MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Papağanlaşmak:

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Egoistlik:  

(fr.t.i.) 1- Yalnızca kendi yararını ve çıkarını düşünen ve ona göre davranma. 2- (ruhb.) Kendi çıkarını düşünmenin bütün bilinçli eylemlerin ana güdüsü olması durumu. Bencillik, hodbinlik, hodkâmlık, egoizm.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egoizm:  

(fr.i. egoïsme) Bencillik. Genel anlamıyla bireyin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ile ilgilidir. Psikolojik egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarları için hareket etmeyi savunan doktrin, Etiksel (ahlaki) egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarlarına uyan şeyi yapmalarının doğru olduğunu savunan doktrin.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Egoizm:  

(fr.i. égoïsme < lat.) Bireyin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ile ilgilidir. Egoizm ile aşağıdakilerden biri kastedilmiş olabilir: 1- Psikolojik egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarları için hareket ettiği savunan doktrin. 2- Etiksel (ahlaki) egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarlarına uyan şeyi yapmalarının doğru olduğunu savunan doktrin. 3- Rasyonel egoizm: İnsanların kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin rasyonel olduğunu savunan doktrin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fr + İt)

Egosantrizm:  

(fr.i. egocentrisme) (fel.) Beniçincilik, benmerkezcilik. Her şeyi kendine dayandırmak, kendine bağlamak, kendine indirgemek, her şeyde kendi görüş açısından hükümde bulunmak, her şeyde kendini esas almak ve kendi fikrini, mantığını ve duygusunu hareket noktası, örnek, ölçü ve merkez almak eğilimi olarak tanımlanır.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Egosantrizm:  

(fr.i. égocentrisme < lat.) (fels.) Varlık telakkîsinde, fiil, hareket ve değerlendirmelerde “ben”i merkez olarak kabul edip her şeye bu açıdan yaklaşmayı benimseyen görüş, ben içincilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egotizm:  

(fr.i. egotisme) (fel.) Benlikçilik. Kendinden çok bahsetme, kendini beğenmişlik, övünme.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Egotizm:  

(fr.i. égotisme) (fels.) Kendi benliğinin gelişimini, bütün davranışlarının ilkesi yapan kişinin niteliği. Bencilcilik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egurnayım:  

(d. erm. yegur nayim) Buyurun anlamında kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Egzama:  

(fr.i. eczéma < yun. ekzema) Kaşınma, sulanma, kızarıklık gibi belirtilerle kendini gösteren, bulaşıcı olmayan, fakat kolay geçmeyip genellikle uzun süre devam eden yaygın deri hastalığı, mayasıl.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzersiz:  

(gnl.ter.) Normal durumda olan veya fiziksel özellikleri zayıflamış kişilere bu özelliklerini tekrar kazandırma ya da geliştirme amacıyla yapılan hareketler. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Egzersiz:  

(fr.i. exercice < lat.) Bir beceriyi, bir bilgiyi kazanabilmek için yapılan yineleme işi. Alıştırma, tâlim, temrin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzistansiyalist:  

(fr.i. existentialiste) (fels.) Egzistansiyalizm öğretisini benimsemiş olan. Varoluşçu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzistansiyalizm:  

(fr.i. existentialisme < lat.) İlk olarak Alman düşünür Martin Heidegger tarafından ortaya atılmış (1927), İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız düşünür ve romancı Sartre'nin benimsemesi ve edebiyata uygulaması ile bütün dünyada yaygınlaşmıştır. İnsanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini; geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunan bir felsefe akımıdır. Varoluşçuluk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzogami:  

(fr.i. exogamie) (sosy.) Evlenecek kimseninkendi topluluğu içinden biriyle evlenmesini yasaklayan, kendi boyu ve soyu dışından biriyle evlenmesi ilkesine dayanan evlilik biçimi. Dış evlilik, dışarıdan evlenme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzomorfizm:  

(fr.i. exomorphisme) (jeo.) Dış başkalaşım. Magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Egzomorfizm:  

(fr.i exomorphisme) (jeo) Magmanın sokulması nedeniyle komşu kayaçların uğradıkları değişim. Dış başkalaşım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzotik:  

(fr.sf. exotique < lat. < yun.) Uzak, yabancı, tanınmamış ülkelere âit, yabancı ülkelerle ilgili, ya da böyle ülkelerden gelmiş, getirilmiş. yabancıl.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzotizm:  

(fr.i. exotisme) Yabancıllık. Ondokuzuncu yüzyıl sonlarından itibaren bazı etnik gruplar ve medeniyetlerin etkisiyle sanat ve tasarımda oluşan bir eğilim.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Egzotizm:  

(fr.i. exotisme) 1- Bir sanat eserinde uzak, tanınmamış ülkelere âit manzaraları, oralarda yaşayanların töre, inanç ve âdetlerini dile getirme. 2- Uzak ve yabancı ülkelere âit şeylere aşırı düşkünlük.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Egzoz:  

(ing.i. exhaus'tan) 1- Yellenme, osuruk. 2- Kuru fasulye yemeği. Örn:: Hoca çek bir egzoz pilav.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Egzoz:  

(ing.i. exhaust) İçten yanmalı motorlarda veya buhar makinelerinde kullanılmış gaz veya buharın dışarı atılması işi ve bunu sağlayan düzenek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Egzoz:  

Yanlış: Eksoz, Egzost, Egzos Doğru: Egzoz(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Egzozcu:  

(ing.t.i.) İçten yanmalı motorlarda egzoz düzenini yapan ve tâmir eden kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

eğer:  

bağlaç koşul anlamını güçlendirmek için koşullu tümcelerin başına getirilir. "Eğer gelirse, görüşeceğiz"(Konusu: , Kökeni: farsca)

Eğik Düzey:  

(Alm. Schreage - Fr. plan incline - İng. ramp) Sahnenin gerisinde başlayıp seyirciye doğru ya da bir yandan bir yana eğik olarak yapılan düzey.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Eğik Sıra:  

(Cimnastik Ter.) Cimnastik sırasının, bir ucundaki çengellerle yatay parmaklığa takılmasından oluşan eğik bir yüzey konumundaki türü.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Eğil Dağlar:  

Kitabın Türü: Deneme Kitabın Yazarı: Yahya Kemal BEYATLI Kitabın Konusu: Milli mücadeledeki kahramanlar için yazılmış bir kitap. Kitabın Ana Fikri: Milletin yeniden var olmasını sağlayan İstiklâl Harbi kahramanları ve Atatürk’ün yaşadıkları kitabın ana fikrini oluşturmaktadır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Eğilme:  

(Fr. plier) Dans hareketlerinden biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

eğilmek:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. belli bir yönle açı oluşturacak duruma gelmek, dik iken bir yana doğru eğik durum almak. "Elektrik direği eğilmiş" 2. bükülmek. "Çivi iyice eğilmiş, çakılmıyor" 3. (insan) bir işi yapmak üzere belini eğmek. "Çocuk eğilip topu yerden aldı" 4. MEC. başkasının baskısını ya da egemenliğini kabul etmek, başkasına boyun eğmek. "Onun yaptığı eğilmek değil, bir zaman kazanıştır" 5. MEC. önemseyip ele almak, yapmaya girişmek. "Bu konuya eğilmek gerekir"(Konusu: , Kökeni: )

Eğilmez:  

(t.i. erk.) Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

eğim:  

ad 1. eğilmiş olma durumu. 2. bir yüzeyin, yatay düzleme doğru az çok eğilmesi, eğiklik. Benzer: meyil 3. COĞRAFYA TERİMİ belirli bir yatay uzaklıkta bulunan iki nokta arasındaki yükseklik farkı. "Eğimi ölçmek için aygıt gerekiyor"(Konusu: , Kökeni: )

Eğin:  

(t.i. erk.) Er. Sırt, arka.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Eğirotu:  

(azakeyeri) Yılanyastığıgiller familyasından; akarsu kıyıları ve bataklıklarda yetien 60-70 cm. boyunda bir otsu bitkidir. Meyveleri yeşilimsi renktedir. Çiçekleri, siyahımsı-erguvani renklidir. Tadı mayhoştur. Faydası:: İştahı açar, mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide ekşimesini geçirir. Mide ülserini iyileştirir. İdrar ve adet söktürür. Dişetlerini kuvvetlendirir. Ter söktürür, ateşi düşürür ve ağrıları dindirir. Kusturur, aksırtır. Sinirleri yatıştırır. Sarılık ve nikris tedavisinde kullanılır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Eğitsel Oyun:  

(Alm. Erziehungsstück - Fr. piece didactique - İng. educational play) Eğitim ereği güden (taşıyan) oyun türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

eğlence:  

ad 1. eğlenmek eylemi. 2. neşeli ve hoşça zaman geçirilen, genellikle sazlı sözlü toplantı. 3. neşeli ve hoşça zaman geçirilmesini sağlayan şey. "Bu işi eğlence diye görüyoruz"(Konusu: , Kökeni: )

Eğlendirici Oyun:  

(Alm. Unterhaltungsstück - Fr. piece recreative - İng. entertainment) Seyirciyi oyalamak, avutmak, ona hoşça vakit geçirmesini sağlamaktan başka ereği olmayan oyun türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Eğreltiotu:  

(nepkrodium filixmas) Eğreltiotugillerden; kumlu yerlerde yetişen bir cins bitkidir. Çok çeşidi vardır. Boyu 120 cm. kadardır. Kökü kalındır. Dışı siyahi, içi beyazdır. Zehirlidir. Tavsiye edilen miktarı aşmamak gerekir. Hekimlikte erkek eğreltiotu kullanılır. Gebeler ve kansızlar kullanamaz. Faydası:: Bağırsak solucanları ve tenyaları düşürür. Memeli basur ve variste de faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Eğrez Balığı:  

Bilimsel Adı: Vimba vimba. Familyası: Sazangiller familyasına ait bir tatlı su balığı türü. Diğer Adı: Çiçek Balığı, Kavinne Balığı. Kuzey Ege, Marmara, Trakya ve Göller Bölgesi'nde yayılış gösterir. Düz ve ağır akışlı suların kumluk çamurlu zeminlerinde yaşar. 3-4 yaşında olgunluğa erişip Mayıs - Haziran arası üreme yapar. Etinin güzelliği ve bolca avlanılmasıyla ekonomik değeri vardır. Üreme mevsiminde baş ve sırt portakal sarısı olur. Bu periyotta yumurta bırakmak için akarsuların genellikle dipleri çakıllı ve fazla derin olmayan yukarı zonlarına geçerler.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Eğri Büğrü:  

(sf.) Şurası burası eğilmiş bükülmüş durumda olan, çarpuk çurpuk. NOT: Biri Anlamlı, Diğeri Anlamsız Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Ehad:  

(a.i. erk.) 1- Bir, tek. 2- İlk sayı. 3- Allah'ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. İsim olarak kullanılmaz.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ehad:  

(bkz:: ahad)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehemmiyet:  

Yanlış: Ehemniyet Doğru: Ehemmiyet(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Ehil:  

(a.i. erk.) 1- Sahip, malik. 2- Becerikli, yetenekli. 3- Karı-kocadan her biri.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ehli hayvanlar geçebilir:  

(T-14a) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhaları, yol üzerinde bir hayvan olabileceğini ve/veya hayvanların geçiş yaptıkları bir kesim olduğunu ve aynı zamanda kaplama üzerinde kir ve çamur olabileceğini belirtmek için kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

ehlibeyt:  

1- Hz. Peygamber’in ev halkı ve yakın akrabaları. 2- Hz. Muhammed’in hanımları, kızları ve damatları. Örn:: “…Ey ehlibeyt, Allah sizden her türlü kötülüğü gidermek ve sizleri tertemiz yapmak istiyor. Sizler de evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz, Allah Latiftir ve her şeyden haberdar olandır.” (Kur’an-ı Kerim Ahzab suresi 33/33-34 ncü Ayet) 3- Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma (ö. 10/632), damadı Hz. Ali (ö. 40/661) ve torunları Hz. Hasan (ö. 49/669) ve Hz. Hüseyin (ö. 61/680). 4- Hz. Peygamber’in vefatından sonra sadaka ve zekât malı yemenin kendilerine yasak olduğu Hz. Ali, Hz. Cafer (ö. 8/629) ve amcasının oğlu Akil (ö. 60/680)’in çocukları, kan hısımları.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlibidat:  

1- İslam dinine aykırı bir görüşü benimseyenler. 2- İnanç ve davranışlarında Kur'an-ı Kerim ve sünnete aykırı bir hayat tarzını kabul eden kişi veya topluluk. 3- Dinî konularda, Hz. Peygamber’in ve seçkin arkadaşlarının yolunu ve yöntemini terk ederek İslam dışı yollara sapanlar. “Ehlibidat bidatını terk edene kadar Allah onların namazlarını, oruçlarını kabul etmez.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlidünya:  

1- Dünyaya tutkuyla bağlanan, dünyayı aşırı sevenler. 2- Keyf ehli, zevkine, safasına düşkün olanlar. 3- Dünyaya fazlaca bağlanarak dine ve dinî emirlere karşı duyarsız, ahiret bilinci ve hesap verme duygusu olmadan yaşayanlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlihadis:  

1- Hadis bilgini, hadisçi, muhaddis, hadis ilimleriyle uğraşan kimseler. 2- Hadislere göre tutum ve davranışlarını düzenlemeye çalışan kimseler. 3- Yeni ortaya çıkan olayların çözümünü Kur'an-ı Kerim’in yanı sıra Hz. Peygamber’in hadisleri ve sahabelerin görüşlerine dayandıran, Kur'an ve hadisten bağımsız görüş belirtmekten sakınan İslam âlimleri, Hadis ekolü.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlihak:  

1- Hakka uyanlar, hakikat ehli, doğru kimseler, doğru yolda bulunanlar. 2- Gerçeğe uygun inanç, hüküm ve düşünceleri benimseyenler. 3- İslam dininin emir ve yasaklarını içtenlikle hayata katmaya çalışan, bunun göstergesi olarak Kâbe’ye yönelerek namaz kılması nedeniyle ehlikıble olarak da adlandırılan, inançta ve amelde İslam’ın temel ilkelerine özden bağlı kimseler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlihâl:  

1- Hâl ehli, gönül adamları. 2- İlahi aşkı içselleştirme sürecinde örnek bir yaşantı sergileyen kişiler. 3- Tasavvuf düşüncesini benimseyip bunu davranış hâline getiren kimse.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlihâl velakd:  

1- Halifenin belirlenmesinde söz sahibi kimseler, İslam bilginleri. 2- Tarihte Müslüman toplumlarda devlet başkanını seçmek ve gerektiğinde görevine son vermekle yetkili olan, belirli ilmî ve siyasal nitelikleri taşıyan kişilerden oluşan kurul.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehliheva:  

1- İsteklerine, tutkularına esir olanlar. 2- Tutum ve davranışlarını, Allahuteala’nın ve Hz. Peygamber’in gösterdiği ilkeleri gözardı ederek belirleyenler. 3- İnanç ve davranışlarını peygamberlerce bildirilen ilahî buyruklara dayandırmaksızın sadece kişisel görüş ve arzularına göre oluşturanlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlikıble:  

1- Kıbleye yönelerek namaz kılanlar; Müslümanlar. 2- Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğunu kabul edenlerin hepsi. 3- İslam inanç esaslarını dinin özüne aykırı düşmeyecek şekilde yorumlayan farklı mezheplere bağlı bütün Müslümanlar. İnanç esaslarını açık bir şekilde inkâr etmeyen ve İslam’ın temel ilkeleriyle çatışır bir davranış sergilemeyen tüm Müslümanlar ehlikıble sayılır. İslam bilginleri herhangi bir gerekçeye dayanmadan ehlikıbleyi küfürle suçlamanın haram olduğunu söylerler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlikitap:  

1- Kitap sahipleri, kitabi. 2- Yahudiler ve Hristiyanlar. Örn:: "Müslüman hanımlar ehlikitabın erkekleriyle evlenmesinler…” (Hadis) 3- Yahudiler ve Hristiyanları müşriklerden ayırt etmek için elde bulunan Tevrat, Zebur ve İncil’e inanan kimseler. Her ne kadar Yahudi ve Hristiyanlar kendilerine Allah tarafından gönderilmiş olan kitapların asıllarını bozmuş olsalar da; Allah, peygamber, ahiret gibi inançları taşımaları nedeniyle ehlikitap denmiştir. Kur'an-ı Kerim, ehlikitaptan inançlarındaki yanlışlıkları terk etmelerini ve İslam dinine girmelerini ısrarla ister. Örn:: “Ey iman edenler! Ehlikitaptan herhangi bir gruba uyarsanız, onlar sizi iman etmenizden sonra inkârcı yapmak isterler.” (Kur’an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/100 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlikur’an:  

1- Kur’an-ı Kerim’i çok okuyanlar. 2- Hafız, Kur'an-ı Kerim’i ezberleyen ve böylece Allah’a dost olan (kişiler) 3- Okuduğu sure ve ayetleri düşünen, anlayan ve ayetlerden çıkardığı sonuçları samimiyetle hayatına yansıtan ve başkalarının da yaşaması için diğer insanlarla paylaşanlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehlimen:  

(a.i. erk.) İnançlı, inanan kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ehlirey:  

1- Görüş, kanaat, fikir sahipleri. 2- Kur'an-ı Kerim ve sünnette çözümü açık olmayan konularda kıyas metodunu kullanarak hüküm çıkaranlar ve içtihat yapanlar. 3- Sahabe döneminden itibaren Irak bölgesinde ortaya çıkan ve Kufe ekolü olarak da bilinen fıkhi mezhep. Ehlirey, Kur’an ve sünnet yanında kendi görüşüne de yer vermiştir. Onlar da Kur’an-ı Kerim ve sünneti asli delil olarak kabul etmişlerdir. Ayet ve hadislerin yorumunda farklı bir metod takip ettikleri için ehlihadisten ayrılmışlardır. Kur’an-ı Kerim ve sünneti anlamada ve yorumlamada akla ve reye ağırlık vermeleri nedeniyle ehlirey olarak adlandırılmışlardır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlisalat:  

1- Kâbe’ye doğru yönelerek namaz kılmanın farz olduğuna inanan, değişik mezheplere bağlı Müslü69 manların ortak adı. 2- Beş vakit namazı düzenli olarak kılan.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlisalip:  

1- Haçlılar, Hristiyanlar. 2- Baba, oğul ve Ruhu’l-Kudüs’ten meydana gelen teslis inancını haç ile sembolize edenler. Örn:: “Sen ki, son ehlisalibin kırarak savletini, / Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin’i.” (M. A. Ersoy)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehlisuffe:  

(bkz:: Ashabısuffa)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlisünnet:  

1- Sünnete bağlı olanlar. 2- İslam dininin temel konularında Hz. Peygamber’in sünnetine ve sahabelerinin yoluna uymayı ilke edinenlerin izlediği yolu ve yöntemi benimseyenler. 3- Eşariye ve Maturidiye gibi inançla ilgili mezheplerin ortak adı, ehl-i sünnet ve’l cemaat. 4- Dört Sünni fıkıh mezhebinden Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik’ten birisinin ibadet ve hayatın diğer alanlarındaki görüşlerine bağlananlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlisünnet velcemaat:  

(bkz:: ehlisünnet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlitarik:  

1- Dervişler. 2- Bir tarikata bağlı olanlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlitertip:  

(bkz:: sahibitertip)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlitevhit:  

Allah’ın varlığını ve birliğini kesin olarak kabul eden, onun varlığına iman eden ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayan.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehliyet :  

(a.i. ka.) 1- İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2- Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3- İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

ehliyet:  

1- Yeterlilik, elverişlilik, liyakat. 2- Allah’ın “yapınız” ya da “yapmayınız” şeklindeki isteklerine muhatap olma hâli. 3- Kişinin hukuki haklardan yararlanmaya ve bu hakları kullanmaya elverişli olması. 4- Allah’ın koymuş olduğu dinî, hukuki emir ve yasaklarla yükümlü olma durumu, mükellefiyet. Delilik, bunama, kölelik, çocukluk, bayılma, uyku ve unutma gibi durumlarda ehliyet eksikliği meydana geldiği için dinî ve hukuki yükümlülüklerden bazıları düşer.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

ehlizikir:  

1- Allah’ı, isim ve sıfatlarıyla veya Hz. Peygamber’in öğretmiş olduğu dualarla devamlı olarak ananlar. 2- Kur’an-ı Kerim ve sünnetten çözüm üretebilen İslam âlimleri, alanlarında uzman kişiler. Örn:: “Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız ehlizikre sorun.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/43 ncü Ayet) 3- Allah’ın sürekli olarak kendilerini gördüğünü, duyduğunu ve davranışlarını bildiğini hissederek hareketlerine Kur’an-ı Kerim ve sünnet çerçevesinde yön veren Müslümanlar.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehlullah:  

(a.i. erk.) 1- Allah'ın adamı, veli, evliya. 2- Allah'a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçınan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

ehlullah:  

1- Allah dostları, veliler. 2- Allah’ı sevmenin ve saygı duymanın bir göstergesi olarak dinin bütün emirlerini yerine getiren, Allah’ı görüyormuşçasına bir ibadet bilinciyle hareket eden ve bu sayede onun yakınlığını kazanarak toplumda davranışlarıyla örnek alınan kişi veya kişiler. 3- Kur’an-ı Kerim ve sünnet ilimleriyle meşgul olan ve bu ilimlerde derinleşen âlim. Örn:: “Kur’an-ı Kerim’i çokça okuyup gereğiyle amel edenler, ehlullah ve Allah’ın has kullarıdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Ehrimen:  

(bkz:: Zerdüştilik)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Eids:  

(ing.i.) (tıp) (bkz:: AIDS)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Einsteinium (Aynştaynyum):  

Sembolü: Es Atom Numarası (Proton Sayısı): 99 Atom Ağırlığı: 252.0 g/mol Elektron Sayısı: 99 Element Serisi: Aktinit Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: Numaralandırılmamış, 7 Yoğunluk: 2,34 g/cm³ Erime Noktası: 1133 K ​(860 °C, ​1580 °F) Kaynama Noktası: 1269 K ​(996 °C, ​1825 °F) (tahmini) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Katı Görünümü: Gümüş renkli Keşif: Argonne, Los Alamos, Üniversite California (1952) Einsteinium Kullanım Alanları ve Özellikleri: Element araştırmalar dışında hiçbir alanda kullanılmamaktadır.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

Ejderha:  

(fars.i.) Duman kaydırmaca yöntemiyle içilen uyuşturucunun çıkardığı duman.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ejderha Kovalamak:  

(d. fars. türk.) ejderha'nın aldığı biçimleri izlemek, o dumanın peşinde gitmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ejektör:  

(fr.i. éjecteur) Belli bir hızla devinen bir akışkan yardımıyla, başka bir akışkanın boşalmasını sağlayan aygıt. Fışkırtıcı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

ejiptoloji:  

(ing.i. ejiptology) Mısır bilimi. eski Mısırlıları araştıran bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Ek Macunu:  

(Alm. Nasenkitt) Yüz biçiminin, özel olarak burnun değiştirilmesinde kullanılan makyaj macunu. Örnek: "Cyrano de Bergerac" (Rostand)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ek Oyun:  

(İng. afterpiece) Eski tiyatroda asıl oyuna ek olarak oynanan, çoğu kez güldürücü olan kısa oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Ekabir:  

(a.i. erk.) Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Ekarte:  

(fr.sf. écarté) Türkçe’de “saf dışı bırakmak, bir kenara itmek” anlamına gelen Ekarte etmek söyleyişinde geçer. Oyun dışı bırakma, ortadan kaldırma, bir yana itme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Ekber:  

(a.i. erk.) Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur'an-ı Kerim'de 23 yerde geçer. İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan'a hakim olan Türk hükümdarı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Eke:  

(t.i. erk.) 1- Bilgili, deneyli, olgun. 2- Kurnaz, açıkgöz. 3- Bilmiş çocuk. 4- Dahi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ekemen:  

(t.i. erk.) (bkz:: Eke) (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Eker:  

(t.i. erk.) Toprakla uğraşan.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ekilmek:  

(f.) (Kendisine) Verilen söz tutulmamak, bir vaat bir buluşma vb. konusunda aldatılmak, kandırılmak. (bkz:: Ekmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ekim:  

(t.i. ka.) 1- Toprağa ürün ekme işi. 2- Yılın onuncu ayı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

ekim:  

ad 1. ekmek (I) eylemi. 2. yılın onuncu ayı; eylül ile kasım arasında yer alır ve 31 gün sürer.(Konusu: , Kökeni: )

Ekim devrimi:  

Sovyet tarihçiliğinde Ekim Devrimi yoksulluk ve sefalet çağında Bolşeviklerin dünya halklarının kurtuluşu için kitleleri harekete geçirmesi olarak ifade edilir. Bu nedenle devrim meşruiyete sahiptir.(Konusu: , Kökeni: )

Ekimoz:  

(ecchymosis) Çürük, bere, morluk. [Travma etkisi ile arteriyol ve venüllerin yırtılarak kanın doku arasında yayılıp pıhtılaşması sonucu meydana gelir. Bu yayılma doku aralıklarını doldurma şeklindedir].(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Ekimoz Maskesi:  

(mask of ecchymosis) Karın-göğüs basısında, baş, boyun ve göğsün üst kısmının koyu morumsu-siyah renkte olması ile karakterize görünüm.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Ekin:  

(t.i. ka.) 1- Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2- Kültür.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

Ekiner:  

(t.i. erk.) (bkz:: Ekin)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Ekinokok:  

(fr.i. échinocoque) (hayb.) Etoburların gelişmiş dönemlerinde bağırsaklarında yaşayan bir tür tenya.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Ekinoks:  

(fr.i. équinoxe < lat.) 21 – 22 Mart ile 21 – 22 Eylül’de olmak üzere yılda iki kez görülen, gündüz ve gecelerin eşit uzunlukta olması durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Ekinti:  

(i.) 1- Birisine verdiği sözü (örneğin buluşma) tutmama, (kendisine) verilmiş olan sözün tutulmaması. 2- Ekmek edimi. (bkz:: Ekilmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ekintileri Oynamak:  

(d.) (Kendisine) Verilen söz tutulmadığı için çok sinirlenmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ekintiye Getirmek:  

(d.) (Birisini) Verilen bir söz tutulmayarak aldatmak, özellikle buluşmaya gelmemek. (bkz:: Ekmek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Ekip:  

(fr.i. équipe) Aynı işte veya birbirini tamamlayan işlerde çalışanların meydana getirdiği topluluk, takım, grup.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Ekipman:  

(fr.i. équipement) Bir işi yapmak, bir makineyi, bir kuruluşu, bir işletmeyi gereğince kullanmak, çalıştırmak için gerekli âlet edevat, cihaz ve takım; teçhîzat.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

WhatsApp