Haydi Öğrenelim!
sismoloji:
(ing.i. seismology) deprem bilimi. yer sarsıntılarının oluş kökenini, deprem işleyişini, boyutunu, etkilerini ve alt yapısını araştıran bilim dalı.
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Duha Suresi:
(a.i. سورة الضحى ḍuḥā) duhâ suresi; adını ilk ayette geçen kuşluk vakti kelimesinden alır. kur'an-ı kerim'de 93 ncü sure, 30 ncu cüz, 595 nci sayfadadır. 11 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 11 nci sıradadır. fecr suresi'nden sonra, inşirah suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. sûrede ahir zaman Peygamberinin husûsiyyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Duha Suresi:
Kur’an-ı Kerim’in doksan üçüncü suresidir. Mekke’de indirilmiştir. On bir ayettir. Adını, “kuşluk vakti” anlamına gelen ve birinci ayette geçen “duha” kelimesinden almıştır. Surede, Hz. Peygamber’in kişiliği; Allah’ın dünya ve ahirette ona verdiği bağışlar ele alınır. Bu çerçevede Allah’ın, Hz. Peygamber’i çeşitli biçimlerde desteklemesinden, ahiretin kalıcılığından, İslam dininin yayılma sürecinin gelecekte başarılı olacağından, yetimlere ve fakirlere güzel davranmanın öneminden bahsedilir. Allah’ın verdiği nimetleri sürekli anmanın gerekliliğini vurgulayan ayetle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Duhan Suresi:
(a.i. ﺩﺧﺎﻥ duḫān) duhan suresi; adını, 10 ncu âyette geçen ve duman manasına gelen "duhan" kelimesinden almıştır. kur'an-ı kerim'de 44 ncü sure, 25 nci cüz, 495 nci sayfadadır. 59 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 64 ncü sıradadır. zuhruf suresi'nden sonra, casiye suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. duhan suresinde kitaba ve peygamberlere inanmanın öneminden, inanmayanların dünya hayatında uğrayacağı sıkıntılardan ve ahiret hayatında çekecekleri azaptan bahsedilmektedir. ayrıca iman edip kötülükten sakınanların ebedi mutluluğa erecekleri ifade edilmektedir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)
Duhan Suresi:
Kur’an-ı Kerim’in kırk dördüncü suresidir. Mekke’de inmiştir. Elli dokuz ayettir. Adını, “gökyüzünü kaplayan duman” anlamına gelen ve onuncu ayette geçen “duhan” kelimesinden almıştır. Surede, inkârcıların Allah’ın gönderdiği kitaba, Resulüne ve tekrar dirilmeye inanmayı reddedişleri ele alınır. Küfredenlerin başlarına gelecek belalara yer verilir. Bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’in ve bu kitabın inmiş olduğu günün önemine vurgu yapılır. Surede, yerlerin, göklerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin Rabbinin Allah olduğu belirtilir. Allah’ın bir olduğu, öldürmeye ve diriltmeye gücünün yettiği ele alınır. Kur’an-ı Kerim’e inanmayıp alay edenleri tehdit eden ayetlere yer verilir. Müşrikler ölmeden önce tövbe etmeye çağrılır. Firavun’un ve kavminin başlarına gelenler haber verildikten sonra insanların bu olaylardan ibret almaları öğütlenir. İnkârcılar için cehennemdeki korkunç azaplar ve müminler için de cennet tasvirleri yapılarak sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Duhter:
(f.i. ka.) Kerime, kız.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Duhule Müsait:
(suitable for coitus) Cinsel birleşmeden etkilenmeyen ancak doğum sırasında yırtılabilen kızlık zarlarını niteleyen tanımlama.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Duisburg:
Duisburg; Almanya'nın kuzeybatısında, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde Düsseldorf iline bağlı bir kenttir. Ren ve Ruhr ırmaklarının birleştiği noktada yer alır. Ren-Herne Kanalıyla Kuzey Denizindeki Alman limanlarına ve Dortmund üzerinden Dortmund-Ems Kanalına bağlanır. Duisburg Almanya'da Berlin, Köln ve Hamburg kentlerinden sonra en çok Türk'ün yaşadığı şehirdir. Tarihçe Romalıların Castrum Deutonis olarak andığı kente, 740'ta Frank krallarının yönetim merkezlerinden biri olarak Diuspargum adı verildi. 1129'da berat alarak imparatorluk kenti olduktan sonra, 1290'da Kleve kentine, 1614'te de Kleve ile birlikte Brandenburg'a bağlandı. Felemenk bağımsızlık savaşları ve Otuz Yıl Savaşları (1618-48) sırasında ağır yıkıma uğrayan Duisburg, bir Protestan üniversitesinin merkezi olarak 1655-1818 arasında eski canlılığına yeniden kavuştu.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )
Duka:
(it.i.) 1- Erkeklik organı, penis, kamış. Örn:: Hokkabaz: Çok şükur sen nasılsın? Karagöz- Dukamı ye de taşaklarım burnuna asılsın (Karagöz, Sünnet) 2- Dişilik organı, vagina, ferç. 3- Para. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duka:
(ita.i. duca < lat.) 1- Dük sözünün eski şekli, Avrupa’da bir nevi asâlet unvânı, bir dukalığın hâkimi, doj. [Özellikle Venedik ve Ceneviz cumhûriyetlerinin başkanları için kullanılmıştır] 2- (târ.) XIII. yüzyılda Venedik’te çıkarılan ve Osmanlı Devleti’nde de kullanılan altın akçe. "Düka" olarakta söylenir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Dukalık:
(ita.i.) 1- Duka olma, duka unvânı. 2- Bir duka tarafından yönetilen yer. "Dükalık" olarakta söylenir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)
Dukme:
(i. esk.) (dökme'den) Gümüş mecidiye. Örn:: Avelin bir dukmesini tırtıkladım. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dulaptalotu:
(daphne mezereum) Dulaptalotugillerin örnek bir bitkisi olan bir ağaçcıktır. Yüksek yerlerde yetişir. Çiçekleri güzel kokuludur. Meyveleri kırmızımtıraktır. Yaprakçıkları ise, açık yeşildir. Kabukları kullanılır. Faydası:: Zona tedavisinde faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Dulavrat otu:
(pıtrak) Bileşikgillerden; yol kenarlarında ve seyrek koruluklarda yetişen bir bitkidir. 1-1,5 metre boyundadır. Kökü ve yaprakları kullanılır. Faydası:: Yapraklarından yapılan ilaçlar, romatizma ve nikris ağrılarını giderir. Mide iltihaplarını iyileştirir. Kökünden yapılan ilaçlar ise, deri iltihapları ve egzamanın tedavisinde ve karacier hastalıklarında kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Duman:
(esk.sf.i. türk. tuman'dan) 1- Kötü, perişan. Örn:: -Korkma dedim seni kadın olduğun için dövmezler, olsa olsa nihayet beş on tükürükle yakayı kurtarırsın ama ben yakalanırsam işim duman. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar) 2- Esrar, esrarlı sigara. Örn:: Derya üstünde ateş, Hey canım olma serkeş, Dervişanedir peşkeş, Çek dumanı çek caba. (Server Baba, nefes) an.ge. 3- Sigara. Örn:: Maltada Hafızın biri duman dağıtıyor, yumulun. (Kemal Tahir, Esir Şehrin.Mahpusu) Örn:: Saatin 4 saatini uykuya çıkar aşağı yukarı 14 dakikaya bir cıgara düşer. Şu halde yarım saatlik duman hazır. (Samim Aşkın, Halk Plajı) 4- Kalıcı olmayan, gelip geçici. (iş, durum) 5- Kalabalık. (bkz:: Duman Çökmek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Altı Olmak:
(d.) Esrarlı sigara (sigara) içilen yerde bulunup kendisi içmediği halde dumandan etkilenmek. Örn:: Meğer dumanaltı olmak dumanın kendini almaktan daha beter vururmuş insanı. (Fakir Baykurt, 4. Şoför Kamber)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Attırmak:
(d.) 1- Yıldırmak, yapıp ettikleriyle korku salmak. 2- (Bir kişiyi, bir ortamı) Kötü duruma sokmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Çökmek:
(d.) Kalabalıklaşmak, kalabalık basmak. Örn:: Bugün kuruş düşmedi. Öyle de duman çöküyor ki. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Etmek:
(d.) Perişan etmek, çok kötü duruma sokmak. Örn:: Tek başına İki bin metre yükseklikteki yalçın bir kayalığa sırtında ağır makineli tüfekle tırmanıp oradaki düşman mevzilerini duman eden ve bayrağı dikerken bir dağ keçisinin tos vuruşuyla şehit olan askerler, şimcİt çerde?.. (Süavi Süalp, Gene İyi Dayandık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Olmak:
(d.) Perişan olmak, pek kötü bir duruma düşmek. Örn:: Bi tek bıçak atıcam, bacak duman olucak. (İrfan Yalçın, Genelevde Yas) Örn:: Duman Olduk. (Gürkal Aylan, Ömür Biter Yol Bİtmez - Taşıt Edebiyatı Taşıt Folkloru) Bazen olumlu biçimde çok etkilenmek anlamında da kullanılır. Örn:: Rüzgar vurdu, etek savruldu, tabak meydanda, duman oldum.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duman Yapmak:
(d.) (Kumarda) Az parayla oynayıp, çok para kazanmak. (bkz:: Dumancı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dumancı:
(i.) 1- Esrarkeş, esrarlı sigara tutkunu. Örn:: Gönderen odur odur haşhaşı İstanbuldan bize, Dumancıların şahiyizdir alayımız çünkü. (Gail Holst - V. Çelik Akpınar, Rembetika) Örn:: Dayı değil misin yoksa? Dayı olmayan adam dumancı olur mu? (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı) 2- (Kumarda) Az parayla oynadığı halde çok kazanan oyuncu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dumanı Vermek:
(d.) (Sözü, davranışı) Güçlü bir biçimde artırmak, veryansın etmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dumanlanmak:
(f.) Esrar vb. uyuşturucu kullanmak. Örn:: Dumanlanabilsin yaşlı Batis de Yılların dervişi. (Gail Holst - V. Çelik Akpınar, Rembetika)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dumanlı:
(bkz:: Kafası Dumanlı Olmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dumdum:
(hint.i.) (ses taklidi k.) İngilizce dumdum bullet "bir tür kurşun" deyiminden alıntıdır. (İlk kullanımı: 1897 İng. Hind.) İngilizce deyim Dumdum "Hindistan'ın Bengal bölgesinde bir müstahkem yer ve cephane fabrikası" özel adından türetilmiştir. Bu sözcük Bengal dilinde damdama "toprak kale, burç, tabya" sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Farsça aynı anlama gelen damdama دمدمه sözcüğünden alıntıdır. (Hindistan'da Batı Bengal Bölgesindeki Dum Dum Kentinin adından) İlkin XIX. yüzyılda Dum Dum kentinin silah fabrikasında yapılmış olan, çekirdeğinin dışı çelikten, ucu haç biçiminde çentikli, çarptığı yerde bu uç açılıp genişleyerek kurşunu dağıtan ve dolayısıyla çok tehlikeli, büyük yaralar açan bir tüfek kurşunu. [Dumdum kurşunu da denir](Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Hintçe)
Dumrul:
(t.i. erk.) Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dupçe:
(i.) (delik anlamında çing. k.) 1- Dişilik organı. 2- Makat, anus. (bkz:: Göt, Petka)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
dur:
(TT-2) Trafik Tanzim İşareti: bu işaret levhası, sürücülerin bir kavşağa girmeden önce durarak kavşaktaki bütün araçlara yol vermeleri gerektiğini belirtir. bu işaret levhası aynı zamanda kontrolsüz bir demiryolu geçidinden geçmeden önce söz konusu olan durma mecburiyetini belirtmek için de kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Dur:
(Tekvando Ter.) Kallyo.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
dur paneli:
(PL-5) Trafik Panel İşareti: bu panel levha, yüksek yaklaşım hızı bulunan tali yollardan ana yola yaklaşımlarda, kavşakta DUR işaret levhası kullanılmış ise ön uyarı olarak "Yol Ver" işaret levhası ile birlikte kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
durak:
(B-22) Trafik Bilgi İşareti: bu işaret levhası, konulduğu yol kesiminde yolcu indirme-bindirme durağı olduğunu bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Durak:
(t.i. erk.) 1- Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2- Durma, dinlenme. 3- Cümle sonuna konulan nokta.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
durak işaretleri:
(bkz:: vakıf işaretleri)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Durak Yöntemi:
(Alm. Stationentecknik - Fr. technique episode İng. episodic technique) Bir tiyatro yapıtını perdelerle değil de, duraklarla (tablolarla) kurma yöntemi. İlk kez Orta Çağda dinsel oyunlarda görülmüştür. Ekspresyonist ve anlatımcı (Epik) tiyatro yapıtlarında bu yöntem izlenir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Durak Zamanı:
(Alm. Unterkrechıungs daner - Fr. temps d'arret) Bir oyunun gerekli yerlerinde susma süresi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Durakçı:
(i.) Özellikle kamu taşıma aracı duraklarında işini gören yankesici kalabalığı ve araca binilirken oluşan itiş kakışı kollayıp yankesicilik yapar. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
duraklamak ve park etmek yasaktır:
(P-2) Trafik Durma ve Parketme İşareti: bu işaret levhası duraklamanın ve park etmenin yasak olduğunu bildirir. duraklama ve park etme yasakları belirli araçlar için günün belirli saatleri için veya levhanın bulunduğu yolun belirli mesafesi için geçerli olduğu durumlarda ise ilave panel levha ile durum bildirilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Duraksama:
(Halter Ter.) Barın hareketini çekiş anında kısa bir an bekletme.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Durali:
(t.i. erk.) (bkz:: Dursunali)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Duran:
(t.i. erk.) Hareketsiz halde bulunan, sabit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Duranay:
(t.i. erk.) Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Durcan:
(t.i. erk.) Canlı kal, ömrün uzun olsun.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durdu:
(t.i. ka.) (bkz:: Dursaliha)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Durgu:
(Alm. Pause - İng. pause) Bir tümce ya da konuşma içindeki duruş, susuş.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
durgun:
sıfat 1. çalkantısız duran, kımıldanış ve canlılık göstermeyen, devinimsiz, dingin. "Önümüzde durgun bir deniz uzanıyordu" 2. MEC. neşesi üzerinde olmayan, sessiz duran, keyifsiz, neşesiz (kimse). "Bugün durgun görünüyorsun" 3. MEC. canlı olmayan, sönük, hareketsiz (iş vb.). "Tütün piyasası durgun geçiyor"(Konusu: , Kökeni: )
Durgunluk (plato):
Gözlemlenebilir bir ilerlemenin görülmediği evre.(Konusu: Fitness Terimi, Kökeni: )
Durgunsu Kano Sürat:
(Kano Ter.) Durgun su veya çok yavaş akan sularda akan akarsularda yapılan 500 m., 1000 m., 10000 metrelik tek veya takım halinde yapılan yarışlar. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Durhal:
(t.i. erk.) Hal üzere kal, olduğun gibi kal. (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durkadın:
(t.i. ka.) (bkz:: Dursaliha)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Durkaya:
(t.i. erk.) Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
durma:
ad 1. durmak eylemi. 2. eğlenme, eğleşme, bekleme.(Konusu: , Kökeni: )
durmak:
nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. devinimsiz kalmak, yürümez olmak, kımıldamadan beklemek. "Buruda durmak yasaktır" 2. (işleyen bir araç) işlemez, çalışmaz, iş görmez olmak. "Motor durdu" 3. bir yerde bir süre oyalanmak, eğleşmek, kalmak. "Köyde birkaç gün durduktan sonra sıkılıp döndü" 4. (yağmur, rüzgâr, ağrı vb.) son bulmak, dinmek, kesilmek. "Rüzgâr durmak bilmedi" 5. varlığını sürdürmek. "Geçmişimiz önümüzde duruyor" 6. beklemek, dikilmek. "Böyle durmaktan yoruldum" 7. var olmak, bulunmak, yapılmayı, yürütülmeyi, sürdürülmeyi beklemek. "İşler dururken boş oturulmaz" 8. sağ bulunmak, yaşamakta olmak, yaşamak. "Kendi torun sahibi olacak, daha anası babası duruyor" 9. bir şey yapmaksızın oturmak, eylemsiz durumda bulunmak, boş oturmak. "Böyle durmak olmaz, çalışın" 10. (bir şey) eski durumunu korumak, atılmamış ya da satılmamış vb. olmak. "Evi, tarlası duruyor, o yeter" 11. birisinin malı olarak bulunmak ya da o mal ile ilişkisi olmak. "Arabası duruyor mu?" 12. belli bir durumda ya da görevde, işte bulunmak. "İşim oyunda kaleci durmaktı. Aç susuz durmaktaydı" 13. dayanmak, katlanmak, sabretmek. "Konuyu ona açmadan durmak zor" 14. bir yerde olmak ya da bulunmak. "Bardak masada durmaktaydı, görmedi" 15. bir şeyle, bir konuyla çok ilgilenmek, konunun üstüne düşmek. "Bakan bu konuda çok duruyor" 16. (olumsuz biçimiyle) sürekli olarak yapmak, ara vermeden işlemek, çalışmak, olmak vb. "Gürültü hiç durmadı" 17. [yar] kök ya da gövdeleri sonuna – e (– a ) almış eylemsilerle ya da çekimli bir eylemle süreklilik bildiren bileşik eylemler oluşturur; örneğin gidedurmak, yapadurmak gibi. 18. tekil ve çoğul ikinci kişi buyruk kipi olarak, biraz zaman geçsin, biraz bekleyelim, sabredelim anlamında kullanılır. "Dur, ben ona yapacağı bilirim. Durun siz, dönüp gelecektir" 19. hiç gereği yokken. "Durduğu yerde başına iş açtı" 20. hiç emek, çaba harcamadan. "Durduğu yerde para kazanır" 21. suçu olmadığı halde. "Durduğu yerde ceza yedi" 22. hiç durmadan çalışmak. 23. (çocuk vb. için) çok hareketli olmak. 24. artık eski aşırı davranışlarını bırakmış, akıllıca ve tutarlı davranır olmuş, olgun (kimse). 25. uzun süredir rahat bir yaşam düzeni içine girmiş, büyük sorunları kalmamış (kuruluş, kurum, ülke). 26. aşırılığa kaçmayan, yerli yerinde, tutarlı. "Yazarın durmuş oturmuş bir dili var" 27. birdenbire, ansızın. "Durup dururken kalkıp gitti" 28. hiçbir neden yokken. "Durup dururken nereden çıktı bu kavga?" 29. hiç gereği yokken. "Durup dururken harcamayı sever"(Konusu: , Kökeni: )
Durmuş:
(t.i. erk.) (bkz:: Dursun)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durna:
(t.i. erk.) Bir cins kuş. Turna.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dursaliha:
(t.a.i. ka.) Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Tür+Ar)
Dursun:
(t.i. erk.) Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Dursunali:
(t.a.i. erk.) Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Tür+Ar)
Duru:
(t.i. ka.) Saf, berrak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Durualp:
(t.i. erk.) Özü temiz yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durucan:
(t.i. erk.) (bkz:: Durualp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durugül:
(t.i. ka.) Temiz, saf gül.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Duruhan:
(t.i. erk.) (bkz:: Durualp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durukan:
(t.i. erk.) (bkz:: Durualp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durul:
(t.i. erk.) 1- Berrak, saf duruma gel. 2- Dibe çöken şey, tortu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durum:
(Alm. Situation - Fr. situation - İng. situation) Oyunda seyirciyi etkileyen görünüş. Vaziyet.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
durum:
ad 1. bir şeyin, belli bir zaman kesiti içinde, etkisinde, içinde bulunduğu koşulların tümü, bir şeyi belirleyen koşulların topu. \"Ekonominin durumu kötüleşiyor\" 2. duruş biçimi, konum. \"Masanın durumu odayı daraltıyor\" Benzer: pozisyon 3. bireyin çevresiyle olan somut bağlantısı, toplum içindeki yeri. 4. DİLBİLGİSİ TERİMİ adın tümce içindeki işlevini gösteren, biçimsel değişmelerini ya da çekim eklerini belirten biçim; Türkçede ad soylu sözcüklerin yalın durum, belirtme durumu, tamlayan durumu, yönelme durumu, çıkma durumu, kalma durumu olmak üzere, genelli kle altı durumu vardır; örneğin ev, eve, evde, evden vb. gibi. 5. TİYATRO TERİMİ oyunda, kişiler arasındaki ilişkilerde seyirciyi etkileyen görünüm. 6. belli bir duruş biçimine geçmek. \"Asker hazır ol durumunu almıştı\" 7. bir olay karşısında belli bir davranış göstermek. \"Onun durum almakta gecikmesi işi güçleştirdi\" 8. ... düzeyine inmek, (o şeye) benzemek. \"Aptal durumuna düşmek istemiyorum\" 9. koşulları bozulmak. \"Sonunda bizim durumumuza düştü\"(Konusu: , Kökeni: )
Durum Çubuğu:
"Pencerelerin alt kısmında bulunan ve pencere hakkında temel bilgileri içeren bölüme ""durum çubuğu"" adı verilir. Durum çubuğunun görünüp görünmemesi sizin tercihinize bağlıdır. Eğer görünmesini istiyorsanız, ""Düzen"" menusunu açmalı ve ""Durum Çubuğu"" seçeneğini tıklamalısınız. Ancak her pencerede durum çubuğu bulunmayabilir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Durum Vaziyeti:
(d. türk. a. vaztyed'den) 1- Olağandışı durum, sorun. Örn:: Bir durum vaziyeti mi var? 2- Ortam, hal. Örn:: Derviş- Sen organizeyi bana bırak. Ali-Durum vaziyetini iskandil ettiniz mi? (Haldun Taner, Keşanlı Ali Destanı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Durusan:
(t.i. erk.) Temiz olarak tanınmış kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Durusoy:
(t.i. erk.) (bkz:: Durusan)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Duruş:
(gnl.ter.) Sporcu vücudunun belli bir şekilde kalması. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Duruş:
(Badminton Ter.) Servis sahası hatasının bir sonraki servis atılmadan görünmesi .Let. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Duruş:
(Binicilik Ter.) Atın, dikkatli, hareketsiz, dik ve ağırlığının dört ayağına eşit yayılmış ve ayaklarının her yönden aynı hizada olması durumu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
duruş:
ad 1. durmak eylemi ya da durma biçimi. \"Masanın ortada duruşu geçişi engelliyor\" 2. durum alış, davranış, tutum, tavır. \"Onlar bu konudaki duruşumuzu anlamıştır\"(Konusu: , Kökeni: )
Duş:
(fr.i. douche) 1- Püskürtme yoluyle yukarıdan akıtılan suyun altında yıkanma. 2- Yıkanma suyunu yukarıdan aşağıya doğru püskürtmeye yarayan düzenek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
Duş Kabini :
Yanlış: Duşakabin Doğru: Duş Kabini(Konusu: yanlış yazılan kelime, Kökeni: )
Dut:
(sf.) Çok sarhoş, aşırı sarhoş. Örn:: Herif eski kulağı kesiklerden, iyi rakı içiyor ama geçmiş. Dayanırken dayanırken oidu dut, Sızdı. (Orhan Kemal, Suçlu) (Sözcük; olgunlaşınca (bkz:: Olgun) düşen meyve adı duttan gelebileceği gibi, çing. "dud" ışıktan da (bkz:: Kandil) gelebilir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dut:
(morus) Dutgillerden yapraklarıyla ipek böceği beslenen bir ağaçtır. Meyveleri, Beyaz ve kara olur. Karadut ekşidir. Dutusaresi çıkartılır. Hekimlikte şurubu, meyveleri, ve yaprakları kullanılır. Faydası:: Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut, Bağırsak solucanlarının düşürülmesini sağlar. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Karadut şurubu pamukçuk hariç diğer ağız ve bademcik iltihaplarını giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Dut Gibi:
(d.) Çok sarhoş olduğu için yürüyüşünü, hareketlerini kontrol edemeyecek durumda anlamında kullanılır. Örn:: -Kafaları adamakıllı çeker -Düşeriz Konak oteline -Dut gibi. (Orhan Kemal, Devlet Kuşu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Dut Yemiş Bulgar Kıçı Gibi:
(d.) Dur durak bilmeksizin sürüp giden, (konuşma) pek geveze. (kimse) Örn:: Her zaman dut yemiş Bulgar götü gibi dır dır eden herif şimdi süt dökmüş kediye döndü be. (Muzaffer Buyrukçu, Mağara)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duvar:
(fars.sf.i. diva'dan) 1- Sağır. 2- Duyduğu halde duymazlıktan gelen. (kimse) Örn:: Seni arasam anan baban zati duvar biliyo musun. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark) 3- Penisi ameliyatla alınmış ama dişilik organı oluşturulmamış transseksüel erkek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duvar Kağıdı:
(Alm. Tapete - İng. wall paper) Dekor ve döşem için kullanılan resimli ya da resimsiz kağıt.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Duvar sarmaşığı:
(ivy) Sarmaşıkgiller familyasından; uzun ömürlü, 50 metre kadar boyunda, her zaman yapraklı, tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları tüysüz ve serttir. Üst yüzeyleri koyu, alt yüzeyleri ise açık yeşil renktedir. Meyvesi, siyahımsı mor renktedir. çeriğinde "hederin" vardır. Zehirlidir. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Faydası:: Kabızlığı giderir. Kusturur ve aybaşı kanı söktürür. Haricen kullanılacak olursa, yaraları tedavi eder.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Duvarcı:
(fars.i. divan, türk. e.) Duvar aşmakta ve duvarların koruduğu yerleri soymakta ustalaşmış hırsız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Duy:
(fr.i. douille) Bir elektrik ampulünün takıldığı, bakır ya da pirinçten yapulmış yivli araç.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)
duyar:
sıfat duyarlığı olan, duygulu, duygun, duyarlı. Benzer: hassas(Konusu: , Kökeni: )
Duygu:
(t.i. ka.) 1- His. 2- Duyulan, işitilen, hissedilen şey.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
duygu:
1. duyularla algılama, duyumsama. \"Ağaçta duygu olmaz\" Benzer: his 2. bir olay, kimse ya da nesnenin insanın iç dünyasında oluşturduğu, uyandırdığı yankı, etki, tepki, izlenim. \"Yüzünden duyguları anlaşılıyordu\" 3. önceden sezebilme yetisi, önsezi. \"İçimde, o gelecek duygusu vardı\" 4. kimi şeyleri ahlaki, estetik yönden değerlendirebilme yeteneği. \"Ressamda güzellik duygusu, yargıçta adalet duygusu olmaz mı?\"(Konusu: , Kökeni: )
Duygu Alışverişi:
Stanislavski Yöntemine göre: Oyun sırasında iki oyuncu, ya da bir oyuncuyla bir grup ya da bir oyuncuyla bir eşya arasında kurulan bağdır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Duygu Alışverişi Akımı:
Stanislavski Yöntemine göre: Oyuncuların karşılıklı duygu ölçüsünü yükseltmeleriyle, bu ölçünün iki taraf arasında denetlenmesi ve ölçüye alınmasını güden akım.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Duygulanım:
(affect) Kişinin içinde bulunduğu duygu durumu; yaşantılara verdiği tepki ve duygularını ifade etme biçimi. (bkz:: Affekt)(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
duygulu:
sıfat 1. duyarlığı çok olan, kolayca duygulanan, çabucak coşkuya kapılan, içli (kimse). "Oğlum duygulu bir çocuktur" Benzer: hassas 2. RUHBİLİM TERİMİ etkilere tepki gösteren, duyarlığı olan. "İnsan duygulu bir yaratıktır"(Konusu: , Kökeni: )
Duygulu Komedya:
(Alm. sentimentales Stück) Duygusal öğelere yer verip tragedyaya yaklaşan, gelişmesi ile seyirciyi sarsan, kötülüğün yanında iyiliği de belirten, komik öğeyi ikinci planda bırakan, iyinin kötüyü yenişini mutlu sonuçla gösteren komedya türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Duygululuk:
(Alm. Empfindsankeit - Fr. sensibilite - İng. sensibilty) Tiyatro konuşmasında duyguların belirtilmesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
duygusal:
sıfat 1. duygu ile ilgili, duyguya dayanan, duyguya değgin. Benzer: hissi 2. duygunun ağır bastığı, aşırı ölçüde etkilediği (yapıt, kimse). 3. gözü yaşlı bir duygululuğu olan, içli (kimse). 4. duygularının etkisinde kalan, duygularıyla davranan (kimse). "O çok duygusaldır"(Konusu: , Kökeni: )
Duygusal Gelişme:
Stanislavski Yöntemine göre oyuncunun duygu yönünden kendini geliştirmesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Duygusal İstismar:
(emotional abuse) Çocuk ve gençlerin kendilerini etkileyen tutum ve davranışlara maruz kalarak veya gereksinim duydukları ilgi, sevgi ve bakımdan yoksun bırakılarak toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik hasara uğratılmaları durumu.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
duymak:
1. ses olarak algılamak, ses almak, işitmek. "Sağır değilsen fısıltıyı duyarsın" 2. duyular aracılığıyla algılamak, nesnelerin fizik durumlarından duyular aracılığıyla bilgi edinmek. "Yüzümde esen yeli duydum" Benzer: duyumsamak 3. başkalarının söylemesiyle bilgi edinmek, öğrenmek. "Gideceğinizi duydum" 4. MEC. ayrımsamak, sezmek, duyumsamak. "Yaşlandığımı iyice duymak üzüyor beni" 5. duygu bildiren kimi sözcüklerle birlikte bir ruh durumu içine girmeyi anlatır, almak, edinmek, göstermek vb. gibi kullanılır; örneğin zevk duymak, saygı duymak, ilgi duymak gibi. 6. duyarak, işiterek. "Biz, bu türlü sözleri duya duya büyüdük" 7. içten gelerek, duyarak. "Sanatçı, şarkıyı duya duya söylüyordu"(Konusu: , Kökeni: )