkz:: Edgü) (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Edhem:
(a.i. erk.) Karayağız at. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Edib:
(a.i. erk.) 1- Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2- Edebiyatla uğraşan kimse. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk şair yazar. Tek ve önemli yapıtı Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabetul Hakayık isimli eserdir.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Edibe:
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yazdığı Şıpsevdi kitabındaki baş kahramanı. Kendisine söylenen her şeye inanan bir kişi. Duygularını açığa çıkarmak istemiyor. Çekingen ve kendisini küçük görüyor.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Edibe:
(a.i. ka.) (bkz:: Edib)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Edil:
(Lat. aedil) 1- Roma tiyatrosunda maddi manevi oyunları destekleyip koruyanlar. 2- Oyunları denetleyip temsil tarihlerini ve daha başka kayıtları saptayanlar. (bkz:: Didaskali(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Edilgen Kahraman:
(Alm. passiver Held - İng. passive heros) Bir oyun içinde başka oyun kişilerine uyan, onların hareketleriyle harekete geçen baş oyuncu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
edilleyierbaa:
(bkz:: edilleyişeriye)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
edilleyişeriye:
1- Dinî deliller. 2- İslam fıkhının dört ana kaynağı: Kur'an-ı Kerim, sünnet, icma ve kıyas. Edilleyişeriye’ye edilleyierbaa (dört ana delil) da denir. Bu dört ana kaynağa ek olarak sahabe kavli, istihsan, istishab, mesalihimürsele, seddizerayi ve örf de dinî delillerden sayılmaktadır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
edilmek:
yar etmek eylemine konu olmak, yapılmak. "Boşuna telaş edildi"(Konusu: , Kökeni: )
edilmek:
[nsz] ➽özümlenmek,özümsenmek.(Konusu: , Kökeni: )
Edim:
(a.i. erk.) Fiil, amel.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
edip:
ESKİMİŞTİR ad yazınsal yapıtlar veren, yazınla uğraşan kimse.(Konusu: , Kökeni: arapça)
Edirne:
Edirne Tarihi;, Traklar soyundan Odrisler’ in yörede, Meriç ve Tunca ırmaklarının birleştiği bugünkü Edirne’ nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Odrisler’ den sonra yöreye Makedonyalılar egemen olmuştur. 1000'li yıllarda şehir, Bizans İmparatorluğu kontrolünde kaldı. Haçlı Seferleri sırasında Latin İmparatorluğu kontrolüne giren şehirde Bulgarlarla 1205'te yapılan muharebede Latinler mağlup oldu. Latin İmparatorluğu'nın 1261 yılında yıkılması sonrasında Hadrianapolis Bulgarların yönetimine girdi. Edirne 1361 yılında I. Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’ un alınışına kadar 92 yıl boyunca Osmanlı Devleti’ nin başkenti olmuştur.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Edirne:
Edirne İlçeleri: 1-Merkez 2-Enez (01.03.1953) 3-Havsa (01.06.1954) 4-İpsala (01.06.1928) 5-Keşan 6-Lalapaşa (01.08.1945) 7-Meriç 8-Süloğlu (20.05.1990) 9-Uzunköprü. (Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Edirne:
Edirne; Doğudan Kırklareli ve Tekirdağ, Güneyden Çanakkale ve Ege Denizi, Batıdan Evros (Yunanistan) ve Kuzeyden Hasköy (Bulgaristan) ile komşudur. En çok ülkeye sınırı bulunan 5 ilimiz: 1- Iğdır (Ermenistan, Azerbaycan, İran) 2- Ardahan (Gürcistan, Ermenistan) 3- Hakkari (İran, Irak) 4- Şırnak (Irak, Suriye) 5- Edirne (Bulgaristan, Yunanistan) Hem denize kıyısı, hem de başka bir ülkeye sınırı bulunan 4 ilimiz: 1- Edirne (Ege Denizi; Yunanistan, Bulgaristan) 2- Kırklareli (Karadeniz; Bulgaristan) 3- Artvin (Karadeniz; Gürcistan) 4- Hatay (Akdeniz; Suriye)(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Edirne:
Nesiyle Meşhur: Ay çekirdeği, Badem ezmesi, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Pirinci, Beyaz Peyniri, Tava ciğeri, Edirnekarisi ve Kallavisi meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Edirne:
Edirne'de Gezilecek Yerler: Gökçetepe Tabiat Parkı, Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği, Lozan Anıtı ve Müzesi, Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi, Ali Paşa Çarşısı, Rüstem Paşa Kervansarayı, Edirne Adalet Kasrı, Hafızağa Konağı, Telli Çeşme, Ergene Köprüsü, Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Saatli Medrese, Peykler Medresesi, Muradiye Camii, Gala Gölü, Meriç Nehri, Ainos Antik Kenti, Edirne Saroz İbrice Limanı, Üç Şerefeli Camii, Edirne Müzesi, Selimiye Camii.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Edirne:
Genel Bakış: Marmara Bölgesi'nin Trakya yakasında yer alır. • Saros Körfezi’nde denizin tadını doyasıya çıkarabileceğiniz sahiller şöyledir; Keşan’da; Yayla, Erikli, Mecidiye, Gökçetepe, Danişment, Sazlıdere. Enez’de; Enez, Vakıf, Büyükevren, Sultaniçe, Gülçavuş. Gelibolu’da; Güneyli. • Edirne, 1365 yılından 1453 yılına, İstanbul fetih edilene dek Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapan ikinci il olmuştur. 88 yıl Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapan Edirne, Murat Hüdavendigar Zamanında başkent yapılmıştır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Edisyon Kritik:
(fr.b.i. édition critique) Bir metni değerlendirmeler ve yorumlarla veren, çeşitli nüshalarının karşılaştırılması sûretiyle yapılan basım, tenkitli basım. [Son zamanlarda bu anlamda tahkik kelimesi de kullanılmaktadır](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Editör:
(fr.i. éditeur) Kitap, gazete, dergi gibi okunacak şeyleri basıma hazırlayan, yayınlayan kimse, yayımcı, nâşir, tâbi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ediz:
(t.i. erk.) 1- Yüksek, yüksek yer. 2- Ulu, yüce, değerli.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Edouard Michelin:
Edouard Michelin (1859-1940) Fransız sanayici, mucit. Kardeşi Andre Michelin ile 1888 yılında Michelin şirketini kurmuştur. 1891 yılında ilk sökülüp takılabilen bisiklet lastiği'ni bulmuş ve 1894 yılında bu kavramı otomobil için uyarlamıştır. İlk otomobil lastiği'ni yapmıştır. Aynı zamanda firmanın logo karakteri de olan ve Bibendum adı verilen lastik adamı, bir fuarda gördüğü üst üste yığılmış lastikleri görünce kafasında tasarlamıştır. Otomotiv sanayisinin önde gelen isimlerindendir.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Edris:
(a.i. erk.) (bkz:: İdris)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Edviye:
(a.i. ka.) Devalar, ilaçlar, çareler.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Edward Jenner:
Edward Jenner (1749–1823) İngiliz mucit. 1796 yılında çiçek aşısı'nı buldu.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Edwin Howard Armstrong:
Edwin Howard Armstrong (1890-1954) Amerikan elektrik mühendisi ve mucit. 1920 yılında FM radyo'yu geliştirdi. Elektrik mühendisi Armstrong’un elektromanyetik ve elektrik alanında yaptığı icatlar çok önemlidir. Fakat onun belki de hepimiz tarafından bilinen icadı, geniş aralıklı yayın yapan FM radyo bandıdır.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Edwin Moore:
Edwin Moore (1873-1958) İngiliz mucit. Raptiye, ilk defa Amerikalı tarafından kiralık bir odada üretildi. 1904 yılında Moore Raptiye Şirketi’ni kurdu.(Konusu: Mucid ve İcadı, Kökeni: )
Efadil:
(a.i. erk.) Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Efahim:
(a.i. erk.) En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
efâlimükellefin:
1- Dinen sorumluluk çağına gelmiş bireylerin iyi ve kötü olan bütün davranışları ve bunlarla ilgili hükümler. 2- Allah’ın yapınız veya yapmayınız şeklinde isteklerine muhatap olan insanların yapmış olduğu iş ve davranışlar. Efalimükellefin farz, vacip, sünnet, haram, mekruh, müstehap, mubah ve müfsit gibi bölümler ayrılır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Efazıl:
(a.i. erk.) (bkz:: Efadıl)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Efdal:
(a.i. ka.erk.) 1- Çok faziletli, yüksek derecede. 2- Tercihe şayan, müreccah. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
efdal:
1- Üstün, en üstün, daha üstün, daha makbul, daha uygun. Örn:: “Yapılan işlerin en efdali; Allah’a ve Resulüne iman, vaktinde kılınan namaz, Allah yolunda cihat etmek ve anaya babaya yapılan iyiliktir.” (Hadis) 2- Çok faziletli, yapıldığında sevabı çok olan. Örn:: “Amellerin efdali, helal kazançtır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Efe:
(t.i. erk.) 1- Ağabey, büyük kardeş. 2- Yiğit, cesur. 3- Kabadayı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Efe:
(Kar. Ort. O.) Karagöz ve Orta oyununda Batı Anadolu zeybek tipi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Efebifobi:
(ing.i. ephebiphobia) ergenlik çağında olan kişilerden korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Efekan:
(t.i. erk.) Efe soyundan gelen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Efekt:
Ses ya da ışık yönünden sahnede etki sağlayan aygıt ya da aygıtların tümü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Efekt:
(ing.i. effect) Radyo, televizyon ve sahne oyunlarında, filim seslendirmelerinde, olayda bulunması gereken sesleri gerçek hissini verecek şekilde birtakım âletlerle çıkarma işi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)
Efektif:
(fr.i.sf. effectif < lat.) Nakdî (para), kasa işlemlerinde senetler dışındaki kâğıt ve mâdenî para.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Efektör:
(fr.i. effecteur < .ing.) Efektleri hazırlayan, uygulayan, efekt yapan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Efemine:
(fr.sf efféminé < lat.) Davranışları ve tavırları kadınımsı olan erkek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Efendi:
(yun.i. aféndis < authentês “kendi kendine iş gören; mutlak hâkim”) [Kelime Türkçe’den Arapça’ya, Çek diline ve İngilizce’ye de geçmiştir] 1- Sâhip durumunda olan, buyruğu geçen, hükmünü yürüten, kendisine uyulan kimse, sâhip. 2- Erkek isimlerinden sonra bey yerine kullanılan unvan sözü. [Eskiden saygı ifâdesi olarak şehzâdeler, din adamları, okumuş kimseler için kullanılırdı. Bugün ise beyden sonra gelen ikinci derecede bir unvan durumundadır] 3- Erkekler için kullanılan hitap sözü. 4- Koca. 5 (tas.) Şeyh, pir. 6- (sf.) Terbiyeli, edepli, ölçülü, temkinli kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)
Efferent:
(Biy.Sp.Ter.) Motor. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Efgan:
(f.i. erk.) Figan, ağlayıp inleme, feryat.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Efgen:
(f.i. erk.) 1- Düşüren, yıkan, yere atan. 2- Alıcı, yakıcı, düşürücü. (bkz: Figen)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Efharisto:
(d. yun. eukharisto'dan) Teşekkür ederim anlamında kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Efhem:
(a.i. ka.) 1- Çabuk anlayan. 2- Zihni açık olan. 3- Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. (bkz:: Fehamet)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Efi:
(fr.i. effamina'den n.) Kadınsı tavırlı erkek. (Al.y. Efe'de denir.) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Efide:
(a.i. ka.) Yürekler, kalpler, gönüller.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Efil:
(t.i. ka.erk.) Rüzgar, dalgalanma. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Efkar:
(a.i. erk.) 1- Düşünceler. 2- İç sıkıntısı, kaygı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Efken:
(f.i. erk.) Düşkün.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Eflak:
(a.i. erk.) 1- Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2- Bahtlar, talihler, kaderler.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Eflaki:
(a.i. erk.) Gökte oturan melek. Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevlana'ya dair Menakıbü'l-Arifin adlı eserin müellifi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Eflatun:
(yun.i. erk.) 1- Açık mor. 2- Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Yunanca)
Efor:
(fr.i. effort) Bedensel ve zihinsel güç hareket, gayret, çaba, cehit. “Efor sarfetmek.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Eforlu:
(fr.sf.) (tıp.) Kalbin yükünün arttığı durumlardaki çalışmasını belirlemek için hastaya güç sarfettirildikten sonra çekilen elektrokardiyogram anlamına gelen Eforlu elektro sözünde kullanılmaktadır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Efrahim:
(ibr.i. erk.) Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin'de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman'ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: İbranice)
Efras:
(a.i. erk.) Atlar, beygirler, kısraklar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Efrasiyap:
(f.i. erk.) Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender'den evvel yaşamıştır. Kaşgar'daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlıların Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafından öldürülmüştür.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Efraz:
(f.i. ka.) Kaldıran, yükselten. Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Efridun:
(f.i. erk.) Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Efrug:
(f.i. ka.erk.) 1- Parıltı, ışık. 2- Nur. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Efruz:
(f.i. ka.) 1- Şule, parıltı. 2- Aydınlatan, parlatan. 3- Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Efsane:
(f.i. ka.) 1- Asılsız hikaye. 2- Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
efsane:
ad 1. ➽söylence. 2. MEC. gerçeğe dayanmayan, gerçekdışı söz.(Konusu: , Kökeni: farsca)
Efsane Guyan:
(İsl. Tiy.) İslam ülkelerinde kısa fıkralar anlatan.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
efsanevi:
sıfat ➽söylencesel.(Konusu: , Kökeni: farsca)
Efser:
(f.i. ka.erk.) 1- Taç. 2- Subay. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. (bkz:: İklil)(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Efsun:
(f.i. ka.) 1- Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık.(bkz:: Füsun)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Efşan:
(f.i. ka.) Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir. Gülefşan: Gül saçan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Eftamintokofti:
(yun.i.) Uydurma, yalan, aslı esası olmayan söz.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Eftamintokoftiden:
(yun.zf. türk.e.) Yalandan, yalancıktan. Örn:: Eftamintokoftiden Selim için üzülürmüş gibi yapıyor. (Özdemir Kaptan Arkan, Beyoğlu-Kısa Geçmişi Argosu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Eften Püften:
(sf.) 1- Çürük çarık şeylerden yapılmış, dayanıksız, değersiz (şey). 2- Baştan savma yapılmış (iş vb.). NOT: İkisi de Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Efza:
(f.i. ka.erk.) Artmak, çoğalmak. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Egale Etmek:
(Atletizm Ter.) Daha önceki rekor dereceye erişmek, aynı rekor derecesini gerçekleştirmek.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Egav Etmek:
(d. erm. türk.) Almak, ele geçirmek. Çalmak, karşılıksız ya da karşılığından azına elde etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Egavlamak:
(f.) 1- Almak. Örn:: -Taksi olsun aslanım dedi. Taksi olsun. Yolda rast getirdiğin fiyakalı müşterileri egavla. (Orhan Kemal, Yerli Turist) 2- Çalmak. Örn:: Tüh bee 10 milyonu egavlamama bir saatçik kalmıştı. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Egavlanmak:
(f.) 1- Alınmak. Çalınmak. 2- Ele geçirilmek, yakalanmak. Örn:: Dün on İki torbacı egavlanmış.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Egaya Düşmek:
(d.) (Birisinin) Eline geçmek, eline düşmek. Örn:: Esrar afyona elveda amcasının istediğince Adam olacaktı. Olacaktı ki kız egaya düşsün. (Orhan Kemal, Yedibela)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Ege:
(t.i. ka.) 1- Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2- Yaşça büyük, ulu. 3- Sahip.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Ege Adaları:
Yunanistan yarımadası ile Anadolu yarımadası arasında bulunan ve toplam alanı 23.000 kilometrekare kadar olan 3000'e yakın ada ve adacığa Ege Adaları adı verilir. Ege denizindeki adalar, yüz ölçümleri çok farklı ve sayıları çok fazla olmasına rağmen yine de gruplara ayrılabilirler. En alt bölümdeki adalar olan Rodos, Girit, Kerpe ve Çuha Adası, Anadolu ve Yunanistan yarımadalarının ana kara parçalarının dışında bulunurlar. Diğer adaların hemen hemen hepsi Türk ve Yunan ana kara parçalarının önünde bulunan bölgelerde toplanmışlardır. Bu ada gruplarından Mora yarımadasının doğusunda bulunanlara Kiklatlar, Yunanistan'ın orta bölümünün kıyıları önünde bulunanlara Tesalya Adaları (Kuzey Asporatlar ya da Şeytan Adaları), Ege denizinin orta bölümünde, Anadolu kıyılarına yakın olanlara Saruhan Adaları (Doğu Asporatlar), Batı Anadolu'nun güney ucunda yer alanlara da On iki ada (Güney Asporatlar) denir. Asporat (Sporat) Yunanca "dağınık" demektir, Kiklat ise "çember" demektir. Sanılanın aksine, Batı Anadolu kıyılarına yakın olan irili ufaklı adalara On İki Ada denilmemektedir(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Ege Denizi:
Diğer adı ile Adalar Denizi, Balkan ve Anadolu Yarımadaları arasında, Akdeniz'e bağlı bir denizdir. Marmara Denizi ve Karadeniz'den Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile ayrılan bu denizin kuzey sınırları karalarla çizilmiş olmakla birlikte, güney sınırlarını Yunanistan'a bağlı adalar olan Rodos ve Girit çizer. Ege Denizi'nin tüm kıyıları Türkiye ve Yunanistan ile çevrilidir. Karadeniz üzerinden taşınan petrol ürünlerinin dünya pazarına ulaşmasında başlıca yoldur.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Egemen:
(t.i. erk.) Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe'de ne "eğe" kökü, ne de "man-men" şeklinde isim yapım eki vardır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Egenur:
(t.i. ka.) (bkz:: Ege) (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Egesel:
(t.i. erk.) (bkz:: Ege)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Eglog:
(fr.i. églogue < lat. < yun.) Karşılıklı konuşmalara yer vererek aşk duygularını dile getiren çoban şiiri ve bunun bestelenmiş şekli.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Ego:
(lat.i. ego) (fels.) 1- Bireyin kişiliğini oluşturan ana öğe, bireyi öteki varlıklardan ayıran bilinç. Kişinin öz benliği, ben. 2- Nefis.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Latince)
Egoist:
(fr.i.sf. égoïste) 1- yalnızca ya da öncelikle kendi çıkarını, yararını düşünen kimse. Hodbin, hodkâm, egoist. 2- (fels.) Egoizm öğretisine inanan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)