MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

kaygan yol:

(T-8) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: yol yüzeyinin kaygan olduğunu bildirir. kayganlığa buzlanma, yağmur ya da kar sebep olmuş olabilir. bu levha görüldüğünde hız azaltılmalı, söz konusu yolda sert fren yapılmamalıdır.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Duymaz:  

(bkz:: Keyif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Duysal:  

(t.i. ka.) Duymakla, hissetmekle ilgili olan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

duyu:  

ad insanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tat alma organları aracılığıyla algılama yeteneği, bu organların işlevi. "İnsan beş duyusuyla iş görür"(Konusu: , Kökeni: )

Duyularından ve Organlarından Birinin İşlevinin Yitirilmesi:  

(organ failure) Organdaki veya ekstremitedeki anatomik kayıp ve/veya fonksiyonel bozukluğun o organ veya ekstremitenin kendi anatomik yapısı ve/veya fonksiyonuna göre % 50’nin üstünde olması. Uzuv tatili.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

duyum:  

ad 1. duyu. 2. duyular yoluyla edinilen izlenim. "Duyum ile duyumsama ayrı şey midir?" Benzer: ihsas 3. doğruluğu, gerçekliği bilinemeyen haber, söylenti. "Hayali dışsatım konusunda yoğun duyumlar var"(Konusu: , Kökeni: )

Duziko:  

(si.i. dud'dan yun. k.) Bir tür rakı, anasonsuz rakı. Örn:: Vaktiyle Mehmed Ali Paşa ve dostlarının halka olup birkaç kadeh halis duziko içtikleri, nefis mezeler yedikleri, efendice konuştukları yeri aradım. (Refik Halid Karay, Bir Ömür Boyunca) Düz biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düalist:  

(fr.sf. dualiste) (fel.) Düalizm yandaşı kimse, görüş. İkici.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Düalizm:  

(fr.i. dualisme) (fel.) ikicilik. Düalizm, felsefe ve din biliminde başta olmak üzere, çeşitli öğretilerden bahsetmek ve bunları tanımlamak için geliştirilen yöntem.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Düalizm:  

(fr.i. dualisme < lat.) (fels.) İlâhiyat, varlık ve bilgi nazariyelerinde ve ahlâk alanında birbirinden nitelik bakımından tamâmen farklı, biri diğerine ircâ edilemez iki temel unsur, prensip veya cevher kabul eden görüş, ikicilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dübara:  

(fars.i. dübare'den) Hile, dalavere. Örn:: Selime (kendi kendine)- Acep intikamımı almaya bir dubara bulamaz mıyım? (Ahmet Vefik Paşa, Zoraki Tabip) (bkz:: Dubara) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dübürzade:  

(fars.sf.i. dübr, arka taraf, makat. zade, oğul) Edilgin eşcinsel. (erkek) Soylu bir aileden geliyormuş gibi davranan, (kimse) kibarlık budalası. (bkz:: Götten Fırlama)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dücane:  

(a.i. erk.) Sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

düçar:  

(f.i.) 1- bir şeyin tesiri altında kalmış olan kimse. 2- tutulmuş, uğramış, yakalanmış.(Konusu: , Kökeni: Farsca)

Düden:  

(t.i. ka.erk.) 1- Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2- Bataklık, girdap. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)

Düdük:  

(sf.i.) 1- Aptal, düşüncesiz. (kimse): Örn:: Görüb giyimli elleri yüksünme hey düdük. (Enderunlu Vasıf Tahmis, -Zenanname) Örn:: -Nereden kapıp geliyoruz düdük? Karı kaçıncı uykusunda (Samim Aşkın, Halk Plajı) Örn:: Ya biz yokken gelir görürse kızı burada? Sonra ne halt edeceğiz düşündün mü düdük? (Tarık Dursun K. Evlere Şenlik) 2- Garip kılıklı, (kimse) gülünç giyimli. (kişi). 3- Züppe, snop.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düdük Makarnası:  

(d. türk. ita. maccheronico'dan) Aptal, düşüncesiz. Salak, bön. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düdüklemek:  

(Alışverişte, kumarda, oyunda) Birisini kandırmak, hileyle aldatmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düello:  

(ita.i. duello < lat.) 1- Eskiden bâzı ülkelerde, iki kişi arasında belli kurallara uyularak kılıç ve tabanca gibi silâhlarla şâhitler huzûrunda yapılan vuruşma.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Düet:  

(fr.i. duette) 1- (müz.) İki ses veya iki müzik âleti için bestelenmiş parça. 2- Karşılıklı iki kişi tarafından söylenen şarkı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Düetto:  

(fr.i. duetto < ita.) Küçük düet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Düğme:  

(esk.sf.i. türk. tügme) 1- Edilgin eşcinsel. (erkek) 2- Makat, anus. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

düğme:  

ad 1. giyeceklerin, yorgan ve benzeri nesnelerin kimi yerlerine ilikleyici olarak ya da süs olsun diye dikilen, kemik, metal, sedef gibi sert nesnelerden yapılmış tutturmalık. 2. üzerine basıldığında ya da çevrildiğinde bir elektrik akımını açan, kapayan ve böylece herhangi bir aygıtı işleten ya da durduran parça. \"Seyretmek istemeyen televizyonun düğmesine basar, kapatır\" Benzer: komütatör 3. HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ üstderi altında bulunan kıkırdak ve yağdan oluşmuş çıkıntı. 4. ARGO anüs.(Konusu: , Kökeni: )

Düğmeci:  

(sf. i.) (aktif erkek) Sodomist. Kulampara. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düğüm:  

(Alm. Handlungsknoten - Fr. noeud) Oyunda serimden sonra, olayın ilk çapraştığı, çatallaştığı yer. Olayların düğümlenmesi oyunda gerilimi sağlar.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Düğün çiçeği:  

(girit lalesi) Düğünçiçeğigillerden; 30-60 cm. boyunda, uzun ömürlü bir bitkidir. Kökleri ipliksidir. Nisan - Haziran aylarında çiçek açar. Zehirlidir. Yaprakları çok küçüktür ve üç parçalıdır. Hekimlikte nadiren kullanılır. Faydası:: Basur memelerinin şikayetlerini giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Dük:  

(lat.i. duk'tan) Bir tür uyuşturucu. hid-romorfona.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dük:  

(fr.i. duc < lat.) Bâzı devletlerde en yüksek asâlet unvanlarından biri, Fransa imparatorluğunda prensten sonra gelen en yüksek unvan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Düka:  

(bkz:: Duka)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düka:  

(ita.i. duca < lat.) (bkz:: Duka)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Dükalık:  

(ita.i.) (bkz:: Dukalık)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Dükkan:  

(a.i.) 1- Randevu evi. Genelev. Örn:: Ne dükkanı kız? Şuna kerhane desene (Dr. Arslan Yüzgün, Mavi Hüviyetli Kadınlar) 2- Kumarhane. 3- (Erkek için) Pantolonun ön açıklığı, düğme, fermuar yeri. Örn:: Sen kendi önünü ört Önce diye bağırdı. Dükkanın açılmış. (Orhan Duru, Balon Yiyen Köpek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dükkan:  

(Ort. O.) 1- Orta Oyunu'nda iş yerini belirten, yalnızca iki alçak duvarı bulunan basık kulübe. Bu, kimi kez bir tek alçak iskemle ile de belirtilebilirdi. 2- (Tul.) Tiyatro yapısı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Düldül:  

Red Kit (Özgün adı: Lucky Luke), Belçikalı karikatürist Morris (1923-2001) tarafından çizilen çizgi romandır. Yalnız kovboy Red Kit'in sadık beyaz atı. Orjinal adı Jolly Jumper. Düldül’ün en önemli özelliği satranç oynaması ve ip cambazlığı yapmasıdır. Red Kit’e zor anlarda yardım etmesiyle bilinir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Dülfin:  

(a.i. ka.) Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Dülger:  

Bilimsel Adı: Zeus Faber. Familyası: Deniz balığı. Diğer Adı: Güneş Balığı, İzmir-Antalya arası yörelerimizde Peygamber, Dikenli Peygamber balığı olarak da tanınır. Mayısta Marmara'dan Karadeniz'e çıkar. Akdeniz, Ege, Marmara ve kısmen de Karadeniz''de yaşayan, kalın pullarla örtülü etobur bir balıktır. Büyük ağzıyla kendinden küçük pek çok balığı yutarcasına yer. Genelde 60-70 metre derinliklerde yaşar. Eti lezzetli, beyaz ve yararlıdır. Üreme dönemi ise Mayıs – Temmuz aylarını kapsar. Yumurta sayısı oldukça azdır.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Dümbelek:  

(fars.sf.i.) 1- Edilgin eşcinsel. (erkek) Örn:: Kavuklu- Ulan dümbelek kim? Cüce- Sen. (Ortaoyunu, Büyücü Hoca) 2- Pezevenk. (bkz:: Dümbük) 3- Aptal, bön. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümbelek Çalmak:  

(d. fars. türk.) Bilmezmiş gibi yapmak, yalan söylemek. (bkz:: Çakoz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümbük:  

(fars.i. dünbek, dümbelek) 1- Fuhuş aracısı erkek, pezevenk. Örn:: Birini gönderebilir misin bizim Camgöze -Camgöz? -Dümbük Halil canım. (Kemal Tahir, Kurt Kanunu) 2- Aşağılama sövme amacıyla da kullanılır. Örn:: -Dümbük dedi dümbüğün de eli bayraklısı gayri İt canlı da ha. (Orhan Kemal, Murtaza) Örn:: Kim dileniyo lan dümbük Senden para mara istiyen oldu mu şimdi, Yürrüü. (Latif Demirci, The Selamün Aleyküm)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümdüz Etmek:  

(d. esk. türk. töz, düz ) 1- (Birisini) Çok dövmek, İyice dövmek. 2- (Bir nesneyi bir ortamı) Bozmak, kötü bir duruma sokmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümdüz Gitmek:  

(d.) Ağır bir biçimde ve çok küfretmek. Ana Avrat Asfaltta Koşmak, Ana Avrat Düz Gitmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen:  

(it.i. timone'den) 1- Yalan. 2- Hile, dalavere. Örn:: Beyin delen top dümenini yapmak İçin şu topun taca çıkmasını bekliyeyim. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) 3- Rol. Örn:: Kapısı açıktı ama gene de vurur gibi yaptım. Nezaket dümeni naparsınız? (J.D. Salinger - Adnan Benk, Gönülçelen) (bkz:: Ayak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen:  

(ita.i. timón) [Kelime Akdeniz ve Balkan dillerinde de kullanılır] 1- Deniz ve hava taşıtlarında, taşıtı gitmesi istenen yöne çevirmeye ve istenen doğrultuda götürmeye yarayan hareketli parça. 2- (mec.) Yönetim, idâre. 3- (arg.) Hîle, dalavere.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Dümen Burun:  

(d. esk.) Eğri burun. (lu kimse.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Çekmek:  

(d.) Dümen yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Çevirmek:  

(d.) Dümen hazırlayıp uygulamak. Örn:: Bana kalırsa bu herifler cimnastik hareketlerini yaparken bir dümen çeviriyorlar. Bu taklalar filan mutlaka televizyon hilesi olmalı. (Oğuz Aral, Avanak Avni)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Kırmak:  

(d.) Fikir değiştirmek, yön değiştirmek. Başka türlü düşündüğü halde oluruna bırakmak idarei maslahat eylemek. Örn:: Külhanbeyi- Moruk su salıverme. Hadi dümen kır herkesin zevkine karışma. Ben buraya eğlenmeye geldim. Kavuklu- Anladım ama burada olmaz. (Ortaoyunu, Kağıthane Safası) 2- Gerektiği gibi yapmak, gereğince yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Koşmak:  

(d.) (Birine) dümen uygulamak. Örn:: Daha olmazsa kadının kocasıyla ahbaplık kurar, aynı dümeni adama koşarsın. (Orhan Kemal, Dümenci)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Kullanmak:  

(d.) (Bir işi) Ustaca yönetmek, çok iyi becermek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümen Yapmak:  

(d.) Hile yapmak. Ulan beraber çalışıyoruz işte, Bana dümen yapmaya ne lüzum var değil mi ya? (Sabahattin Ali, Hakkımızı Yedirmeyiz) (bkz:: Dümen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümenci:  

(sf. i.) 1- Yalancı. 2- Hilekar, dalavereci. Örn:: -Ulan neyime gerek benim elin dümencileri? Ne boksa bok. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) 2- Olduğu gibi görünmeyen rol yapan. (kimse) 3- Yankesicinin yardımcısı, yankesici yardakçısı. Örn:: Cileti atacak usta, Yankesici ile yanında yardımcısı (Dümencisi) olduğu halde yolcusunu tamamen boşaltacağı İskeleden, iki iskele evvel kalabalık vapura binerek. (Yılmaz Ertunç, Yankesicilik) (bkz:: Arkacı, Bağlamacı) 4- Başarısız ders bakımından hep geride kalan. (öğrenci)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümenci:  

(ita.t.i.) 1- Gemilerde dümeni idâre eden kimse. 2- Dalavereci kimse, hîlebaz. 3- Sonuncu, en geride olan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İtalyanca)

Dümenden:  

(zf.) Dümen yaparak, dümen amacıyla. Örn:: Vahit amca şarapları tezgaha dizdi. Hepsini teker teker elledim. İki tanesini dümenden sıcak buldum amca sana zahmet olacak ama şunları bir değiştirebilir misiniz? (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı) Dümene Geçmek olarakta söylenir. (bkz:: Dümenine Geçmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümene Yatmak:  

(d.) Bir dümenden yararlanmak, bir dümene sığınmak, dümen yapmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümeni Eğri:  

(d.) Yampiri, yan yan giden. (kimse, taşıt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümeni Kırmak:  

(d.) Yönünü değiştirerek kaçmak, kaçıp gitmek. Örn:: Bir kere yakaladım mı bidonu Sonra pır resmidir dümeni kırdığımın. (Gail Holst - V. Çelik Akpınar, Rembetika)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümenine:  

(zf.) Dümen olarak. Örn:: Dümenine yuvarlandım matiz sandılar.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümenine Geçmek:  

(d.) (Birisinin) Arkasına geçmek, özellikle kalabalık taşıt araçlarında sürtünmek amacıyla birisinin arkasına geçmek. Örn:: En fazla laf atıyor, en fazla en fazla el atıp dümene geçiyorlar. (Engin Ardıç, Nerede O Eski Fortçular)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümenine Yatmak:  

(d.) Bir yalana, bir hileye başvurmak gibi yapmak, yöntemini denemek. Örn:: Topu birkaç fırt süreyim sonra sakatlık dümenine yatarım. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) Örn:: Reklam olsun diye intihar dümenlerine yatan assolist. (Necdet Şen, Hızlı Gazeteci Şaban)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümtek:  

(i.) Cinsel ilişki, cinsel birleşme.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dümteklemek:  

(i.) Düzmek. Örn:: Bu çıfıt doktor gün battıktan sonra bizim kümese gidiyor kızları bedavadan dümtekliyor. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dündar:  

(f.i. erk.) 1- Eski Fars hükümdarı. 2- Arkayı gözeten, koruyan asker.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

dünya:  

(i.) yeryüzü.(Konusu: , Kökeni: )

Dünyada İlk Oynanış:  

(Alm. Uraufführung - Fr. premiere mondiale - İng. world premier) Bir oyunun, bütün dünyada, ilk kez oynanması.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dürbün Sehpa:  

(Alm. Ausziehbares Stativ - Fr. pied telescopique - İng. telescopic stand) Ayakları uzayıp kısalabilen sehpa.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dürdane:  

Ahmet Mithat Efendi'nin yazdığı Dürdane Hanım kitabında ana karakter. 18-19 yaşlarında genç bir bayandır. Sevgilisinden hamile kaldığı için intikam almak istemektedir. Bunun için komşusundan yardım almıştır ama intikamını alamamıştır.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Dürdane:  

(f.i. ka.) 1- İnci tanesi. 2- Sevgili, kıymetli.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dürdane Hanım:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Ahmet Mithat Efendi Kitabın Konusu: Dürdane'nin başından geçen aşk ve dramdır. Kitabın Ana Fikri: Diğer Karakterler Ulviye Hanım, Mergup Bey Çerkez Sohbet Bey, Acem Ali Bey, Halviye Bey, Gülbeyaz Dadı. (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Dürefşan:  

(f.i. ka.) 1- İnci serpen. 2- İnci gibi söz söyleyen ağız.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Düriyye:  

(a.i. ka.) 1- İnci gibi parlayan, parlak. 2- Parıltılı yıldız.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Dürnur:  

(f.i. ka.) İnci ışığı. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dürre:  

(a.i. ka.) İnci tanesi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Dürtmek:  

(f.) 1- (Alışverişte) Hileli, çürük, değersiz malı sokuşturmak. 2- Düzmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dürtüklemek:  

(f.eşanl.) Dürtmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dürüst:  

(f.i. erk.) 1- Doğru, düzgün, sağlam. 2- Bütün, tam.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Dürveş:  

(f.i. ka.) İnci gibi.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dürzîler:  

Dürzîler; (Arapça: درزي veya موحدون دروز İbranice: דרוזי) Orta Doğu kaynaklı Sâbiîlik ve Ezidilik gibi dinlerin etkisiyle, 11. yüzyıl'da İslâmiyet'in Şiîlik mezhebinin İsmâîlîyye kolundan köken alarak ortaya çıkmış olan tektanrılı bir dinî inanç topluluğudur. Bu dine inananlara Dürzî denir. (çoğulu Durûz) Kendilerine birleştiriciler, tek tanrıcılar anlamına gelen Muvahhidun derler.(Konusu: Din (Mezhep), Kökeni: )

Dürzilik:  

Şiiliğin İsmailiye kolundan ortaya çıkan ve Fatımi halifelerinden el-Hâkim bi Emrillah (ö. 926-1021)’ın veziri olan Hamza b. Ali (ö.1021) tarafından kurulan bir mezhep. Dürziliğe mensup olanlar, el-Hâkim bi- Emrillah’ın tanrılığına inanırlar. Mezhebi sistemleştiren Hamza b. Ali ise bu mezhebin peygamberi olduğunu iddia etmiştir. Günümüzde Dürziler, Lübnan Dağları, Suriye ve İsrail’de yerleşik vaziyettedirler. İbadet yerlerine “halavat” denir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Düsseldorf:  

Düsseldorf, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin başkentidir. Ayrıca Düsseldorf Vilayeti´nin (Regierungsbezirk)´de merkezidir. Ren Nehri kıyısında kurulmuş moda ve fuar kentidir. Kuzeyinde Ruhr Bölgesi, güneyinde ise Köln bulunmaktadır. Kente adını Düssel deresi verir. Düsseldorf kent merkezinde yer alan meyhane ve birahaneleriyle ünlü Altstadt Semti, halk arasında dünyanın en uzun barı (Die längste Theke der Welt) olarak anılmaktadır. Şehir dünyaca ünlü sanayi fuarlarıyla tanınmıştır. Dünya sanayisine yön veren fuarlar düzenlenmekte olup çeşitli sektörlere hizmet etmektedir. Eyaletin en büyük havalimanı Düsseldorf Uluslararası Havalimanı (Kodu: DUS) bu kenttedir. 10-12 ve 14 Mayıs 2011 tarihlerinde düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'na Düsseldorf ev sahipliği yapmıştır.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )

Düsüzlemek:  

(f.) Gelmek, gelivermek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

düş:  

ad 1. uyurken insanın zihninde beliren olayların, düşüncelerin, görüntülerin tümü. "Bu gece düşümde seni gördüm" Benzer: rüya 2. MEC. gerçek olmayan ama olmuş ya da varmışçasına bellekte tasarlanan, düşünülen şey. "Çok para kazanmak düşü içinde günler geçer gider" Benzer: haya 3. MEC. gerçekleşmesi istenen şey, umut. "Kazanmak düşüyle girdiği sınavları başaramadı" 4. bir şeyi düşte2, zihinde canlandırma, tasarlama, yaratma, düşünme yeteneği. 5. ➽imgelem.(Konusu: , Kökeni: )

Düşçülük:  

(Alm. Onirismus - fr. onirisme - İng. onirism) XX. yüzyıl başlarında çıkan ve konuları düşte görülür gibi silik, karışık ve fantazi yanı güçlü, öncü sanat akımı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Düşe Kalka:  

(be.) 1- Bin bir güçlükle, çok güçlük çekerek. "İşi düşe kalka yürütüyoruz" 2- Biriyle yakın ilişki kurarak, sürekli birlikte olarak. "Onunla düşe kalka huy değiştirdin" NOT: Zıt Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Düşeş:  

(fars.i. dü, iki. şeş, altı) 1- Tavla oyununda iyi zardan. an.ge. Çok iyi, (fırsat) kelepir, (nesne) Örn:: Sıkışmış bir gezginciden düşeş bir de pikap almışım. Oo-ooh. (Fakir Baykurt, Havacı) 2- Silsile, Tokat. Örn:: Düşeşi indirince adam İki seksen. (Özellikle ard arda bir sağ bir sol tokat.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düşeş:  

(fr.i.) Dük'ün karısına verilen san.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

düşey:  

sıfat 1. yukarıdan aşağıya olan, düşen doğrultu. 2. MATEMATİK TERİMİ yerçekimi doğrultusunda bulunan, yataya dik olan.(Konusu: , Kökeni: )

Düşman:  

(fars.i. esk.) Tulumbacı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

düşmanlık:  

ad 1. düşman olma durumu. 2. düşmanca duygu ve davranış. 3. RUHBİLİM TERİMİ canlının, engellenme karşısında, başka birine karşı kırıcı ya da yok edici duygular beslemesi durumu.(Konusu: , Kökeni: )

Düşmek:  

(f.) 1- Gelmek, varmak. Örn:: Kavuklu- Senin anlayacağın herif de bana uydu ortak olduk. Ver elini Tekirdağına düştük. Pişekar- Efendim geçmiş olsun. Bir tarafınıza bir şey olmadı ya. (Ortaoyunu, Büyücü Hoca) Örn:: Firuz söz arasında dedi ki ben bu akşam Hürmüze düşeceğim. (Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik) Örn:: Sen perşembe akşamı düş Kalacak yerin yok annadın mı?.. (Süavi Süalp, Nuriye Hanımın Saati) Örn:: Ner A- Neredeyse müşteriler düşmeye başlar. Git de kendine çeki düzen ver. (Güner Sümer, Bozuk Düzen) 2- Çıkagelmek, ansızın gelmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

düşmek:  

1. boşlukta, yerçekiminin etkisiyle, yukarıdan aşağıya doğru inmek. \"Bütün cisimler boşlukta aynı hızla düşer\" 2. (insan, hayvan gibi yürüyebilen şeyler) dengesini yitirerek yere serilmek, devrilmek, yıkılmak. \"Çocuk koşarken düştü\" 3. bulunduğu, durduğu, tutunduğu yerden ayrılarak yukarıdan aşağıya inmek. \"Yapraklar yere düşmekteydi\" 4. (hava taşıtları) kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. \"Bir uçak düşmüş\" 5. (kar, yağmur vb) yağmak. \"Bu yıl yağmur az düştü\" 6. (giysi) bol gelerek vücutta aşağı kaymak. \"Çocuğun pantolonu ikide bir düşmekteydi\" 7. değmek, rastlamak, vurmak. \"Oturanların gölgeleri cama düşüyordu\" 8. bir zorunluk, gereksinim nedeniyle bulunduğu yerden ayrılıp başka yerlere gitmek. \"Kimse yaban ellere düşmek istemez\" 9. bir şeyi bir şeyden çıkarmak, eksiltmek. \"Ondan beş düş, beş kalır\" 10. [nsz] zamanı gelmeden doğmak, ölü doğmak. \"İneğin yavrusu düştü\" 11. yazılırken yanlışlıkla atlanmış olduğu için eksik kalmak ya da basılırken aradan yitmek. \"Bu cümleden iki sözcük düşmüş, onun için pek anlam çıkmıyor\" 12. kapılmak, uğramak. \"Korkuya düştük\" 13. yerinde olmak, yakışık almak, uygun olmak. \"Bunu söylemek sana düşerdi\" 14. aşırı ilgi ya da sevgi göstermek. \"Çocuğun üstüne düşersen şımarır\" 15. yakışmak, uygun gelmek, iyi gitmek. \"Bu masa buraya iyi düşmüş, yerini değiştirmeyin\" 16. rastlamak. \"İşim iyi bir görevliye düşünce sevindim\" 17. biriyle yaşamak, birlikte olmak, çalışmak zorunda, durumunda kalmak. \"Bu ortama düşmek istemezdim\" 18. görevi, ödevi ya da yetkisi içinde bulunmak. \"Öyleyse bana ancak para vermek düşüyor\" 19. kötü bir şey yüzünden istenmeyen bir yerde bulunmak. \"Böyle mahkemelere düşmek onu üzmüştü\" 20. bir bölüşme sonunda pay olarak gelmek, payına ayrılmak. \"Babasından ona bir daire düştü\" 21. [nsz] hızı, gücü, değeri vb. azalmak. \"Dolar düştü\" 22. [nsz] düşkün bir duruma gelmek, güçsüzleşmek, düşkünleşmek. \"Adam bu yıl çok düşmüş\" 23. [nsz] (hükümet) işbaşından uzaklaşmak zorunda kalmak. \"Bir yılda iki hükümet düştü\" 24. belli bir zamana rastlamak. \"Size başvuruşum o tarihe düşer\" 25. [nsz] (ısı, basınç) azalmak, eksilmek. \"Basınç düşüyor\" 26. fırsat ele geçmek, olanak çıkmak. \"Bir kelepir düşünce kaçırmaz\" 27. ARGO bir yere ansızın gelmek, damlamak, çıkagelmek. \"Böyle nerden düştün?\" 28. ARGO gelmek, varmak. \"Arkadaşlar birer birer kahveye düştüler\" 29. [nsz] (bir kent ya da ülke) savaşta, artık savunulamaz duruma gelerek düşmana teslim olmak, düşman eline geçmek. \"Daha ilk gün Polonya düşmüştü\" 30. düşkünü olmak, aşırı ölçüde kullanmaya yönelmek, bağımlısı olmak, alışmak. \"İçkiye düşmek zayıflıktır\" 31. niteliğini yitirmek, bayağılaşmak. \"Düşen kadını kimse korumaz\" 32. MEC. yüksek bir makamdan olmak, toplumsal durumunu yitirmek ya da varsıl iken yoksullaşmak. \"Onun düşüşüne sevindiler\" 33. [yar] olumsuz bir duruma girmek, olmak. \"Çalıştı, yorgun ve zayıf düştü. Düşmana tutsak düştü\" 34. kimi deyimlerde birlikte gitmek, gelmek, yürümek, izlemek vb. anlamlarında kullanılır. \"Ardına düşmekten bıktım\" 35. bin bir güçlükle, çok güçlük çekerek. \"İşi düşe kalka yürütüyoruz\" 36. biriyle yakın ilişki kurarak, sürekli birlikte olarak. \"Onunla düşe kalka huy değiştirdin\" 37. töreye uymayacak biçimde yakın ilişki kurmak. \"Kötü kadınlarla düşüp kalmaya başlamışsın\" 38. biriyle çok yakın arkadaşlık etmek, dost olarak bir arada bulunmak. \"İyilerle düşüp kalkmak gerekir\"(Konusu: , Kökeni: )

düşü azmak:  

Rüyada boy abdesti almayı gerektirecek bir durumun başa gelmesi sonucunda meni gelmesi, ihtilam olmak, cünüp olmak.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Düşük:  

(i.) Dışkı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

düşük:  

sıfat 1. aşağı doğru inmiş, düşmüş, sarkmış. \"Adamın düşük omuzu dikkati çekiyordu\" 2. yeterli olmayan, az. \"Düşük ısıda bu olmaz\" 3. değeri azalmış. \"Halk düşük paradan yakınıyor\" 4. iktidardan düşmüş ya da düşürülmüş. \"Düşük hükümetin başı, yine başbakan oldu\" 5. belli dil kurallarına uymayan, eksikleri bulunan, düzgün olmayan (tümce, anlatım). \"Bu tümce düşük, düzeltin\" 6. MEC. eski değer ve onurunu yitirmiş, yaşayışı ve tutumu toplumun töre anlayışına uymayan, düşmüş olan (kimse). \"Düşük kadınlarla olduğun görülmüş\" 7. ad yaşayabilecek gelişime ermeden doğan, ölü doğan yavru. \"Doktor düşükle ilgilenmedi bile\" Benzer: (Konusu: , Kökeni: )

düşük banket:  

(T-36) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhası, kaplama ile banket arasındaki seviye farkını uyarmak için kullanılır. bu işaret levhası, ayrıca yumuşak banketi uyarmak için de kullanılabilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Düşük Yapmak:  

(d.) Dışkılamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düşün Düşün Boktur İşin:  

(d.) Uzun uzun düşünmenin bir yarar sağlamayacağı durumlar ınitelemek için kullanılır. Örn:: -Boş ver dedi. Düşün düşün boktur işin Gel dansedelim. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Düşün Oyunu:  

(Alm. ldeendrama - Fr. piece d'idee - İng. mentol play) Olayların akışını, kişilerin kişiliklerini bir ana düşünceye göre düzenleyen oyun çeşidi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

düşünce:  

ad 1. düşünme sonucu ulaşılan, düşünmenin ürünü olan görüş. Benzer: fikir 2. dış evrenin kişinin zihnine yansıması. 3. düşünme yetisi. "Düşüncemizi geliştirmeliyiz" 4. tasarı, niyet. 5. kaygı, sıkıntı, tasa. "Bu düşünce beni üzüyor" 6. bir kimseye özgü görüş. "Bu konuda düşünceni öğrenmek istiyoruz" 7. FELSEFE TERİMİ düşünme eyleminin içeriği; ilke, yönetici sav. 8. RUHBİLİM TERİMİ zihinsel etkinlikler sonucu oluşan karmaşık ürün.(Konusu: , Kökeni: )

düşüngü:  

ad düşünbilimsel, toplumsal ya da siyasal bir öğreti oluşturan, ülkü olarak da benimsenebilen, kişi ve kurumların davranışlarına yön veren düşünceler bütünü. Benzer: ideoloji(Konusu: , Kökeni: )

düşünme:  

ad 1. düşünmek eylemi. 2. FELSEFE TERİMİ aklın kendi kendini bilgi konusu yaparak belleğin çalışmalarını ve olaylarını incelemesi, aklın özgür ve kendine özgü eylemi. Benzer: fikir 3. FELSEFE TERİMİ insanın, karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisi. Benzer: tefekkür 4. RUHBİLİM TERİMİ kişinin, düşünceleri kullanarak sorun çözme etkinliği. Benzer: tefekkür(Konusu: , Kökeni: )

düşünmek:  

1. bir yargıya varmak ereğiyle bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki bağlantılardan yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak. "Düşünmek insana özgüdür" Benzer: muhakeme etmek 2. aklından geçirmek, zihninde göz önüne getirmek. "Seni düşünmek bana yetiyor" 3. aklıyla, zihniyle arayıp bulmak. "Buna bir çare düşünmek gerekiyor" 4. ne olabileceğini önceden kestirmek. "Bunu düşünmek zorundaydın" Benzer: akıl etmek 5. düşünce olarak üzerinde durmak, tasarlamak. "Kimi önlemler düşünmek bana düştü" 6. bir şeye karşı ilgili olmak, titizlikle üzerinde durmak. "Biraz da aileni düşünmek zorundasın" 7. düşünce olarak benimsemek ve öne sürmek. "Ben böyle düşünüyorum" 8. öyle kabul etmek, varsaymak. "Öyle olacağını düşünmüştüm, ama gerçekleşmedi" Benzer: farz etmek 9. [nsz] tasaya düşmek, kaygılanmak. "Gece gündüz düşünmekten kendini alamıyor"(Konusu: , Kökeni: )

WhatsApp