Haydi Öğrenelim!
Nergis:
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Keratinli:
Keratin içeren (saç, tırnak gibi yapılarda bulunan proteinle ilgili).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Keraunofobi:
(ing.i. keraunophobia) gök gürültüsü ve şimşekten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Keraviye:
(karamankimyonu) Maydanozgiller familyasından Doğu Anadolu bölgesinde yetişen 2 yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri beyaz renklidir. Mayıs - Temmuz ayları arasında açar. 30 - 90 cm boyundadır. Kazık köklüdür. Meyvesi esmerdir. çeriğinde tanen, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Faydası:: Anne sütünü artırır. Mide ve bağırsak gazlarını, midedeki diğer şikayetleri giderir. İdrar söktürür. Astımda faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kerbela Olayı:
Bağdat’ın yaklaşık yüz kilometre güneybatısında yer alan Kerbela adlı yerde 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) tarihinde Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve aile fertlerinden yetmiş kadar kişinin Emevi hükümdarı Yezid b. Muaviye (ö. 64/683) ve ordusu tarafından şehit edilmesi olayı. Kerbela Olayı, İslam tarihindeki en üzücü olaylardan biridir. Çünkü bu olayda, Hz. Peygamber’in aile fertleri şehit edilmiştir. Tarihçiler Kerbela Olayı’nın nedenlerini şu şekilde açıklarlar: Muaviye (ö. 41/661) daha sağlığında iken oğlu Yezid’i kendisinden sonraki hükümdar olarak belirlemiştir. Onun ölümünden sonra idareyi ele alan Yezid’e Hz. Hüseyin, İslam’da yönetimin saltanata dönüşeceği, yetersiz insanların bu yolla yönetici olacakları, Yezid’in de birçok günahı açıkça işleyen bir kimse olması gibi nedenlerle karşı çıkmıştır. Uzun uğraşılardan sonra Iraklılar Hz. Hüseyin’e, Yezid’e karşı destek sözü vermişler, Hz. Hüseyin ile Yezid arasındaki anlaşmazlık savaşa dönüştüğünde ise sözlerinde durmamışlardır. Yezid’in ordusu Kerbela’da Hz. Hüseyin ve aile fertlerinden oluşan grubu abluka altına alıp günlerce aç susuz bırakmıştır. Daha sonra da ani bir hücumla Hz. Hüseyin başta olmak üzere yetmişten fazla kişiyi şehit etmişlerdir. Bu olay bütün dünya Müslümanlarını üzmüştür. Müslümanlar, bu üzüntülerini çeşitli biçimlerde dile getirirler.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Kerem:
(a.i. erk.) 1- Asalet, asillik, soyluluk. 2- Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Keremcem:
Keremcem DÜRÜK (d:1977; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )
Kerempe:
(Halk ağzı) Küçük, değersiz veya işe yaramaz şey.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Keremşah:
(a.i. erk.) (bkz:: Kerem)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Kerenay:
(f.a.i. ka.) Eskiden kullanılan bir çeşit nefesli saz.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Fars+Ar)
Kereste:
(fars.sf.i.) 1- İri yapılı, iri yarı. (kimse) 2- Görgüsüz, kaba. (kimse) Örn:: Çay o biçim mİ? dedi Haydar. sesli sesli bir yudum aldı. Yuuuu Kereste dedi Metin. (Muzaffer Buyrukçu, Onlar) 3- Beceriksiz, yapılmayacak yanlışlara düşen. (kimse) Örn:: O Etem olacak kereste de yani neden kaleyi armut gibi boş bırakır. (Attila İlhan, Sokaktaki Adam) 4- Büyük erkeklik organı, olağandan büyük penis.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kereste Müdürü:
(d. fars. a. müdir'den, türk. e.) Kereste'den (bk.) bile görgüsüz, bilgisiz, kaba kimse. Örn:: Kereste müdürünü bu kadar kolay atlatacağımı hiç ummamıştım doğrusu. (Mehmet Şeyda, Erkekamet)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerevet:
1. Yüksekçe kurulmuş tahta sedir. 2. Üzerine çıkılarak oturulan platform.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kerevides:
Kerevitin diğer adı veya eski kullanım biçimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kerevit:
Tatlı sularda yaşayan, ıstakoza benzeyen kabuklu hayvan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kereviz:
(a.sf.i. kerefet'den) Aptal, değersiz. (kimse) Örn:: Hır gır hırr.. Beleşino bizim demirden topa tam kafayı koyarken bu kereviz araya girip bir çuval hoku incir etti. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kereviz:
(apium graveolens) Maydanozgiller familyasından, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu, iki yıllık bir bitkidir. İçeriğinde sedanonik anhidrit, sedanolin, limonen, palmirik asit, gayakol gibi maddeler vardır. Yaprakları ve baş kısmı kullanılır. Faydası:: Uyarıcı ve idrar söktürücüdür. İktidarsızlığı giderir. Cinsel istekleri kamçılar. Şeker, guatr ve yüksek tansiyonda faydalıdır. Böbrek, akciğer ve karaciğer hastalıklarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Sürmenajda faydalıdır. Sinir yorgunluğunu giderir. Kanı temizler. Karaciğer şişliğini giderir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesinde yardımcı olur. Safra ifrazatını düzenler. Nikris ve romatizmada faydalıdır. Susuzluğu keser ve vücuda serinlik verir. Kalp hastalarına tavsiye edilir. Ses kısıklığını giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kerez:
i. (çing.i. keres'ten esk.) Yiyecek içecek sunma, ikram. (bkz:: Keriz, Kiriz)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerhane:
(b.i) Genelev.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
KERI:
(keri / geri) Ayak.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )
Kerim:
(a.i. erk.) 1- Kerem sahibi, cömert, verimcil. 2- Ulu, büyük. 3- Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu. 4- Allah'ın isimlerinden, "abd" takısı alarak kullanılır. (bkz:: Abdülkerim)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Kerim:
(el-Kerim) “Yarattıklarını rızıklandırmayı, yaşatmayı, şefkat göstermeyi sürdüren, nimetlerini karşılıksız veren, insanların bir kısmını inkâr ve isyanlarına rağmen cezalandırma hususunda acele etmeyen, tövbeleri çokça kabul eden, cömert, ulu, büyük ve en şerefli.” anlamlarında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. Örn:: “Kim ki Allah’a karşı nankörlük ederse bilsin ki Kerim olan Rabb’im her türlü kötü yakıştırmadan uzaktır.” (Kur'an-ı Kerim Neml suresi 27/40 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Keriman:
(a.i. ka.) (bkz:: Kerim)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Kerime:
(a.i. ka.) 1- (bkz:: Kerim) 2- Âyet. 3- Kız evlat.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Kerimhan:
(a.t.i. erk.) (bkz:: Kerim)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Ar+Tür)
Keriz:
(sf.i. çingenece keres kökenli, keriz ile farsça kariz suyolu lağım'dan kaynaklanan keriz iki ayrı anlam öbeği oluşturur ama zaman içinde kerezve kiriz biçimlerinden geçerek aynı söylenir olmuştur. Sözcüğün çalgı, eğlence vb. anlamları çingenece kökenli olan biçime olumsuz anlamlı kullanımları da farsça kökenli olan biçime işaret eder) Eğlence, çalgılı, çengili, eğlence Örn:: Kavuklu- Birader çok geçmeden bizim ahenk kerizlere döküldü. Pişekar- Ne demek Hamdiciğim? Çok kaba bir şey söyledin. Oradan ana lağımına mı düştünüz? Kavuklu- Ulan lafı nerenden dinliyorsun? Keriz diye sazendeler arasında köçek çengi havalarına derler. Ben sana oyun havalarına yani köçekçelere başladık demek istedim. Pişekar- Haaa Keriz o demek midir? (Ortaoyunu, Büyücü Hoca) 2- Köçek havası, köçekçe, köçek dansı. 3- Aptal, kolayca aldanan, saf. (kimse, oyuncu) 4- (Dolandırıcı, yankesici için) Soyulacak kimse. av: Otobüs içerisinde şayet parası çalınmak istenen kendi deyimleri ile (Keriz Uyandı) ise ve bu suçlular otobüs içerisinde yakalanırlar İse (Başkomiser Yılmaz Ertunç Yankesicilik). (bkz:: Papel Kerizi, Tahta Kerizi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keriz Atmak:
(d. çing. türk.) Çalgı çalmak, Çalgı çalıp oynamak, göbek atmak. Örn:: Darbuka, zurna zilli, maşalar Kıvırıp kıvırıp keriz atalım. (Şamram Hanım, kanto)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keriz Etmek:
(d. çing. türk.) 1- Çalgı çalmak, çalgı çalıp oynamak. Örn:: Beyler keriz edelim mi? -Vay kibar tavcıları be.. Burada hiç mangiz lafı etmemeli mi? (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Bir Muadele-i Sevda) 2- Kumar oynamak. Kumarda hileli oynamak, toy oyuncuyu hileyle yenmek. Örn:: Dün kahvede keriz ediyorsun kaç parasını kestin avalin? (Hulusi Kodaman, Zar- Kağıt Oyunları ve Hileleri) 3- (Yankesici, dolandırıcı için) Kandıracak bir enayi kollamak, dolandıracağı saf birini araştırıp saptamak. Örn:: Kalabalıkta bir ihtiyarı keriz ettim. Sol kolumla şöyle bir yokladım. Baktım Cüzdan 250 dirhem çekiyor. (Adnan Veli, Mapusane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keriz Etmek:
(Tul.) (bkz:: Geriz Etmek)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Keriz Havası:
(d. çing. a. heva, türk. e.) Oyun havası, raks müziği. Örn:: Kavuklu- Canım ben keriz havaları dedim. Yani sazende ve hanendeler arasında köçekçe-iere keriz havası derler ki saz bu havaları çalmaya başlar başlamaz ortaya çengiler, eğer meclis erkek meclisi ise köçekler meydana gelir, şakır şakır oynayıp göbek atmaya başlarlar. Anladın mı kalın kafalı? (Ortaoyunu, Büyücü Hoca)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizan:
(çing.i.) Müzisyen(ler), çalgıcılar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizci:
(çing.i. türk. e.) 1- Karagözcü argosunda şarkı söyleyen kimseye verilen ad. (Uğur Göktaş, Karagöz Terimleri Sözlüğü) 2- Şarkıcı, çalgıcı. Örn:: Siz kibar bir kerizci misiniz yoksam Beyoğlundaki tiyatrolarda palyaço musunuz? (Osman Cemal Kaygılı, Çingeneler) (bkz:: Kirizci) 3- Kumarbaz. Kumarda saf, bilgisiz oyunculara hile yaparak para kazanan kimse. Örn:: Benden Behçet üzerine bire on bastıran kerizci var mı?.. (Süavi Süalp - Bülent Arabacıoğlu, Gündüz İnsan Gece Hırt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizci:
(Kar.) Karagözcülerin şarkı söyleyene verdikleri ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kerize Bayılmak:
(d. çing. türk.) Kumarda para kaybetmek. Kerize Kesilmek diye de söylenir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizettin:
(fars.i. kariz a. Fahr-üd-din vb. isimler örneksenerek n.) Allahın aptalı, çok enayi kimse. Örn:: Ulan bir tek be bir-tek düşmedi eyi mi? Sanki İstanbul'da meret kerizlerin kökü kurudu eyi mi? -Amma alacakları olsun o sultan kerizettinlerin. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizi Uyuzlanmak:
(d. fars. türk.) Kalabalıkta bir yankesiciden kuşkulanıp üstünü başını kontrol etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizlemek:
(f. çing. fars. türk.) 1- Çalgı çalmak, çalıp oynayarak eğlenmek. 2- (Birisini) Aptal yerine koyarak aldatmak. Örn:: Hop ağır ol lan deve bizi mi kerizieyecen? (Ergin Ergönültaş. Zalim Şevki) 3- Dolandırmak, (kumarda) yenip parasını almak. Örn:: Bizi çaylarda kazıkladığı yetmiyormuş gibi bi de oyunda kerizliyo. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük) (bkz:: Keriz Etmek) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizlenmek:
(fars.f. türk.) Keriz yerine konmak, aptal yerine konup aldatılmak. Örn:: Hala gelmez. Nerde kalır. Bö-hüüü Haftaya: Bir kıza nasıl kerizlenilir. (Hasan Kaçan, Hasan Beyin His ve Seks Köşesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerizlik:
(fars.i. türk.) Keriz olma durumu, kerizin niteliği, kerizce davranış. (sözcüğün aptal, saf vb. anlamlarından) Örn:: Ay ölücem gülmekten bööle kerizlik olmaz billa. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerkenez:
(i.) Aptal, hödük haddini bilmez kimse. Örn:: Sen kimsin lan kerkenez? Bir karış boyun var bızır kadar. (İrfan Yalçın, Pansiyon Huzur)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kermes:
Yardım amacıyla düzenlenen satış ve eğlence etkinliği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kernel:
"Windows işletim sistemlerinin en temel parçasını oluşturan program koduna verilen isimdir. "Kemerin zarar görmesi, Windows'un da çalışmamasına neden olur."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Kerrut:
(yun.i. kheraton'dan esk.) Pezevenk, muhabbet tellalı. (bkz:: Kerata)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kertan:
(erm.sf. esk.) Kaygılandırıcı, korku verici, netameli. Örn:: Baktım ki vaziyet kertan, Oğlan ağzından baklayı çıkarıverirse hapı yuttuğumuzun resmidir. (Adnan Veli, Mahpusane Çeşmesi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kerte:
Ölçü veya işaret için yapılan küçük çizik, çentik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kerteleme:
(Alm. Steigerung - Fr. gradation - İng. gradation) Bir oyunun duygu, akımında yükselme, artma.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kerteleme:
Ölçü aletlerinde işaret koyma, çentikleme işlemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kerteleme Gediği:
(Yun. Antiklimax) - Alm. Antiklimax - Fr. anticlimax - İng. anticlimax) Oyunun -duygu bakımından- doruk noktasından sonra yeni bir durum yaratan eylem, yeni bir duruma geçiş.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kertenkele:
(i.) Fuhuş aracısı, pezevenk. Örn:: Deniz erlerinin de kertenkele (Kadın satıcıları)'lerin yanında saygınlığı az değildi. (Y. Kenan Karacanlar, Babıali Kaldırımlarında Bir Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kertenkele:
HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ ad kertenkelelerden, ince ve uzun gövdeli, dört ayaklı, uzun kuyruklu, yılanlarda olduğu gibi ileri doğru uzayabilen ince, çatal dilli, çok çevik, böcekçil, küçük bir sürüngen hayvan.(Konusu: , Kökeni: )
Kertenkelenin Uykusu:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Nihan TAŞTEKİN Kitabın Konusu: Yakın iki arkadaşın birbirlerine oynadıkları oyunun, polisiye romanları aratmayacak şekilde gerçeğe dönüşmesi. Kitabın Ana Fikri: Bazen arkadaşlar arasında, birbirimize başta neşeli olacağına inandığımız irili ufaklı oyunlar oynayabiliriz. İnsanın yaradılışından dolayı bunu doğal karşılamak gerek. Ancak, fantezilerimize, duygularımızı tatmin etme kaprislerine kapılarak oyuna oyun katmak, birbirimizin ayağını kaydırmaya çalışmak doğru değildir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Kerteriz:
Yön bulmak için alınan referans noktası; doğrultu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kerterizlemek:
Bir noktayı referans alarak yön veya konum belirlemek (özellikle denizcilikte).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kertici:
(bkz:: Sürtücü)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kertici Etmek:
(d. İng. quarters, türk.) Dikkatle bakmak, süzmek, kollamak, durumu anlamak için dikkat kesilmek. Örn:: İrfan makasa alıp onu aylığa bağlamayı çoktandır düşünüyordu. Bu yüzden arkadaşını gizii gizli bir haftadır kerteriz ediyordu. (Süavi Süalp, Günün Adamı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kertmek:
(f.) 1- (Özellikle kalabalık kamu ulaşım araçlarında) Kasığını birisinin kalçalarına dayayıp sürtünmek. 2- Bir işin (özellikle hırsızlığın, dolandırıcılığın vb.) kolayca yapılıp yaplamayacağını sınamak denemek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keser:
(sf.i.) Huylanmış, dikkati uyanmış. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keser Kıçı Gibi Konuşmak:
(d.) Sürekli kendisini haklı çıkartacak biçimde konuşmak, kendisine yontarak konuşmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kesici:
(Masa Tenisi Ter.) Oyun tarzı olarak kesme hareketini kullanan oyuncu. Chopper.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kesici Alet Yarası:
(incised wound) Keskin olan namlu yüzünün cilde sürtülmesi veya sürülmesiyle dokuyu kesen jilet, ustura, cam gibi kesici aletlerle meydana gelen yara.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kesici-Delici Alet Yarası:
(stab wound) Sivri uçları ile cildi delen ve keskin yüzü ile dokuları kesen bıçak, çakı, kama gibi kesici-delici aletlerle meydana gelen yara.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kesici-Ezici Alet Yarası:
(tool wound) Hem ağırlıkları ve hem de keskin yüzleri ile iş gören balta, satır, keser gibi kesici-ezici aletlerle meydana gelen yara.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kesik:
(sf.) 1- Yok. Örn:: attım kendimi dışarı hemen biliyo musun, para kesik. (Hulki Aktunç, Madi Hayat in the Dark) 2- Olumsuz, fena, kötü. Örn:: Eski günler ah eski günler, Yollar kesik olmasa ne kıymeti var karının? (Orhan Kemal, İstanbul'dan Çizgiler) Örn:: İş kesik abi cızlamı çekelim. (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden) 3- Hayran, aşık. Örn:: Dinliyoğ musun Cale?.. Bütün kızlağ bana kesikti. (Oğuz Aral, Utanmaz Adam) Örn:: Saçlarıma perma yaptırsam şansım olur mu dersin? Karıya kesiğim zaten. Herife de sosyete karıları kesikmiş. (Füsun Erbulak, 60 Günlük Bir Şey)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kesik:
sıfat 1. kesilmiş olan. \"Kesik saçlı bir çocuk bağırıyordu\" 2. (süt vb. için) kesilerek bozulmuş olan. 3. kısa. \"Hastanın kesik iniltileri duyuluyordu\" 4. ad gazete, dergi gibi şeylerden kesilmiş yazı. Benzer: kupür 5. ad kesilmiş olan yer. \"Yüzündeki jilet kesikleri belliydi\" 6. ad HALK AĞZINDAN tarla, bağ, bahçe çevresine açılmış olan hendek, çevrilmiş olan çit vb. 7. ad HALK AĞZINDAN engebeli toprak. 8. ad HALK AĞZINDAN köye yakın tarla, bağ, bahçe. 9. ad HALK AĞZINDAN tepelerin üzerindeki düzlük yer. 10. sıfat ARGO yok. \"O günlerde herkeste para kesikti\" 11. sıfat ARGO âşık, hayran. \"Kız oğlana kesikti o günlerde\"(Konusu: , Kökeni: )
Kesik Atmak:
(d.) (Birisine) Hayranlığını, ilgi duyduğunu, sevgisini belli edecek biçimde bakmak, yakınlaşacak davranışlarda bulunmak. Örn:: Bana ne tabii de niye kesik atıyor o karı o çocuğa? Sanki iki kez televizyona çıktı diye o hıyar ağa bizden daha mı yakışıklı? (Ferhan Şensoy, Kazancı Yokuşu) Örn:: Bu huri gazeteci olduğumu bilse kesik atar mı acaba? (Necdet Şen, Hızlı Gazeteci Şaban)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kesik ve devamlı yol çizgileri:
(YI-3) Trafik Yatay İşareti: sürücü trafiğin akış yönüne göre kendine yakın olan çizginin anlamına göre hareket eder. trafik akışına göre kesik çizgi kendisine yakın olan araç sürücülerinin geçiş kurallarına uymak şartıyla öndeki aracı geçmek için şerit değiştirebileceğini bildirir. devamlı çizgi kendisine yakın olan araç sürücüsünün ise hiçbir şekilde şerit değiştiremeyeceğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Kesik Volta:
(d. türk. it.) Çok kısa birkaç adımlık yürüyüşlerden oluşan volta. (bkz:: Volta)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kesik yol çizgileri:
(YI-1) Trafik Yatay İşareti: çok şeritli yollarda veya iki yönlü yollarda yol ve trafik durumu uygun olduğunda sürücülerin öndeki aracı geçmek için şerit değiştirebileceğini bildirir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Kesilmek:
(f.) 1- Kumarda, alışverişte vb. para vermek, ödemek. Örn:: Sen bildiğimiz salozun hırbosuymuşsun. Karı iyice kesilmeden yuları boşlanır mı? Karı milletini tırtıklamanın yolu. (Kemal Tahir, Esir Şehrin Mahpusu) 2- (Birisine) derin sevgi duymak, hayran, aşık olmak. Örn:: Bu sefer son model bi BMW tamir ediyorum. Komşunun kızı Aysel ne biçim kesilecek bana. (Hasan Kaçan, Hasanın Saksısı) Örn:: Şenay'ı aynen kaptım Abi ilah gibi kız.. Bana acaip kesildi. (Mehmet Çağçağ, Abazan)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kesim:
(i.) Çok paralı bir oyuncuyu bir kumarhaneye düşürüp parasını almaya kesim denir. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) (Bu işte birçok kumarbaz birlikte rol alabilir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kesim:
(bkz:: Meclis)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
kesim:
ad 1. kesmek eylemi. \"Kuzu kesimi yasaklandı\" 2. kesme vakti. \"Okullarda ders kesimine az kaldı\" 3. bölge, bölüm. \"Olaylar ülkenin öteki kesimlerine de yayılmıştı\" 4. belli bir bölüm. \"Halkın bir kesimi yoksul kalmıştı\" 5. parça, bölüm. \"Tarım kesiminde ücretler düşük\" Benzer: sektör 6. terzinin, belli bir ölçüye ve örneğe göre kumaşa biçim vermesi işi. \"Giysisinin kesimi iyiydi\" 7. işaretlenmiş belli yer. \"Gemi, su kesimine değin yük almıştı\" 8. MEC. evre, çağ, bölüm. \"Yaşamın her kesiminde güçlükler çekti\" 9. SİNEMA TERİMİ bir filmin kaba kurgusuna hazırlık olmak üzere kesilmesi işi. 10. HALK AĞZINDAN biçim, boy bos, endam. \"Delikanlının kesimi ufaksa da yürekli olduğu belliydi\"(Konusu: , Kökeni: )
Kesimhane:
(b.i) Kesim evi, mezbaha.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
kesin:
sıfat 1. kuşkuya ve duraksamaya hiç yer bırakmayan. "Onun kesin sözleri, olayı doğrulamıştı" 2. geri dönülemeyecek bir biçimde olan, değişmez. "Düşünce özgürlüğü kesin bir açıklıkla kabul edilmeliydi" 3. kuşkuya ve duraksamaya yer bırakmayan yargı. 4. MANTIK TERİMİ ayrık ve koşullu olmayan yargı.(Konusu: , Kökeni: )
kesinlikle:
belirteç kesin olarak, kesin bir biçimde.(Konusu: , Kökeni: )
Kesinti:
(Alm. Überspringen - İ. gut) Oyunun içinde yazar ve yönetmenin isteği dışında dramaturg ya da yönetmen tarafından yapılan kesme.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kesintisiz Güç Kaynağı (UPS):
Elektrik kesintisi gibi durumlarda bilgisayarın istenmeyen bir biçimde kapanmasını önleyen ve çalışmaya devam etmenizi sağlayan cihazlara verilen addır. Bu cihazlarda, herhangi bir güç kesintisinden sonra bilgisayarın bir süre daha çalışmasını sağlamak için pil kullanılır. Piller, kapasiteleri ile doğru orantılı olarak, bir miktar gücü depolarlar ve kesinti sırasında bu gücü devreye sokarlar. Piyasada, çok farklı kapasitelere sahip olan sayısız kesintisiz güç kaynağı bulmanız mümkün.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )
Kesişmek:
(f) 1- (İki kişi) Birbirlerine duydukları ilgiyi belli edecek biçimde bakışmak. Örn:: Hadi oğlum Hamutçu. Kızla kesişmeye başlarlar. (Hulki Aktunç, Artist Olma Kahvesi) 2- es. (Yeniçeriler ile kalyoncular arasında) Dövüşmek, çarpışmak. Örn:: Okmeydanı tepelerinde kesişmeğe çıkan yatağanlarını, palalarını sıyıran yeniçeri ve kalyoncu zorbaları. (Sermet Muhtar Alus, İstanbul Kazan Ben Kepçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keski:
(i.) Bir tür yankesicilik, soyulacak kimsenin giysisini jilet vb. kesici araçla kesilip cüzdanı alınır. Örn:: Keski sureti ile işlenecek suçu bugün Türkiyede İşleyecek suçlu adeti on kişiyi bulmaz. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik) (bkz:: Jiletçi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keskici:
(i.) Keski yoluyla yankesicilik yapan kimse, hırsız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keskicilik:
(i.) Keski yoluyla yapılan yankesicilik. Örn:: Keskicilik suretiyle Yankesiciliği bu şekilde yapacak hırsız pek nadirdir. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keskin:
(sf.i.) 1- Çapkın, zampara. 2- Aktif eşcinsel, erkek, kulampara.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keskin Ses:
(Alm. schrille Stimme - Fr. voix criante) Tiyatro konuşmasında şiddet yönünden bir sesin haykırışlı oluşu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kesme:
(Eskrim Ter.) Rakibin silahının namlusunu kontrol altında tutarak veya namluya değmeden boşta yapılan hamle. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kesme:
(Masa Tenisi Ter.) Yopun geriye doğru dönme hareketi ile karşı alana gitmesi. Chop. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kesme:
(Voleybol Ter.) Smaçörün sert olmayan ancak etkili vuruşu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kesme Almak:
(d.) (Birisinin yanağını) Orta parmak ile işaret parmağı arasına kıstırıp bırakmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kesmek:
(f.) 1- (Birisinin) Parasını almak. 2- Bir nesne, bir hizmet satarak ya da kumar oynayarak o kişiden para, değerli nesne elde etmek. Örn:: Hulusi: İyi kestik Bahriyeliyi dedi. O da milleti kumarda kesiyor. Olsun keşke biz de kessek. (Tarık Dursun K. Rıza Bey Aile Evi) 2- Yalan söylemek, uydurmak. Örn:: Sonra da hıyartoları süzmeye koyuldum. Yanımdaki herif bir karıyı tava getiriyor ne soylu ellerin var diye kesiyordu.(J. D. Salinger - Adnan Benk, Gönülçelen) 3- (Birisini) ilgi duyduğunu belli ederek izlemek, gözlemek. Örn:: Evinin önünden geçip biraz keseyim yavruyu. (Oğuz Aral, Avanak Avni) 4- Etkilemek, (birisini) etkisi altında bırakmak. Örn:: Çaktırma Altan abi Herkes sana bakıyor. Kızları fena kestin. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük) 5- (İçki, uyuşturucu madde tutkunu bulunulan herhangi bir şey) Kişiye doyum sağlamak. Örn:: Yok bu da sizi kesmediyse dokuz İnçlik dört dolar yetmiş beş sentlik King Slim Slimi salık veririz. (Engin Ardıç, Zıbıklar Zıbıkçılar) 6- (Kumarda) Rakibin oyununu geçersiz saymak. Örn:: Kestim demek: -Zarı baştan at bu eli saymıyorum. (Hulusi Kodaman, Zar-Kağıt Oyunları ve Hileleri) 7- (Sporda özellikle futbol, basketbol gibi takım oyunlarına dayalı sporlarda) Bir oyuncu aynı görevi yapan diğer bir oyuncudan daha İyi oynayarak onun kadrodaki yerini almak. 8- (Esnaflar arasında) Ortaklaşa alınan bir malı açıkartırma yaparak küçük karlarla satmak. (Bu artırma türü satış için İncanto sözcüğü de kullanılır.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kestane:
(lat.i. castanea'dan) Anus, makat. Bursa Kestanesi'de denir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kestane:
(castanea vesca) Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Faydası:: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kestane:
1. Kayıngillerden bir ağaç. 2. Bu ağacın yenilen meyvesi. 3. Açık kahverengi bir renk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestane kabağı:
Kestane tadına benzeyen, küçük ve yuvarlak kabak türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestane kargası:
Göğsü kestane renginde olan bir kuş türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestane rengi:
Koyu kahverengiye çalan renk tonu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestaneci:
Kestane satan kişi (özellikle sokakta kavrulmuş kestane satan).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestanecik:
1. Anatomide prostat. 2. Atların bacaklarında bulunan küçük, sert çıkıntı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestanefişiği:
İçinde barut ve fitil bulunan, şenliklerde kullanılan küçük patlayıcı fişek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kestanelik:
Kestane ağaçlarının bulunduğu alan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Keş:
(sf.i.) 1- (Farsça kökenli keş ile Türkçe keş iki ayrı anlam öbeği oluşturur. fars. keşiden çekmekten afyon-keş vb. sözcüklerin oluşumunu hatırlatan sarhoş, uyuşturucu tutkunu anlamı Türkçe kuru yoğurt, yağsız peynir anlamındaki [keş]ten gelen aptal, sersem anlamı) 2- Sigara, içki, uyuşturucu kullanmaya tutkun. (kimse) Örn:: tiryaki: çılgın bir belediye şoförü otobüsü Kadıköye sürse. Biletçi de keş tabiatlı biri olsa sigarasını yaksa. (Hulki Aktunç, Son Yemek) 3- Sersem, akılsız, budala. Örn:: Karagöz- Yazıcıyım. Çelebi-Kalem-keş? Karagöz- Keş senin babandır keş oğlu keş. (Karagöz, Yazıcı) 4- Polis. Örn:: Polisin kendi tabirleri ile (Dayı veya Keş) Volta yani kaçalım diyerek sağa sola yayılmak suretiyle kaçarlar. (Başkomiser Yılmaz Ertunç, Yankesicilik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keş Etmek:
(d. türk.) Mahçup etmek, utandırmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Keşanlı:
(sf.i. Edirneye bağlı Keşan ilçesinin adından keş sözcüğü çağrışımıyla) Kaba saba, bön, beceriksiz. Örn:: Taşralı köylü: Caara ney virin mi ağa dedi köylü. Ne diyor Keşanlı? dedi Antra-nik. (Muzaffer Buyrukçu, Kavga)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )