MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Abaka Han:

(t.i. erk.) İlhanlı hükümdarı Hülagu'nun oğlu.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Kıyak Kaçmak:  

(d.) Pek uygun olmak, yakışmak, hoşa gitmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kıyak Yapmak:  

(d.) (Birisine) İyilik yapmak Örn:: Yap bir kıyak abi bizim manitaya şu mektubu götür. (Nazlı Ilıcak, Allah Kurtarsın) Örn:: Başkası maşkası buydu işte yeni bir şey denemek istiyorum. Bana bu kıyağı yapar mıydı? (Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden). Örn:: Abi bize sigara parası kıyak yapmıyon mu? (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) bkz:: Kayıntı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kıyakçı:  

(sf.i.) 1- (Sözcük harada atlar çiftleşirken erkek atın organını tutup dişi atın dişilik organına yönelten kişi. [kıyakçımdan gelmektedir) Başkalarına iyilik eden, (kimse) cömert. Örn:: Bazı kıyakçı şarapçı ahilerimiz var. Onlar anlatırlar bize. (Aydın Ulun, Sinyal Yaparak Geçiniyoruz) Örn:: Bilirim seni Maznun abi sen çok kıyakçı bir arkadaşsın. Arkadaşların hep eyi olmasını istersin. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) 2- (Kumarda) Cesur, atak, bütün parasını bir anda oyuna süren. (oyuncu) 4- Bedavacı, beleşçi, hep Kıyak peşinde olan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kıyakçılık:  

(i.) 1- Kıyakçı olma durumu, kıyakçı'nın niteliği. 2-Kıyakçı'nın edimi, iyilik. Örn:: Hadi gene iyisin Altan abi Bu kı-yakçılığımı unutma. (Altan Erbulak - Orhan Alev, İki Üşütük) Örn:: Aman ağalar sakın tuzağına düşmeyin de.. Ben gittikten sonra da yaptığın kıyakçılık için para toplarsın. Kah koh Ödleri moklarına karışacak kerizlerin. (Engin Ergönültaş, Zalİmzade Şevki Bey)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kıyam:  

(a.i. erk.) 1- Kalkma, ayağa kalkma, ayakta durma. 2- Namazda ayakta durma. 3- Bir işe başlama. 4- Ayaklanma. 5- Ölümden sonra dirilme, ayağa kalkma.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

kıyam:  

1- Kalkma, ayakta durma. Örn:: “Hz. Peygamber, Allah’a şükreden bir kul olmak için geceleyin ibadet için kalkar ve uzun süre kıyam ederdi.” (Hz. Ayşe) 2- Bir işe girişme, teşebbüs etme. 3- Namazın şartlarından olmak üzere Kur'an-ı Kerim’den sure veya ayetler okumak için namazın başlama tekbiriyle rükûsu arasında ayakta kalınan süre. Kıyam farzdır. Hastalık vb. özrü bulunan kimselere ise kıyam farz değildir. Böyle kimseler dinin kendilerine sağladığı kolaylık nedeniyle oturarak, yaslanarak veya yatarak namazlarını kılabilirler. Örn:: “Geceleyin secde ve kıyam ederek boyun büken, ahiret gününden çekinen, Rabb’inin rahmetini isteyen kimse inkâr eden kimse gibi olur mu? Ey Muhammed! De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” (Kur’an-ı Kerim Zümer suresi 39/9 ncu Ayet) 4- Gece namaza kalkma, gece ibadeti yapma. “Bir mümin geceleyin kendisi kıyam eder eşini de kaldırır; beraberce namaz kılarlarsa Allah onları ‘Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar’ grubuna dâhil eder.” (Hadis) 5- Ölümden sonra dirilip ayağa kalkma. Örn:: “Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi ölürler. Sonra sûra bir daha üflenince hemen kıyam edip birbirlerine bakışıp dururlar.” (Kur’an-ı Kerim Zümer suresi 39/68 nci Ayet) 6- Kişinin veya bir toplumun, manevi değerlerini elde etmek ve onlara sahip çıkmak, kendilerine yapılan baskıları reddetmek ve kaybolan tüm haklarını elde etmek amacıyla verdikleri meşru mücadele. Örn:: “Allah yolundaki mücadele için kişinin bir anlık kıyamı, altmış yıllık (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kıyam binefsihi:  

“Varlığı kendinden olup varlığı konusunda hiçbir şeye muhtaç olmayan.” anlamında Allah’ın sıfatlarından biri.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kıyame suresi:  

Kur’an-ı Kerim’in yetmiş beşinci suresidir. Mekke’de indirilmiştir. Kırk ayettir. Adını kıyamet gününün mutlaka gerçekleşeceğini haber veren birinci ayetteki “kıyamet” kelimesinden almıştır. Sureye, kıyamet gününe ve yapmış olduğu kötülüklerden pişmanlık duyan nefse yeminle başlanır. Ölümden sonra kemiklerin bir araya getirilemeyeceğini iddia eden müşriklere cevap verilir. Bu çerçevede Allah’ın, parmak uçlarını bile bir araya getirmeye gücünün yeteceği gerçeği vurgulanır. Surede, kıyamet gününde insanın yaşayacağı güçlüklere ve evrende meydana gelecek olan kozmik değişikliklere değinilir. Surede, kendisine vahiy gelen Hz. Muhammed’in vahyi okuma şekli ve koruması üzerinde de durulur. Vahyi koruyacak olanın Allah olduğu vurgusu yapılır. Bundan dolayı Hz. Peygamber’e bu konularda herhangi bir endişe duymaması tavsiye edilir. Surede, Allah’ın rızasını elde eden müminlerin cennette kavuşacakları nimetlerden de bahsedilir. En büyük nimet olarak da müminlerin Allah’ı görebilecekleri haber verilir. Surenin son bölümünde müşriklerin Hz. Peygamber’i yalanlamalarından, ona karşı kibirlenmelerinden ve namaz kılmamalarından dolayı ölümlerinin korkunç bir tasviri yapılır. İnsanın başıboş bırakılmadığı belirtilir. Çeşitli aşamalardan geçirerek insanı yaratan Allah’ın, ölümden sonra da onu diriltmeye kadir olduğunu bildiren ayetlerle sure son bulur.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

kıyamet:  

1- Kalkma, doğrulma, dikilme, ayaklanma, dirilme. 2- Evrende bulunan her şeyin yok olmasıyla, ölen tüm insanların yaptıklarının hesabını vermek üzere diriltilecekleri zaman. Örn:: “Kim beni anmaktan (emirlerime ve yasaklarıma uymaktan), yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet gününde onu kör olarak haşrederiz.” (Kur’an-ı Kerim Taha suresi 20/124 ncü Ayet) 3- Dünyanın bağlı olduğu kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan âlem, ceza günü. Örn:: “Siz, kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz.” (Kur’an-ı Kerim Mü'minun suresi 23/16 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

kıyamet günü:  

(bkz:: kıyamet) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

kıyamet günü:  

dünyanın sona ereceği ve ölülerin dirilip ayağa kalkacağı zaman.(Konusu: , Kökeni: )

Kıyamet Suresi:  

(a.i. سورة القيامة) kıyamet suresi; ismini ilk ayette geçen ve ölümden sonra dirilme anlamına gelen "kıyame" kelimesinden alır. kur'an-ı kerim'de 75 nci sure, 29 ncu cüz, 576 ncı sayfadadır. 40 ayettir. inme (nazil) sırasına göre 31 nci sıradadır. karia suresi'nden sonra, hümeze suresi'nden önce mekke döneminde inmiştir. mekke'de inen 86 tane sureden biridir. kıyamet suresi'nde kıyamet gününden, insanların öldükten sonra yeniden diriltileceklerinden, peygamberin kendisine vahiy geldikten sonra onu nasıl okuyacağından, günah işleyenlerin kıyamet günündeki durumlarından, insanların başıboş bırakılmadıklarından bahsedilir. kıyamet suresinin diğer adı da “La uksimü” olarak bilinmektedir.(Konusu: Sureler, Kökeni: arapça)

Kıyas:  

(a.i. erk.) 1- Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. 2- Karşılaştırma, örnekseme. 3- Umum kaideye uyma.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

kıyas:  

1- Eşitleme, ölçme, mukayese etme, karşılaştırma. 2- Hakkında açık hüküm bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak özellik ve benzerliğe dayanarak Kur'an-ı Kerim veya sünnette hükmü belirtilen bir meseleye göre belirleme. Örn:: “Ey Ebu Musa!...Hüküm verirken önüne benzer meseleler geldiğinde olayları birbirine kıyas et…” (Hz. Ömer) 3- Herhangi bir şeyin helal, haram veya mubah olup olmadığını belirlemede Kur'an-ı Kerim, sünnet ve icmadan sonra kendisine başvurulan İslam fıkhının dördüncü delili. Hayatta meydana gelen olayların sayısı sonsuzdur. Ayet ve hadislerin sayısı ise sınırlıdır. Gelişen yeni olayları çözüme kavuşturabilmek için ayet ve hadislerden çıkarılan kurallardan da yararlanılır. Kıyas yoluyla yeni meseleler de çözüme kavuşmuş olur. Bu sayede İslam dini hayatın her alanında görüş belirtir ve ilmî yönden çalışkan ve üretken bir toplum oluşturur. 4- Belirli öncüllerden hareketle benzer olay ve olgular arasındaki sebep sonuç ilişkilerinden de yararlanarak mantıksal sonuçlar elde etme yöntemi.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kıyıcılık Tiyatrosu:  

(Alm. Theater der Grausamkeit - Fr. theiltre de cruaute) Arthur Antoine'ın (1896 - 1948) ileri sürmüş olduğu bir tiyatro türü. "Le Theiltre et son double" adlı yazısında tümcül tiyatro ister. Bu sırada da us'dan vazgeçer.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kıyışmak:  

(f.) (Özellikle fahişe ile müşterisi arasında) Pazarlık etmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kıymet:  

(a.i. ka.) 1- Değer. 2- Bedel, baha, tutar. 3- Şeref, onur, itibar.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kız:  

(sf.i.) 1- Kullanılmamış yeni. (şey, nesne) 2- Davranışları kadınsı, oğlan çocuk. Örn:: Kız Ender de doktorculukta napıcak, hastabakıcı oluyo 3- İlgi duyulan genç hanım, sevgili, aşıkdaş. Örn:: Lan şu bulucinlerini bi günlüğüne versene. Kızımıza havamızı atalım. (Hasan Kaçan, Hasanın Saksısı) 4- İngiliz parası, sterlin, pound.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kız:  

ad 1. dişi çocuk. \"İlk karısından iki kızı var\" 2. cinsel ilişkide bulunmamış dişi, erden. 3. kadınlar arasında bir seslenme sözü olarak ya da dişi cinsten birine daha yaşlı biri tarafından seslenilirken kullanılır. \"Kız, yarın alışverişe çıkalım mı? Kızım, biraz gelir misin?\" 4. (iskambil kâğıdında) üzerinde kadın resmi bulunan kâğıt. \"Elinde iki kız, bir papaz vardı\" 5. sıfat dişi. \"İki kız kardeşi var\" 6. ARGO kız arkadaş, sevgili. \"Oğlan kızıyla kol kola gidiyordu\" 7. kıza benzeyen. \"Kız gibi bir delikanlıydı\" 8. (erkek için) utangaç, sıkılgan. 9. ARGO hiç kullanılmamış, hiç el değmemiş, yepyeni, çok güzel ve yeni. \"Altına kız gibi bir araba çekmiş\" 10. bir kızı, ailesinin rızası ve haberi olmadan, kızın rızasıyla ve evlenmek amacıyla, alıp kendi evine götürmek. \"Delikanlı köyden kız kaçırıp kente gelip yerleşmişti\" 11. bir kızı zorla götürmek. \"Köyden kız kaçırıp kirletmişler\" 12. bir kimsenin, dişi cinsten olan, kendisinden küçük ya da kendisiyle yaşıt kardeşi. \"İki kız kardeşi, bir ablası var\" 13. dişi cinsten kardeş. \"Onlar dört kız kardeştiler\" 14. kız çocuğunu evde gerektiği gibi yetiştirmeyen, kızı el kapısında beceriksizliği nedeniyle sıkıntı çektiğini görünce çok üzülür, çok dövünür. 15. kızını başıboş bırakan, yaptığı hataları hoş gören, ona gerekli uyarılarda bulunmayan kimse sonra pişman olur.(Konusu: , Kökeni: )

Kız Gibi:  

(d.) Yeni, kullanılmamış, gıcır gıcır, güzel, hoş. Örn:: Elimden kız gibi rolü alıyorlar hem de kime vermek için ağzı emzikli beşik orospularına. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası) Örn:: Kız gibi saat kız gibi otomobil.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kız Tevfik:  

Halide Edip Adıvar'ın yazdığı Sinekli Bakkal kitabının baş karakteri. Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi’nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )

Kızak:  

(i.) Usta yankesicinin parmakları özellikle işaret parmağı ve orta parmak. Örn:: Kızak- Yankesicinin marifetli parmakları. (Turan Aziz Beler, Allah Kurtarsın)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

KIZAMI:  

(kizami) Ön. ileride.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

kızböceği:  

birl. i. Başı yuvarlak ve büyük, silindirimsi gövdesi uzun ve nârin görünüşlü, su üzerinde uçan, diğer böceklerle beslenen, zar kanatlı böcek.(Konusu: , Kökeni: )

kızgın:  

sıfat 1. çok ısınmış, çok ısıtılmış ya da çok kızdırılmış. "Kızartmayı kızgın yağda yaparlar" 2. MEC. kızmış, öfkelenmiş olan, öfkeli, sinirli. "Kızgın biri, bağırıp duruyordu" 3. MEC. yeğin, sert, zorlu, kızışık, şiddetli. "Tartışmanın en kızgın zamanında bir nükteyle herkesi güldürdü" 4. (hayvan için) çiftleşme zamanı gelmiş, eş arayan. "Sokakta kızgın köpekler dolaşıyor"(Konusu: , Kökeni: )

Kızıl Hamam:  

(d. esk.) Yangın, birçok evi saran genel yangın. Örn:: ateş, afet karşısında şaşırmış halk arasına karışırlar, yanan evlerden, konaklardan eşya talanına başlarlardı. İstanbul haneberduşları argosunda yangının adı Kızıl Bayram idi. (Reşad Ekrem Koçu. İstanbul Tulumbacıları)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kızılay:  

(i.) 1- Karşılık beklemeden cömertçe başkalarının cinsel doyumunu sağlayan kimse. Örn:: yollu yatık diyorlar, kızılay diyorlar, verek ballı diyorlar pisliklerini mi temizleyeceksin gidip de? (Hulki Aktunç, Pazarlık) 2- Karşılıksız çıkar sağlanan kurum, imaret, işyeri vb. Hilal-i Ahmer)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kızılayak:  

Anadolu'da oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kızılcık:  

(cornus) Kızılcıkgiller familyasından; çoğunluğu çalı veya ağaç halinde odunsu ve bir kaçı da otsu karakterde, kışın yaprak döken veya her zaman yeşil bitki cinsidir. Yaprakları sade, uzun veya kısa saplı, genellikle çatallı tüylüdür. Çiçekleri salkım veya şemsiye şeklindedir. 40 kadar türü vardır. Meyvesi yuvarlaktır. Yurdumuzda yetişen türü sarı çiçekli kızılcıktır. Boyu 7-8 metre kadardır. Çalı şeklinde olanları da vardır. Kış aylarında yapraklarını döker çiçekleri yapraklarından önce açar. Renkleri sarıdır. Yaprakları karşılıklı dizilmiştir. Meyveleri sonbaharda olgunlaşır. 1-1,5 cm boyundadır. Parlak kırmızı renktedirler. Lezzeti buruktur. Meyveleri şeker, müsilajlı maddeler ihtiva eder. Kabuklarında ise reçineli maddeler, tanen ve müsilaj vardır. Meyveleri yenir veya şurubu yapılır. Faydası:: Meyveleri ishali keser. Kabızlık yapar. Kabukları ateş düşürür. Ağız paslanmasını giderir. Ağız yaralarını geçirir. şurubu, vücuda kuvvet verir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kızılcık Dalları:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Nadide Hanım’ın yetim olarak konağa aldığı Gülsüm ve onun konak hayatı boyunca başından geçenleri, maruz kaldığı haksızlıkları anlatan bir kitap. Kitabın Ana Fikri: İnsanoğlunun ne kadar iki yüzlü olabileceğini, ne yaparsanız yapın yaranamayacağınızı, menfaatlerin daima kişiliğin önüne geçtiğini, vurdumduymazlığın, edepsizliğin, fitne ve dedikoduculuğun oluşturduğu sağlıksız ilişkilerin topluma verdiği zararları anlatıyor. Karakterler: Karamusallalı sütnine, Saniye, Lala Tahir, Murat.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Kızılcık Hoşaffı İçirmek:  

(d. türk. fars.) Dövmek, köteklemek, dayak atmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kızılcık Hoşafı:  

(d. türk. fars. hoşab'dan türk. e.) Dayak, kötek. Örn:: Kanlı Nigar- Gel Karagöz gel Kızılcık hoşafı da var. Karagöz- Değneği mi yemek İçin? (Karagöz, Kanlı Nigar)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kızıldeniz:  

Kızıldeniz; Afrika ile Asya (Arap Yarımadası) arasında yer alan, Hint Okyanusu'na bağlı bir denizdir. Kızıldeniz adı, Yunanca "Erythra thalassa" ve Latince "Mare Rubrum" un çevirisinden almıştır. Kızıldeniz, yerel halk tarafından şap denilen mercan kayalıklarından dolayı "Şap Denizi" olarak da bilinmektedir. Kuzeyde Mısır'daki Süveyş Kanalı ile doğal olmayan yoldan Akdeniz'e bağlanmıştır; güneyde ise Arap Yarımadası ucunda Babü'l Mendep (Bab el Mendeb) boğazı ile Hint Okyanusu'na bağlanır. Kızıldeniz kuzeyde Sina Yarımadası ile ikiye ayrılır; kuzeydoğuya doğru Akabe Körfezi, kuzeybatıda ise Süveyş Körfezi vardır. (Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Kızılgöz:  

Bilimsel Adı: Rutilus rutilus. Familyası: Tatlı Su Balığı. Sazangiller (Cyprinidae) familyasına ait bütün Avrasya'da yaygın olan bir tatlı su balığı türü. Gözlerinin iris tabakası daima kırmızı renkli olduğundan bu balığa “Kızılgöz balığı” denilmektedir. Üreme dönemi Mayıs – Haziran aylarını kapsar. Bitkili, sığ, durgun sulara yumurtalarını bırakırlar. Karadeniz Trakya Marmara ve Kuzey Batı Anadolu'nun sahil bölgelerindeki nehirlerde yaşar. Kızılkanat'la büyük benzerliği vardır. Kızılgöz hafif çürümüş bitkiler, su bitkileri, plankton, solucan, böcek larvaları, böcekler, küçük salyangozlar ve midyeler ile beslenir. Bahar aylarında ürer ve 50-100.000 yumurta bırakır. Eti değerli olmadığı için daha ziyade yem olarak kullanılır. Nehir ve kıyılardaki yırtıcı balıklar ve kuşlar içinde iyi bir besindir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Kızılırmak:  

(i.) 1- Salhane, kesimevi. 2- Bir kavgada çok kan döküldüğünü belirtmek için kullanılır. Örn:: Herkes birbirine girişti. Dakkada mekan kızılırmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kızılkanat:  

Bilimsel Adı: Scardinius erythrophthalmus. Familyası: Sazangiller familyasına ait bir tatlı su balığı türü. Ortalama uzunluk 15 – 30 cm, maksimum uzunluk 45 cm; ortalama ağırlık 200 – 400 gr, maksimum ağırlık ise 2 kg’dır. Yumurtlama dönemi Nisan – Haziran aylarını kapsar. Kuzey Anadolu'da soğuk olmayan ağır akışlı nehirler göl ve göletlerin yumuşak tabanlı zeminlerinde yumuşakçalar ve bitkilerle beslenerek 10-11 yıl yaşar. Üreme mevsiminde erkeklerin vücut ve başlarında kabarcıklar bulunur. Dişi balık 1,5 mm çapında 200.000 civarında yumurta bırakabilir. Çok yapışkan olan yumurtalar daima bitkiler üzerine kümeler halinde tespit edilirler. Eti lezzetli fakat çok ince kılçıklı olduğu için makbul değildir. Turna gibi yırtıcı balıklar için değerli bir yemdir.(Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Kızılkantaron:  

Sarı çiçekli, tıbbi amaçlarla da kullanılan bitki (St. John’s wort).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kızılkantarongiller:  

Kızıl kantaron bitkisini kapsayan bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kızılmaske:  

Orjinal adı The Phantom (Türkçe anlamı Hayalet). 17 Şubat 1936'da gazete stripi olarak Lee Falk tarafından yaratılmıştı. Çizgi roman dünyasının 'ilk özel kostümlü' kahramanıdır. 1600 lü yıllarda Gemisi korsanlar tarafından batırılan genç adam Hindistan yakınlarındaki Bengal sahillerine vurur. Pigmeler onu bulur ve iyileştirir. Genç adam, babasının katilinin kafatası üstüne yemin eder “Bütün hayatımı korsanlık, haksızlık ve zalimlikle savaşmaya adıyorum. Oğullarım da benim yolumdan gidecek…” Gerçek adı Kit Walker olan Kızılmaske atı Kahraman, kurdu şeytan ve şahini Fraka ile birlikte Kafatası mağarasında yaşamaktadır. Kızılmaske Diana Palmer ile evlidir ve ikiz çocukları vardır. Afrika'ya yerleşince Rex adında bir evlat edinmiştir. REPLİĞİ: Yerliler onu Ölümsüz Ruh diye çağırır. Phantom diye seslenin o sizi bulur… Ormanda On Kaplan gücündedir. Yüzüğündeki kurukafa simgesi yumuruğunu yiyenlerin suratına yerleşir ve asla geçmez. Ayrıca Fantom'un yüzünü gören ölür!(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )

Kızılötesi (IR):  

"İnsan gözüyle görülemeyen ve ancak özel alıcı / vericiler yardımıyla tanımlanabilen kırmızı ötesi ışınlara verilen addır. Kablosuz fare ve klavye gibi bazı cihazlar, bilgisayar bağlantısı için kızılötesi ışıma teknolojisinden yararlanırlar. Bilgisayarla kızılötesi ışıma aracılığıyla iletişim kuran cihazların tümü, genel olarak "kızılötesi aygıt" olarak bilinir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Kızılözen:  

(t.i. ka.) Kızılırmak, güney Azerbaycan'ı 2 defa katederek Gilan'da Hazer denizine dökülen ırmak.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)

kızmak:  

nesnesiz (nesne almayan) eylem 1. ısınan ya da ısıtılan bir nesnenin sıcaklığı çok artmak. "Tavadaki yağ iyice kızmıştı" 2. MEC. öfkelenmek, sinirlenmek. "Duyarsa babam bana kızar" 3. (at, eşek, köpek gibi hayvanlar) çiftleşmek istemek. 4. (dişi kuşlar) zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek.(Konusu: , Kökeni: )

ki:  

ki bağlaç 1. anlam yönünden ilişkili iki tümceyi birbirine bağlar. "Öyle canı yanmış ki ağlamaya başlamış" 2. özneyi, tümleci güçlendirerek tümcenin ana bölümüne bağlar. "Bir kimse ki söz dinlemez, ona ne söylesen boştur" 3. öyle, o denli, o kadar gibi öğelerden sonra, kullanıldığı tümceye güç katar, onu pekiştirir. "Canı sıkıldı, o denli ki dokunsan ağlayacak gibiydi" 4. ikinci tümcedeki yargının birinci tümcedeki eylemin yapılışı sırasında görülerek şaşıldığını bildirir. "Bir de baktım ki kaçıp gitmiş" 5. ilişkili iki tümcedeki anlatılan durumların birbiriyle uyuşmazlığını bildirir. "Suçlu değilim ki çekineyim" 6. birini, bir şeyi kınama ya da birinden, bir şeyden yakınma gibi duyguları anlatmak için kullanılan tümcenin sonuna getirilir. "Peki diyorsun ama sana güvenilmez ki!" 7. olanaksızlığı belirten bir tümcenin sonuna getirilir. "Gel desen gelemem ki! Bunu yapamam ki!" 8. bir soru tümcesinin sonuna getirildiğinde kaygı ya da kuşku anlatır. "Yapma desem alınır mı ki?" 9. bağlacı başlıbaşına bir sözcük olarak her zaman ayrı yazılmakla birlikte, kimi sözcüklerin sonuna bir ek gibi eklenerek birtakım belirteçler, ilgeçler oluşturur; örneğin belki, sanki, mademki, halbuki(Konusu: , Kökeni: farsca)

Kibar:  

(a.i. ka.) 1- Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2- Büyük cömert, asil, zengin. 3- Şık, seçkin. 4- Büyükler, ulular. 5- Kibirli.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kibariye:  

Bahriye TOKMAK (d:1960; ö:)(Konusu: Gerçek Adı, Kökeni: )

Kibariye:  

(a.i. ka.) (bkz:: Kibar)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

kibir:  

1- Büyüklenme, büyüklük taslama, kendini üstün görme, böbürlenme. Örn:: “…Allah, kibirli olanları sevmez.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/23 ncü Ayet) 2- Kişinin, yaratılış amacını ve varlığının özünü kavrayamayarak kendini büyük görüp başkalarını küçük görmesi. Örn:: “Sizin tanrınız tek Tanrı’dır; ne var ki, ahirete inanmayanların kalpleri bu (gerçeği), boş bir kibir yüzünden kabule yanaşmazlar.” (Kur’an-ı Kerim Nahl suresi 16/22 nci Ayet) 3- Kişinin sahip olmadığı özelliklerle övünerek kendini olduğundan farklı göstermeye çalışması ve başkalarını aşağılaması. Örn:: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan hiç kimse cennete giremeyecektir.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kibrit:  

Yanlış: Kirbit Doğru: Kibrit(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Kiçihan:  

(t.i. erk.) Küçük hükümdar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kiev:  

Kiev veya Kyiv; Ukrayna'nın başkenti ve en büyük kenti. Avrupa'nın en kalabalık 7. kenti. İlk Vakayiname isimli tarihsel belgede Kiev şehrinin yerel bir yöneticisi olmadığı ve 9. yüzyıldan itibaren Hazar Türklerine haraç verdikleri yazmaktadır. Eski Türkçede yüksek yer anlamına gelen ve Sarkel'e benzeyen Sambat kalesi Hazarlar tarafından şehri korumak için inşa edilmiştir. Kiev 250 yıl Hazarlar (850-1100), 260 yıl Altın Orda (1240-1500) egemenliğinde yaklaşık 500 yıl Türkler tarafından yönetilmiştir. Kentin en önemli ve bilindik meydanı Bağımsızlık Meydanı'dır.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )

Kifayet:  

(a.i. ka.) 1- Yetişme, el verme, kafi gelme. 2- Bir işi yapabilecek yetenekte olma.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kihon:  

Temel olan şey. Aikido’da genel olarak aynı teknik, farklı görülen bir çok yoldan yapılabilir.(Konusu: Aikido Terimi, Kökeni: )

Kik:  

(i.) (İnsanda) Burun. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kik:  

(Argo) Eğlenceli, heyecan verici durum (“kick almak” gibi kullanımda).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kikirrus:  

(lat. cicirrus) Atellan komedyalarının böbürlenen asker tipi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kikla:  

(Eski kullanım) Antik Yunan’da bir giysi türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kikla Lapin:  

Bilimsel Adı: Labrus berggylta. Familyası: Deniz balığı. Ilık ve sıcak denizlerimizin yosun ve bitkilerle kaplı taşlıkların 2-30 metre derinlerinde yaşar. Dişi ve erkekleri arasında boy ve renk farkları görülür. Boyları 30-40 en çok 60 santimetre (dişilerde) olabilir. Yumuşakçalar ve kabuklularla beslenir. Dişleri çok kuvvetlidir. Üremeye yakın erkekleri deniz bitkileriyle dişiye yuva hazırlar. Mayıs-Ağustos arasında yumurta verir. Eti lezzetlidir. Aynca sportif avcılığı değerlidir. Marmaris, Bodrum, Kaş, Finike çevresi lapinleri çok iridir. Etleri dolgun beyaz olan lapinlerde, Marmara'dakiler gibi ince kılçık yoktur. Buralarda balığın bir adı da (malaç) tır. (Konusu: Balık İsimleri, Kökeni: )

Kiklon:  

Şiddetli alçak basınçlı hava sistemi; kasırga türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiklotron:  

Yüklü parçacıkları hızlandırmak için kullanılan fizik aygıtı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilefte:  

(bkz:: Kılefte)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kilimanjaro Dağı:  

Kilimanjaro Dağı genelde sadece Kilimanjaro (1902'den 1918'e kadar Kaiser-Wilhelm-Spitze olarak adlandırılır), deniz seviyesinden 5.895 metre yüksekte Afrika'nın masif bir dağı. Kilimanjaro sönmüş bir strato volkandır. Kilimanjaro, üzerindeki Kibo zirvesiyle, Afrika kıtasının en yüksek dağıdır. 1987 yılında, kendine özgü tabiatı, UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirası olarak ilan edilmiştir. Ekvator'un yaklaşık 340 km güneyinde bulunan Kilimanjaro, Tanzanya'nın kuzeydoğusunda, Darüsselam şehrinin yaklaşık 500 km kuzeybatısında ve Victoria Gölü merkezinin yaklaşık 560 km güneydoğusundadır. Kenya sınırına sadece birkaç kilometre mesafedeki Kilimanjaro, bu ülkenin başkenti Nairobi'nin yaklaşık 200 km güneydoğusunda kalır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Kilimanjaro Lager:  

Kilimanjaro Lager; Tanzanya'da altın renkli ve keskin bir yerel içki olan bira çeşididir. Şişelerinde, adını aldığı Kilimanjaro Dağı'nın resimleri yer alır.(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )

Kilis:  

Kilis Tarihi; Orta Tunç Çağı'na kadar uzanan eski bir yerleşim merkezi olan Kilis ve Çevresine Hurriler, Mintanni, Asur, Hitit, Pers, Makedonya, Roma ve Osmanlılar hakim olmuşlardır. Kilis 1995 yılında Türkiye'nin 79. ili olmuştur.(Konusu: İl Tarihi, Kökeni: )

Kilis:  

Kilis İlçeleri: 1-Kilis (03.06.1995) 2-Elbeyli (06.06.1995) 3-Musabeyli (06.06.1995) 4-Polateli (06.06.1995)(Konusu: İl İlçeleri, Kökeni: )

Kilis:  

Kilis; Doğu, Batı ve Kuzeyden Gaziantep, Güneyden Suriye ile komşudur.(Konusu: İl Komşuları, Kökeni: )

Kilis:  

Tel. Kodu: 348(Konusu: İl Tel Kodu, Kökeni: )

Kilis:  

Plaka Kodu: 79(Konusu: İl Plaka Kodu, Kökeni: )

Kilis:  

Nesiyle Meşhur: Zeytini, Zeytinyağı, Yorganları meşhurdur.(Konusu: İl Nesiyle Meşhur, Kökeni: )

Kilis:  

Kilis'te Gezilecek Yerler: Ravanda Kalesi, Salih Ağa Kasteli, İpşir Paşa Kasteli, Fellah Kasteli, Kurdağa Kasteli, Nemika Kasteli, Eski Hamam, Hoca Hamamı, Paşa Hamamı, Hasan Bey Hamamı (Çukur Hamamı), Tuğlu Hamamı (Yeni Paşa Hamamı, Daltaban Paşa Hamamı), Neşet Efendi Konağı, Karataş Parkı (Cumhuriyet Parkı).(Konusu: İl Gezilecek Yerler, Kökeni: )

Kilis:  

Genel Bakış: Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Hatay-Maraş oluğu ile Fırat Irmağı arasında uzanan Gaziantep Platosu'nun Güneybatı kesiminde yer alır. •(Konusu: İl Genel Bakış, Kökeni: )

kilise:  

1- Hristiyanlık inancını benimseyenlerin ibadetlerini yapmış oldukları yer, tapınak, Hristiyan mabedi. 2- Hristiyanlığın temel inanç konularında aynı görüşü paylaşan Hristiyan cemaati, ekolü. İmparator Kostantinos’un IV. yüzyılda Hristiyanlığa tanıdığı özgürlük ortamından önce mimari birim olarak herhangi bir kilisenin varlığına dair delil yoktur. Hristiyanlar I. yüzyılın sonuna kadar sinagoglarda ibadet ediyorlardı. Bu tarihlerde Yahudilerin onları sinagoga sokmama kararından sonra Hristiyanların evlerde toplanmış oldukları düşünülmektedir. M. IV. yüzyıldan itibaren oluşan serbest ortamdan sonra Hristiyanların toplu ibadet için özel mimari yapılar yaptıkları bilinmektedir.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kilise:  

Hristiyanların ibadet ettiği yapı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilise Tiyatrosu:  

(Alm. Kirchenraumtheater - İng. church theatre) Ortaçağın ilk yarısından (Xl.-Xll. yüzyıllar) bu yana sürüp gelen bir tiyatro geleneğidir. Dinsel günlerde (Noel ve Paskalya) kiliseye gelenlere rahiplerin oynadıkları dinsel oyunlar.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kilit:  

1. Kapı vb. şeyleri kapatmaya yarayan düzenek. 2. (Mecaz) Çözüm noktası, en önemli unsur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilitlemek:  

Kilit takarak kapatmak; mecazen bir şeyi sabitlemek veya erişimi engellemek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilitlemek:  

Yanlış: Kitlemek Doğru: Kilitlemek(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Kilitli:  

Kilitle kapatılmış, açılması için anahtar gereken.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilitli Tutuş:  

(Halter Ter.) Başparmağın son ekleminin aynı elin diğer parmakları ile tutunmasından oluşan tutuş şekli. Kretaj.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kilitsiz:  

Kilidi olmayan; kilitlenmemiş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiliz:  

Hasır otu; saz benzeri bitki.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiliz balığı:  

Sazangillerden bir balık türü (Tinca tinca)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilizman:  

Sazlık, kamışlık yer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

killoloji:  

(ing.i. killology) insanların diğer insanları öldürmesini inceleyen çalışmalar.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Kilo:  

Birim olarak “bin” anlamında ön ek; kilogram gibi ölçülerde kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilo Almak:  

(d. yun. khilo'den türk.) Gülmek, kahkaha atmak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kiloamper:  

Elektrik akımı birimi (1000 amper).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilogram:  

Ağırlık birimi (1 kilogram = 1000 gram).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilogramkuvvet:  

Kilogram-kuvvet (kgf veya kp), 1 kilogramlık kütlenin standart yerçekimi ivmesi altında uyguladığı kuvvet olarak tanımlanan, SI birim sistemine dahil olmayan eski bir kuvvet birimidir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilogrammetre:  

Kilogrammetre, 1 kilogram ağırlığındaki bir gücün, uygulandığı maddeyi güç doğrultusunda 1 metre hareket ettirmesiyle yapılan iş veya enerji birimidir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilohertz:  

Frekans birimi (1000 hertz).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilojul:  

Enerji birimi (bin jul).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilokalori:  

Enerji birimi (bin kalori).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiloluk:  

Bir kilogram ağırlığında olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilometre:  

Uzunluk birimi (1 kilometre = 1000 metre).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilometre Açmak:  

(d. fr. türk.) (Şoför) Hazırdan yemek, önceden kazandığını çalışmayı sürdürmeden harcamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kilometre Doldurmak:  

(d. fr. türk.) (Şoför) Boşa zaman harcamak, müşteri bulamadan turlamak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kilometre Koymak:  

(d. fr. türk.) (Esnaf) Bir malın girdisini, maliyetini yüksek göstermek. Örn:: Bu mala kaç kilometre koydun? (Arslan Kaynardağ, Bitpazarının Gizli Dili ve Argosu).(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kilosikl:  

Saniyede 1000 devir olan elektrik akımının frekansını ölçmekte kullanılan birim.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiloton:  

Kütle veya enerji (patlayıcı) ifadesinde bin ton anlamında ölçü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kilovat:  

Güç birimi (1000 watt).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

WhatsApp