Haydi Öğrenelim!
Teoman:
Fazlı Teoman YAKUPOĞLU (d:1967; ö:)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Kayış Dili:
(d. esk.) Hırsızlar arasında kullanılan argo. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayışa Çekmek:
(d.) 1- Aldatmak, kandırmak. 2- Hile, dalavere yapmak. Kayış, Kayış Etmek biçimlerinde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayışkıran:
(eşekotu) Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Faydası:: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kayışlamak:
Düzenlemek. Örn:: Sen aklını yanlış kayışlıyorsun. İnsanlık tarihini nereden çıkardın? Senin yaptığına düpedüz sarkıntılık derler. (Salah Birsel, Dört Köşeli Üçgen)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayıt Tarayıcı:
Kayıt sorunlarını bulan ve düzelten sistem bakım programıdır. Bilgisayarınızı her başlattığınızda, Kayıt Tarayıcı'da Kayıt Defteri'ni (Registry) tarar ve tutarsız veri yapılarını düzeltir.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Kayıtbay:
(t.i. erk.) Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayız Etmek:
(d.) 1- Yemek. Al öyleyse Hacı Bekir lokumunu hak etmişsin kayız et babacığım diye çoktan boşalmış olan kutuyu Rıza babaya uzattı. (Ratip Tahir, Budak Hapishane Hatıraları) Kayiz Etmek biçiminde de kullanılır. T.iç.bk. Habe Kayız Etmek. 2- (Birisini) Cinsel ilişkide kullanmak, düzmek. Örn:: (Erkek) Cinsel organını duhul etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayma:
(a.i. kaime'den) Lira, kağıt para, Para. T.iç.bk. Askıcı(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayma:
(Fr. glisser) (Bal.) Yedi tür dans hareketlerinden biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kayma:
(Cimnastik Ter.) Cimnastikçinin kulplu beygirde yer değiştirmesi.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kayma:
(Yüzme Ter.) Su yüzeyinde hareket yapmadan ilerleme.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kaymak:
(f.) 1- Yemek. Örn:: -Valla İmanım bizim burada yok bir iki lokma var biz kayıyoruz. (anlatan: Hayali Küçük Ali, Dünya Güzeli - meddah hikayesi) 2- İçmek. 3- Güçlüğe düşmek, eski rahatı ve esenliği kalmamak. Örn:: Tüh sana velet bira içiyosun ha. Ben zaten kaymışım. Hiç olmazsa sen benim gibi olma. Bütün umudum sende. Sen bana benzeme. (Haşan Kaçan, Eşşek Herif) (bkz:: Hayatı Kaymak) 4- Kaçmak, kimseye belli etmeden ortadan kaybolmak. 5- (Erkek İçin) Cinsel organını sokmak, duhul etmek, düzmek. Örn:: Pek tutmağa gelmez düşenin yolda elinden. Kaymak çoğalır kış günü donlar çözülünce. (Şinaver - Bekir Sıtkı Akozan, Şüun-u Şlta)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaymak Tabağı:
(d. türk. a. tabak) 1- Kızda, kadında kasık. 2- Dişilik organı. Dişilik organının dış bölümü.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaymaz:
(t.i. erk.) 1- Dağ eteği. 2- Güneydoğu'dan esen bir rüzgar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kaynak:
(t.i. ka.erk.) 1- Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı yer. 2- Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Kaynak:
(bkz:: Kaynar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kaynak:
ad 1. bir suyun yeryüzüne çıktığı yer. 2. böyle bir yerdeki su. \"Kuşlar kaynağın başında toplanmış\" Benzer: pınar 3. MEC. bir şeyin çıktığı yer. 4. MEC. bir bilginin, bir haberin çıktığı yer ya da alındığı kimse. \"Gazeteci kaynağını saklar\" 5. MEC. araştırma ve incelemelerde yararlanılan belge ya da yapıt. \"Şiir dili konusunda kaynak bulamıyormuş\" 6. FİZİK TERİMİ herhangi bir erkenin oluşup çevreye yayıldığı yer. \"Güneş ısı ve ışık kaynağıdır\" 7. iki metal parçasını ısıl yolla birbirine kaynaştırma, yapıştırma yöntemi. 8. MEC. maddi destek, para, ödenek ya da bunların sağlandığı yer. \"Bu kaynağı buluncaya değin zor günler geçirdik\" 9. MEC. para ve paraya çevrilebilecek her şey. \"İşe yeterince kaynak ayrıldı\"(Konusu: , Kökeni: )
Kaynakhane:
(b.i) Kaynak işleri yapılan yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Kaynamak:
(f.) 1- (Nesne) Çalınmak, ortadan kayboluvermek. Ne olduğu bilinmemek. 2- (Canlı) Ölmek, öldürülmek, kim vurduya gitmek. Örn:: Yav fareleri tutsun diye saldığımız kedi de arada kaynamış. Vah zavallı çok gençti. (Ergün Gündüz, Kalemiti Ceyn) 3- (Olay) Unutulmak, küllenmek. Örn:: ancak güzel kadınların karıştığı maceralar anlatılmaya değer oluyorlar. Diğerleri kaynayıp gidiyor, unutuluyor. (F. M. İkinci, Kara Nara)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kaynana:
bileşik · ad kadına göre kocasının, kocaya göre karısının annesi.(Konusu: , Kökeni: )
Kaynana Dili:
(d.) Bir tür uyuşturucu, pesoteye.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaynanadili:
(kaktüs) Atlasçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Nopal zamkı elde edilir. Faydası:: Dizanteri ve ishali keser.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kaynar:
(i.) Esrar, birinci kalite esrar. Örn:: Hint keneviri kesilip kurutulduktan sonra beyaz tava üstüne serilir. Belirli bir süre içinde beze biriken son toz kaynar diye adlandırılan esrar tozudur. (Ahmet Arif Kızılyalın, Uyuşturucular) (bkz:: Kaynak, Kara, Konca)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaynatmak:
(t.) 1- Konuşmak, söyleşmek, başkalarını unutarak konuşup söyleşmeye devam etmek. Örn:: Ulan ananın karnında dokuz ay on gün nasıl bekledin? Çoktandır cemal'i görmedim İrfan beyciğim. ayakta biraz kaynatıyoruz. (Osman Semai Kaygılı, Çingeneler) 2- Gizlice konuşup, görüşmek, çok samimi bir biçimce söyleşmek öpüşüp, koklaşmak. Örn:: Kızkardeşiyle kaynattığımızı bir görsün, görmek değil sezsin halim duman. (Mehmet Şeyda, Erkekamet) Örn:: Öhö öhö Kaynatın bakalım Ulan ne kıyak adamlar var be. Bu sıcakta gazocağı yakıyorlar. Başkası ona cevap verdi. -Sende de o pozisyon olsa sen de kaynatırsın arkadaşım. (Süavi Süalp, Trendeki Kadın) 3- (Birisinin) Bir eşyasını parasını kendisine mal etmek, alıp geri vermemek. Örn:: Ne yapıp yapmalı Zehra'nın eşyalarını kaynatmalıyım. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) 4- (Öğrenci) Birtakım bahaneler bulup öğretmeni de İnandıran dersin boş geçmesini sağlamak. Örn:: ilgisiz sorular sorarak dersi kaynatmak kızlara aşk mektupları yazmak komiklik yapmak. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun) 5- (Birisini) Kimse farkına varmadan öldürmek, ortadan kaldırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaynofobi:
(ing.i. cainophobia) yenilik veya değişiklik korkusu. cainotophobia, cainolophobia'de denir.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Kayorto:
(bkz:: Kayarto)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kayra:
(Tür.) Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayraalp:
(t.i. erk.) İyiliksever, yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayrabay:
(t.i. erk.) İyiliksever, saygın kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayrahan:
(t.i. erk.) (bkz:: Kayraalp)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayrak:
(t.i. erk.) 1- Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. 2- Kaygan toprak. 3- Bileği taşı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayral:
(t.i. erk.) Kayrılan, himaye edilen (kimse).(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kayrar:
(t.i. erk.) 1- Orman içindeki ağaçsız kalan. 2- Kayan yer. 3- İnce çakıllı, kumlu toprak.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kays:
(a.i. erk.) 1- Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı olan Mecnun-i Amiri'nin asıl adı. 2- Umman Denizi'nde küçük bir ada.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Kayser:
(a.i. erk.) Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. Daha çok unvan olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Kayser:
Roma imparatorlarına verilen “Sezar” kökenli ünvan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kayseri:
Kayseri Tarihi; MÖ 4000 ile MS 2000 olmak üzere 6000 yıllık bir tarihe sahiptir. MÖ 2000 yıllarında Anadolu’ya Hititler gelmiştir. Yavuz Sultan Selim Han 1515’te Kayseri’yi Osmanlı Devletine kattı.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )
Kayseri:
Kayseri İlçeleri: 1-Akkışla (04.07.1987) 2-Bünyan 3-Develi 4-Felahiye (01.09.1957) 5-Hacılar (18.05.1990) 6-İncesu 7-Kocasinan (14.12.1988) 8-Melikgazi (14.12.1988) 9-Özvatan (20.05.1990) 10-Pınarbaşı 11-Sarıoğlan (01.04.1960) 12-Sarız (01.04.1946) 13-Talas (04.07.1987) 14-Tomarza (01.03.1953) 15-Yahyalı (01.06.1954) 16-Yeşilhisar (01.01.1948) (Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )
Kayseri:
Kayseri; Kuzey ve Kuzeybatıdan Yozgat, Kuzey ve Kuzeydoğudan Sivas, Doğudan Kahramanmaraş, Güneyden Adana, Güneybatıdan Niğde, Batıdan Nevşehir ili ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )
Kayseri:
Nesiyle Meşhur: Sucuğu, Pastırması, Pişmeye Hazır Mantı, Soğanlı Bez Bebekleri, Bünyan Halısı, Yahyalı Halısı meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )
Kayseri:
Kayseri'de Gezilecek Yerler: Kayseri Atatürk Evi, Şeker Gölü (Keykubat Gölü), Palas Tuzla Gölü, Hasbek Kadı Kümbeti, Alaca Kümbet, Beşparmak Kümbeti, Sırçalı Kümbet, Döner Kümbet, Derevenk Vadisi, Hacer Vadisi, Barsama Vadisi, Soğanlı Vadisi, Berçin Yaylası, Agias Prokopis Kilisesi, Ağırnas Yeraltı Şehri, Yaman Dede Camii, Bürüngüz Camii, Gülük Camii, Akkışla Kalesi, Bayramhacı Kaplıcası, Kara Mustafa Paşa Külliyesi, Köşk Medrese, İmamkulu Anıtı, Avgunlu Medresesi, Sahabiye Medresesi, Hacı Kılıç Medresesi, Kent ve Bünyan Ulu Cami, Merzifonlu Çarşısı, Melikgazi Kalesi, Develi Kalesi, Kayseri Kalesi, Güpgüpoğlu Konağı Etnografya Müzesi, Kayseri Arkeoloji Müzesi, Mimarsinan Müzesi, Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi, Ahi Evran Müzesi, Hunat Hatun Medresesi, Karatay Han, Erciyes Dağı, Erciyes Kayak Merkezi, Şahruh Köprüsü, Erdemli Harabeleri, Soğanlı Harabeleri, Gereme Harabeleri, Kültepe Örenyeri, Sultan Sazlığı, Kapuzbaşı Şelalesi.(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )
Kayseri:
Genel Bakış: İç Anadolu Bölgesinde yer alır. • Orta Kızılırmak Bölümünde, Erciyes Dağı’nın eteklerinde modern bir ildir. • Kayseri (eski Mazaka, Kaisareia), klasik çağlarda Kapadokya adı verilen bölgededir. • Dünyanın ilk yazılı ticari anlaşması burada yapılmıştır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )
Kayserili:
(Kar. Ort. O.) Yerli ağızla konuşan, ama İstanbul törelerini benimsemiş pastırmacı tipi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kaytus:
(a.i. ka.erk.) Bir yıldız kümesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)
Kayyum:
(a.i. erk.) Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. Herşeyin varlık sahibi olabilmesi için gerekeni veren. Allah'ın isimlerinden.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
kayyum:
1- Vekil bırakmadan ortadan kaybolan veya hayatta olup olmadığı bilinmeyen kimsenin yahut hukuki tasarruflarını ehliyet eksikliğinden dolayı yerine getiremeyenlerin yerine tayin edilen kişi, onların veliliğini üzerine alan kimse. 2- Cami ve imaretlerin bakım ve temizliğini üstlenen kişi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Kayyum:
(el-Kayyum) “Varlığının başlangıcı ve sonu olmayıp varlığı kendinden olan, tüm evrenin varlığını sürdürmesi onun varlığına bağlı bulunan, bütün yaratılmışları dilediği gibi idare eden, her şeyin gözetimini üzerine alan, yok olmayan.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O Hay ve Kayyum’dur.” (Kur'an-ı Kerim Al'i İmran suresi 3/2 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Kaz:
(sf.i.) 1- Aptal, dangalak. (kimse) Saflığı yüzünden kumarda sürekli yenilen, dolandırılan kimse. Örn:: Demek bir gecelik avuntuya karşılık aylarca soyulmuş şanslı enayiler az bulunur kazlar, hiç bulunmaz balkabakları yerine konmuştu. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) Örn:: Önce şu kodaman kazları yolayım sonra gel. dans edelim. (Öztürk Serengil, Yeşilçamı Benden Sorun) 2- Pezevenk. 3- Gürültücü, (kimse) gereksiz yere bağırıp çağıran. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaz Yolmak:
(d.) (Kumarbaz, dolandırıcı vb. İçin) Birisinin toyluğu, saflığı ya da bilgisizliğinden yararlanarak parasını almak, çıkar sağlamak. Enayi sövüşlemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaz Yumurtası:
(d.) Alık, aptal, kazdan bile budala. Örn:: Hiç kimse yan bakamazdı Atoma mahallede. Yalnız Filiz. Hıyar derdi, Salak derdi, Kaz yumurtası Aptaf derdi. (Orhan Kemal, Bir Filiz Vardı) (bkz:: Kaz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kaza:
(accident) Her türlü tedbire rağmen önlenemeyen olay.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kaza:
(a.i. erk.) Hüküm karar verme, emir tesbit vs.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
kaza:
1- Hükmetme, karara bağlama, emretme, mahkeme etme, yargı. Örn:: “Siz, ihtilafa düştüğünüz bir konuda benim hakemliğime başvurmak için bana gelirsiniz. Biriniz davasının delillerini (haksız olduğu hâlde) daha güzel anlatır. Ben ancak bir insanım. Duyduğumla kaza ederim. (Haksız olduğu hâlde) kime kardeşinin hakkından bir pay vermişsem o ateşten bir parçadır. Sakın onu almasın.” (Hadis) 2- Allah’ın, kulları için belirlemiş olduğu şeylerin zamanı ve yeri gelince tek tek ortaya çıkması, uygulanıp gerçekleşmesi. Allah’ın, olacak her şeyin ne zaman ve ne şekilde gerçekleşeceğini önceden bilmesine, belirlemesine kader; Allah’ın takdirinin yeri ve zamanı gelince, o şeylerin Allah tarafından yaratılmasına ise kaza denir. Bu anlamda kaza, kader ile birlikte kullanılır. Buna göre önce kader, sonra kaza gelir. 3. Yerine getirme, ödeme. “Malının zekâtını verdiğin zaman üzerinde olan (zekât) borcunu kaza etmiş olursun.” (Hadis) 4- Zamanında yerine getirilememiş olan dinî görevlerin sonradan yerine getirilmesi. Esas olan, ibadetlerin vaktinde ve şartlarına uygun olarak yerine getirilmesidir. Hiçbir ibadetin kazası vaktinde yapılan bir ibadetle eş değerde değildir. Buna rağmen herhangi bir engel veya özür sebebiyle yerine getirilemeyen ibadetler sonradan kaza edilirler. Vaktinde kılınamayan namaz kılınır, verilemeyen zekât verilir, tutulamayan oruç tutulur. Bu ibadetlerin sonradan kaza edilmesi Kur’an-ı Kerim’in emri ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına dayanır. Örn:: “Sizden her kim o aya (ramazan ayına) yetişirse oruç tutsun. Kim de hasta olur, yahut yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde orucunu kaza etsin…” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/185 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
kaza namazı:
Çeşitli nedenlerle vaktinde kılınamayan farz bir namazın vaktinin dışında sonradan kılınması. İslam’da ibadetlerin belli vakitleri vardır. İbadetlerin bu vakitler içinde yapılması zorunludur. Namaz da vakte bağlı ibadetlerden biridir. Vaktinde kılınmadığında kazaya kalmış olur. Hz. Peygamber vaktinde kılınamayan farz namazların kaza edilmesini emretmiştir. Hanefi mezhebine göre vitir namazı vacip olduğu için onun da kaza edilmesi gerekir. “Kim uyur kalır veya unutarak namazı vaktinde kılmamış olursa, hatırlayınca namazını kaza etsin.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Kazai Rüşt:
(majority by a court decision) Mahkeme kararıyla reşit hâle getirme. On beş yaşını dolduran küçüğün kendi isteği ve ebeveyninin onamıyla reşit olması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kazak:
(t.i. erk.) 1- Göçebe akıncı. 2- Rusya'da yaşayan bir Türk kavmi. 3- Genç, taze. 4- İnatçı.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kazak:
1. Yün veya benzeri malzemeden yapılan üst giysi. 2. Tarihsel olarak göçebe savaşçı topluluk üyesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kazakhan:
(t.i. erk.) (bkz:: Kazak)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kazakistan:
Resmi Tam Adı: Kazakistan Cumhuriyeti Yerel Tam Adı: Qazaqstan Respwblïkası(Konusu: Ülke Resmi Adı, Kökeni: )
Kazakistan:
Yer Aldığı Kıta: Asya Kıtası'nda Orta Asya bölgesinde ve Doğu Avrupa bölgesinde yer alır.(Konusu: Ülke Bul.Kıta, Kökeni: )
Kazakistan:
Bağımsız Ülke: Birleşmiş Milletler üye ülke. Sovyetler Birliği'nden 16 Aralık 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanmıştır. Kazakistan, (Azerbaycan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan ile birlikte) günümüzdeki 7 bağımsız Türk devletinden biri.(Konusu: Ülke Bağ.Tarihi, Kökeni: )
Kazakistan:
Yönetim Şekli: İktidar Yapısı: Üniter Devlet. İktidar Kaynağı: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.(Konusu: Ülke Yönetim Şekli, Kökeni: )
Kazakistan:
İdari Yapısı: 14 Bölge: 1- Batı Kazakistan 2- Atırav 3- Mangistav 4- Aktöbe 5- Kızılorda 6- Güney Kazakistan 7- Kostanay 8- Kuzey Kazakistan 9- Akmola 10- Karagandı 11- Jambıl 12- Almatı 13- Doğu Kazakistan 14- Pavlador.(Konusu: Ülke İdari Yapı, Kökeni: )
Kazakistan:
Başkenti: Nur-Sultan Eski Başkenti: Astana Not: Kazakistan'ın başkenti Astana'nın adı, Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'e ithafen, resmen 23 Mart 2019'da Nursultan olarak değiştirildi.(Konusu: Ülke Başkenti, Kökeni: )
Kazakistan:
Komşuları: Komşuları olarak kuzeyde Rusya, güneyde Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan, doğuda Çin Halk Cumhuriyeti bulunur. Ülkenin ayrıca Hazar Denizi ve Aral Gölü'ne kıyısı vardır.(Konusu: Ülke Komşuları, Kökeni: )
Kazakistan:
Resmi Dili: Kazakça, Rusça(Konusu: Ülke Resmi Dili, Kökeni: )
Kazakistan:
Plaka Kod: KZ(Konusu: Ülke Plaka Kodu, Kökeni: )
Kazakistan:
Tel. Kodu: +7 Bölge 7 Yedinci Dünya Numaralandırma Bölgesi (eski Sovyetler Birliği) içindedir.(Konusu: Ülke Tel Kodu, Kökeni: )
Kazakistan:
Dini: İslamiyet, Hristiyanlık Mezhebi: Sünnilik, Şiilik NOT: Hristiyan'lığın 3 ana mezhebi: Roma Katolik Kilisesi, Protestanlık, Ortodoks Kilisesi NOT2: İslamiyet'in 2 ana mezhebi: Sünnilik, Şiilik(Konusu: Ülke Dini, Kökeni: )
Kazakistan:
Kazakistan Bayrağı: 4 Mayıs 1992'de kabul edilmiştir. Bayrağın müellif'i Şaken Niyazbekov'dur. Bayrak ölçüsü 1:2'dir. Gök mavisi Kazakistan'ın yedi bağımsız Türk Devleti'nden biri olmasını simgeler. Altın renkli şerit eski Altın Ordu devletini, ayrıca Kazakistan'a özgü olan kültürü simgeler. Altın renkli güneş, huzur ve bereketi simgeler. Kanat açmış bozkır kartalı özgürlük ve bağımsızlık simgeler. Uçkurluğun hemen yanındaki "koç boynuzu" denen nakış ise Kazak millî kültürünü simgeler.(Konusu: Ülke Bayrağı, Kökeni: )
Kazakistan:
Milli Marşı: "Meniñ Qazaqstanım" (Benim Kazakistanım) Kazakistan'ın ulusal marşıdır. 7 Ocak 2006 tarihinde kabul edilmiştir. Asıl yazarı Jumeken Najimedenov dur. 2006 yılında Kazakistan Cumhuriyeti Başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından değişikliklere uğranmıştır.(Konusu: Ülke Milli Marşı, Kökeni: )
Kazakistan:
Genel Bkş: “Bağımsızlık” anlamına gelen ve kökeni Türk dillerine dayanan “kazak” kelimesinden, “Kazakların ülkesi” anlamına gelen “Kazakistan” türetilmiş. • Doğu Avrupa ve Orta Asya toprakları üzerinde geniş bir alana yayılan Kazakistan’ın ismi ‘’yersiz yurtsuz dolaşmak’’ anlamındaki ‘’Kaz’’ kelimesine dayandırılıyor. • (Konusu: Ülke Genel Bakış, Kökeni: )
Kazakistan:
SYRBAR Kazakistan'ın Dış İstihbarat Teşkilatı. Kazak Dış İstihbarat Servisi (SYRtky BARlau kyzmeti ya da sadece Syrbar) Kuruluş Tarihi Şubat 2009. NSC Kazakistan'ın İç İstihbarat teşkilatı. Kazakistan Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Kurulu (National Security Committee of the Republic of Kazakhstan) 13 Temmuz 1992 tarihinde kurulmuştur.(Konusu: Ülke İsth. Teş., Kökeni: )
Kazakistan Milli Tk:
milli tk.lakabı: Kar Leoparları (Kazakhstanskie Barsy)(Konusu: Lakap Milli Tk., Kökeni: )
Kazamat:
1. Kale veya gemilerde top yerleştirilen korunaklı bölüm. 2. Zindan benzeri kapalı yer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kazan:
(t.i. erk.) 1- Su çevrisi, kayra. 2- Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. 3- Girdap.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kazanhan:
(t.i. erk.) (bkz:: Kazan)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
kazanmak:
1. kazanç elde etmek. "Bu işten kaç para kazanacağız?" 2. olumlu ve iyi bir sonuç sağlamak. "Davayı kazanmak için elinden geleni yap" 3. (ikramiye) isabet etmek, çıkmak. "Piyangodan çok para kazanmış" 4. elde etmek, sahip olmak, edinmek. "Arkadaş kazanmakta ustadır" 5. edinmek, uğramak, yakalanmak. "Çocuk yeni huylar kazandı. Soğuktan insan hastalık kazanır" 6. MEC. kendinden yana çekmek, kendine bağlamak. "Son konuşmasıyla herkesi kazandı" 7. ele geçirmek. "Düşmandan toprak kazanmak istedik" 8. –İ; –DE yenmek. "Maçı kazandık. Kumarda kazanmak da kaybetmek de var"(Konusu: , Kökeni: )
kazara:
belirteç 1. farkında olmadan, bilmeden, yanlışlıkla, kaza sonucu olarak. 2. rastlantıyla.(Konusu: , Kökeni: ar+fars)
Kazaska:
Eskiden kullanılan, uzun ve dar kesimli bir giysi türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kazayağı:
(kenopodyum) Ispanakgiller familyasından; yaprakları kazayağına benzer, Kuzey Amerika'nın doğu bölgelerinde yetişen ve Akdeniz bölgesinde de görülen kokulu, otsu bir bitkidir. Topraküstündeki kısımlarından su buharı distilasyonu ile elde edilen uçucu yağa "kazayağı esansı" denir. Faydası:: Bağırsak solucanlarını düşürmekte faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kazdağlı:
(i.) Aptal, anlayışı kıt, bön kişi. Örn:: Külhanbeyi- Ulan Kazdağlı böyle zevkli yeri kahve yapmak haa? Ulan o kahveyi sen büyükanana içir. Bana bak buraya Kağıthane derler buraya piyize gelinir. (Ortaoyunu, Kağıthane Safası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazein:
Sütte bulunan temel protein maddesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
kazf:
Namuslu bir erkek veya kadına zina iftirasında bulunma veya bir kimsenin soyunun bozuk olduğunu iddia etme. Kazf, İslam hukukunda yaptırımı gerektiren büyük suçlardan biridir. Şaka amaçlı da olsa hiç kimsenin namusu aleyhinde konuşulmaz, hiçbir kimse hakkında imalı da olsa namusa yönelik suçlayıcı bir söz söylenmez. İslam, namusa yapılan iftirayı ahirette kişiyi azaba sürükleyen en büyük günahlardan sayar. Örn:: “Cehennem ateşini gerektiren şu günahlardan sakınınız: Şirk, katillik, kazf…” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
kazı:
ad 1. toprağı kazmak eylemi. 2. toprağın kazıldığı yer. 3. yeraltında kalmış, tarihsel değer taşıyan eski yerleşim yerlerini, geçmişin yapılarını, anıtlarını vb. aramak, onları ortaya çıkarmak ereğiyle, kazıbilimcilerce toprağın belli yöntemlerle kazılması.(Konusu: , Kökeni: )
kazıbilim:
bileşik · ad tarihöncesinden ve eski çağlardan kalma anıtları özellikle tarih ve sanat değeri yönünden inceleyen, bunların yeraltında kalmış olanlarını kazılar yoluyla araştıran, ortaya çıkaran bilim.(Konusu: , Kökeni: )
Kazığı Yemek:
(bkz:: Kazık Yemek)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazık:
(sf.i.) 1- Ederinden fazlasına satılan çok pahalı fahiş fiyatlı. (nesne, hizmet vb.) Örn:: Amma da kazık şapka ha bunu şeyime mi takıcam? 2- Pahalı. (lokanta, dükkan vb.) O resto kazıktır hem de kazığın allahı. 3- (Öğrenci için) Çok zor, koşulları güç. (sınav, ders soru vb).(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazık:
(Güreş Ter.) Genellikle yağlı güreşte görülen eli rakibin kıspetinin içine sokarak onu yere indirme oyunu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kazık Atmak:
(d.) 1- (Birisine) Bir nesneyi, bir hizmeti ederinden fazlaya satmak, fahiş fiyatla satmak. 2- an.ge. (Birisine) Beklemediği bir zarar vermek, aldatmak, güveni kötüye kullanmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazık Marka:
(d. türk. it. marca) Çok pahalı, fahiş fiyatlı (nesne, hizmet vb.). Aynı niteliği taşıyan lokanta, mağaza vb. (bkz:: Kazık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazık Oynamak:
(d.) (Birisini) Aldatmak, (birisinin) çıkarlarına zarar yermek, (birisine) beklemediği bir kötülük etmek. Örn:: Bu kadar ustası olduktan sonra hakkıdır alimallah Ama bana kazık oynamamalı. Ulan beraber çalışıyoruz işte. (Sabahattin Ali, Hakkımızı Yedİrmeyiz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazık Yemek:
(d.) 1- Alışverişte aldanmak, bilgisizliği, dikkatsizliği nedeniyle çürük mal almak, bir malı ederinden fazlaya satın almak. 2- İnandığı, güvendiği birisi tarafından beklemediği bir anda aldatılıp zarar görmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazıkçı:
(sf.i.) Kazık Atmak edimini hep yapan. (kimse) kazık atmayı alışkanlık edinmiş. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazıklamak:
(f.) 1- Eşanl. Kazık Atmak. Örn:: Hayatında başardığı en önemli iş sanki uymuş film çevirmek, onu bunu kazıklamak. karısını ve çocuğunu terketmek. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) 2- (Dolmuş ya da taksi şoförü) Uzunca bir süre müşteri bulamadan durakta beklemek. 3- (Otomobil vb. araç) Çok sert fren yaparak durmak bu fren nedeniyle tekerlekleri yolda iz bırakmak. Örn:: Son model bir Amerikan arabası berberin önünde frenleri kazıklayınca. (Metin Kaçan, Ağır Roman)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kazıklanmak:
(f.) Kendisine kazık atılmak, alışverişte aldanıp bir şeyi ederinden çok daha fazlaya satın almak. (bkz:: Kazık Atmak)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )