MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Cin Suresi:

Kur’an-ı Kerim’in yetmiş ikinci suresidir. Mekke’de inmiştir. Yirmi sekiz ayettir. Sure, birinci ayetten onuncu ayete kadar Hz. Muhammed’in okuduğu Kur’an-ı Kerim ayetlerini cinlerden bir grubun dinleyip iman ettiklerini ve yalnız insanların değil, cinlerin de Kur’an-ı Kerim’e uyduklarını bildirildiği için bu adı almıştır. Surede, Kur’an-ı Kerim dinleyen ve onun üstün ifade özelliği ile yüce gerçeklerinden etkilenip iman eden cinlerin ilahî vahye duydukları hayranlık dile getirilir. Kur’an-ı Kerim ayetlerinin içerdiği gerçekler cinleri bile etkileyip yola getirdiği hâlde Mekke müşriklerinin bu gerçeklere karşı direnmelerindeki tutarsızlık gözler önüne serilir. Surede, Allah’ın birliği, yüceliği, gizli açık her şeyi bildiği anlatılır. Cinleri tanrı yerine koyarak onlara tapmanın yanlışlığı dile getirilir. Cinler hakkında abartılmış bilgi ve inançların asılsızlığı vurgulanır. İnsanlar ve cinler için ahiret hayatının kesin olduğu haber verilir. Allah’a inanmayan cinlerin de tıpkı insanların kâfirleri gibi cehenneme atılacağı anlatılır. İnanan insanların onlardan korkmasına gerek olmadığı söylenir. Cinlerin Allah’a sığınanlara ve onun koruduklarına hiçbir zarar veremeyeceği özellikle belirtilir. Cinlerin gaybı bilmesinin imkânsız olduğunu ve gaybı ancak Allah’ın bildiğini haber veren ayetlerle sure son bulur.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Kitinofobi:  

(ing.i. kitinophobia) böcekten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Kitle Oyunu:  

(Alm. Massenstück) Tek tek kişiler yerine bir topluluğu ya da kitleyi oyunun ekseni yapan yapıt. Örn. G. Hauptmann'ın "Die Weber" (Doku macılar) ve E. Toller'in "Masse-Mensch" (Kitle İnsan)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kitlemek:  

(yun.f. kleidi, türk. kilit'ten b.) 1- (Erkek) Birisiyle cinsel ilişkide bulunmak. 2- (Tavla, iskambil gibi oyunlarda) Yenmek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kiton:  

(Yun. Chiton) Yunan tiyatrosunda oyuncuların giysilerine verilen ad. Bunlar ayak bileklerine kadar inen gömlek biçiminde giysilerdir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kivi:  

Tüylü kabuklu, yeşil etli bir meyve.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kivigiller:  

Botanikte kivinin ait olduğu bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiyan:  

(f.i. ka.) 1- Yıldız. 2- Merkez.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Kiyanus:  

(Doğrusu: okyanus) Büyük deniz, engin su kütlesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kiyaset:  

(a.i. ka.) Uyanıklık, anlayışlılık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Klakör:  

(bkz:: Şakşakçı)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Klakson:  

Araçlarda uyarı amacıyla ses çıkaran alet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klan:  

Aynı soydan gelen ya da ortak bağları olan insan topluluğu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klapa:  

Genellikle giysi, çanta vb. üzerinde kapak görevi gören parça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klape:  

Özellikle müzik aletlerinde veya makinelerde açılıp kapanan küçük kapak/parça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klark Çekmek:  

(d.) (Amerikalı sinema oyuncusu Clark Gable'ın adından) (Erkek) Bir kadın ya da kıza ilgi duyduğu halde ters davranmak, yüz vermemek, öpüşmesini ve bakmasını Klark çekmesini sinemalardan öğrenmişizdir. (Mehmet Şeyda, Röportaj) Ali kıza bir klark çekiyor. Kahvedekiier mininin diyor. (Mazhar Alanson, Ali Desidero)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Klarnet:  

(fr.i. ciarinete'ten) Erkeklik organı, penis, kamış.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Klarnet:  

Nefesli çalgılar arasında yer alan, kamışlı bir müzik aleti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klarnetçi:  

(fr.i. türk. e.) Klarnet çalmaktan hoşlanan kimse.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Klarnetçi:  

Klarnet çalan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klas:  

1. Sınıf. 2. (Mecaz) Üstün nitelikli, kaliteli, seçkin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasifikasyon:  

Sınıflandırma, sınıflara ayırma, tasnif (bilimsel veya genel anlamda gruplama)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasik:  

1. Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek kabul edilen eser. 2. XVII. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarlarıyla ilgili olan. 3. Alışılmış. 4. Sanatta kuralcı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasik Dram Türü:  

(Alm. Klassisches Drama - İng. classical drama) Latin yazarı Seneca'nın ileri sürdüğü dram türü. Fransızlardan Corneille ve Racine'in, Almanlardan da Goethe ile Schiller'in olgunluk çağlarında yarattıkları dramlar için kullanılır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Klasik Kaldırışlar:  

(Halter Ter.) Halter yarışmalarında kullanılan koparma ve silkmeden oluşan kaldırışlara verilen ad.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klasik Komedya:  

(Alm. Klassische komödie - Fr. comedie classique - İng. classical comedy) Fransa'da XVll. (Moliere) Almanya'da XVlll. yüzyıl (Lessing) komedya türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Klasikçilik:  

(Alm. Klassizismus - Fr. classicisme - İng. classicism) Uz yolunda, estetik bir sanat anlayışıyle antik yapıtlara dayanan bir sanat akımı. Bu akım, İtalya'da Rönesans'da başladı ve en parlak üslubunu XVlll. yüzyılda Alfieri'nin dramlarında buldu.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Klasikleşmek:  

1. Zamanla değer kazanıp kalıcı hâle gelmek. 2. Alışılmış, sıradan hâle gelmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasikleşmiş:  

(Alm. Klassisch - Fr. classique - İng. classics) Yeni akımlar ve yeni düşünceler karşısında, zaman aşımına uğramayan yeniliğini, tazeliğini koruyabilmiş yapıt. "Klasik" terimi, aynı anlamda kullanılabilir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Klasiklik:  

Klasik olma durumu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasisizm:  

(fr.i. classicisme) Klasisizm, sanatta antik Yunan ve Roma sanatını temen alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. "1660 ekolü" olarak da bilinir. Klasisizm'in temel ögeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik ve görkemliliktir.(Konusu: izm ile biten, Kökeni: fransızca)

Klasisizm:  

Antik Yunan ve Roma sanatını örnek alan sanat ve edebiyat akımı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasman:  

(gnl.ter.) Takımların veya sporcuların başarı sırasına göre sıralandığı sistem. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klasman:  

Sınıf, derece, kategori.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klasman Grubu:  

(gnl.ter.) Genellikle play-off sistemli uygulamalarda play-off dışında kalan takımların oluşturduğu grup. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klasman Puanı:  

(Masa Tenisi Ter.) Oyuncunun katıldığı turnuvalar sonucu aldığı puan. Rating. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klasmana Kalmak:  

(gnl.ter.) Önceden belirlenen barajı geçip belli bir gruba dahil olma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klasör:  

"Sabit disk, disket ya da CD gibi depolama ortamları üzerinde yer alan verilerin sınıflandırılmaları için kullanılan ayırma birimlerine verilen isimdir. Bir klasör, içerisinde çok sayıda farklı dosyayı ya da başka klasörleri barındırabilir. Ana klasör altında bulunan her bir klasöre ""alt klasör"" adı verilir. Klasörler, Windows ve Linux gibi işletim sistemlerinde küçük bir klasör simgesi ile belirtilirler. Bir klasörü açmak için üzerine çift tıklamak yeterli olacaktır. Bu şekilde ekrana yeni bir pencere gelir ve klasörün içerdiği tüm dosya ve alt klasörler listelenir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Klasör:  

Belgeleri düzenli biçimde saklamaya yarayan dosya.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klavsen:  

Piyano benzeri, telli bir çalgı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klavsenci:  

Klavsen çalan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klavye:  

"Bilgisayar sistemleri için en hayali bileşenlerden birisidir. Klavye üzerinde pek çok farklı tuş bulunur ve sisteme çeşitli komutların girilmesi işlemi bu tuşların yardımıyla gerçekleşir. Bazı klavye tuşlarının görevi, üzerlerinde belirtilen harf ve rakamları ekrana taşımakla sınırlı olabilir. Ancak ""enter"" ya da ""del"" gibi tuşlar, kendilerine atanan fonksiyonları yerine getirmekle yükümlüdürler.Piyasadaki klavyeleri, kablolu ve kablosuz olmak üzere ikiye ayırmak mümkün. Kablolu klavyeler, sisteme kendi kabloları yardımıyla bağlanabilirler. Kablosuz klavyeler ise, bilgisayar bağlantısını radyo sinyalleri, kızılötesi ışınlar ya da Bluetooth teknolojisi ile sağlarlar.Klavyelerin bilgisayara bağlanması için en çok tercih edilen bağlantı tipi ""PS/2""dir. Ancak yeni nesil klavyelerde, bağlantı için USB girişlerinin kullanıldığını da görebilirsiniz."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Klavye:  

Harf, rakam ve işaretlerin bulunduğu tuş takımı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klavyeli:  

Klavyesi olan (cihaz, çalgı vb.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kle:  

(Güreş Ter.) Yerde olan rakibin kolunun altından el geçirerek ensesinden kavrama. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Klefte:  

(bkz:: Kılefte)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kleopatra:  

(i.) (Eski Mısır kraliçesinin adı) Yüz lira, yüz liralık banknot. Örn:: Beş kleopatrası bile nakintadır. Beş yüz lirası bile yoktur. (Dr. Arslan Yüzgün, Eşcinsellik)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kleptofobi:  

(ing.i. cleptophobia) çalmaktan korkma. (bkz:: Kinesofobi)(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Kleptoman:  

Kleptomani hastası kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kleptomani:  

İhtiyaç olmadığı hâlde çalma dürtüsüyle kendini gösteren ruhsal hastalık.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klerikalizm:  

(fr.i. clericalisme) (topb.) Dinin ve din kurumlarının toplum hayatının çeşitli kesimlerindeki yerini güçlendirmeyi amaçlayan toplumsal, ekonomik akım.(Konusu: İzm İle Biten, Kökeni: fransızca)

Klerikalizm:  

Din adamlarının toplum ve devlet üzerindeki etkisini artırmayı savunan düşünce akımı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kleytrofobi:  

(ing.i. cleithrophobia) kapalı bir alana kilitlenmekten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Klik:  

Küçük çıkar grubu, hizip.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klikçi:  

Hizipçi, gruplaşma taraftarı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klikleşmek:  

Hizipleşmek, gruplaşmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klima:  

Kapalı ortamın havasını ısıtan veya soğutan cihaz.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klimakofobi:  

(ing.i. climacophobia) merdivenlerden, merdiven çıkmak ve merdivenden düşmekten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Klimatolog:  

İklim bilimci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

klimatoloji:  

(ing.i. climatology) iklim bilimi. hava istatistiklerinin derlenmesi ve istifadeye sunulması, iklim farkları nedenlerinin analizi ve iklim bilgilerinin harekat planlama problemlerinin çözümlenmesinde yardımcı bir unsur olarak uygulanması gibi hususları içine alır.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)

Klimatoloji:  

İklim bilimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klinik:  

Hastaların muayene edildiği ve tedavi edildiği yer (Sıfat) Hastalık belirtilerine ilişkin, gözleme dayalı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klinker:  

Çimento üretiminde elde edilen ara ürün.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klinofobi:  

(ing.i. clinophobia) yatmaktan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Klinometre:  

Eğim ölçmeye yarayan alet, eğimölçer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klip:  

Bir müzik parçasını görüntüyle birlikte sunan kısa film.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klips:  

Yaylı bir düzenekle tutturulan küçük araç (küpe, toka vb.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kliring:  

Bankalar arası hesapların karşılıklı olarak takas edilmesi işlemi (hesaplaşma sistemi)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klişe:  

1. Baskıda kullanılmak üzere hazırlanmış kabartma levha. 2. (Mecaz) Basmakalıp söz, düşünce, ifade.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klişeci:  

Klişe yapan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klişehane:  

(b.i) Klişe yapılan yer, klişe işliği, klişe atölyesi.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Klişehane:  

Klişe yapılan yer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klişeleşmek:  

Basmakalıp hâle gelmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klitoris:  

Kadın cinsel organında duyarlı bir bölge.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klizmafili:  

(klismaphilia) Lavman yapma veya yaptırma yoluyla tatmin sağlanması.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Klon:  

Diğerleri ile karşılaştırıldığında kendine ait özellikleri bulunan bir alt üzüm türü.(Konusu: Şarap Terimi, Kökeni: )

Klor:  

Sembolü: Cl Atom Numarası (Proton Sayısı): 17 Atom Ağırlığı: 35,453 (2) g/mol Elektron Sayısı: 17 Element Serisi: Diğer ametaller Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 7A, 3 Yoğunluk: 3.214 g/cm3 Erime Noktası: -100.98 ° C (172.17 K, -149.764 ° F) Kaynama Noktası: -34.6 ° C (238.55 K, -30.279997 ° F) Oda Koşulunda Maddenin Hali: Gaz Görünümü: Sarımsı yeşil Keşif: Carl Wilhelm Scheele (1774) Klor Kullanım Alanları ve Özellikleri: Klor, su arıtımında ya da antiseptik olarak kullanılır. Kağıt, plastik, çözücü ve tekstil ürünlerinin üretimi sırasında oldukça fazla miktarda klor kullanılır.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

Klor:  

Sarı-yeşil renkli, keskin kokulu, zehirli bir element.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorat:  

Klorik asidin tuzu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorhidrat:  

Bir maddenin hidroklorik asitle oluşturduğu bileşik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorhidrik:  

Hidroklorik asitle ilgili.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorik:  

Klorla ilgili olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorlamak:  

Bir maddeye klor katmak veya klorla işlem yapmak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorlanmak:  

Klor ile işlem görmek.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorlatmak:  

Klorlanmasını sağlamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorlu:  

İçinde klor bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorofil:  

Bitkilere yeşil rengini veren ve fotosentezde görev alan madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kloroform:  

Eskiden anestezik olarak kullanılan kimyasal madde.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorometri:  

Klor miktarını ölçme yöntemi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kloroplast:  

Bitki hücrelerinde fotosentezin gerçekleştiği organel.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kloroz:  

(Tıp) Kansızlığa bağlı solgunluk hastalığı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorölçer:  

Suda veya bir ortamda klor miktarını ölçen alet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klorür:  

Klor elementinin başka bir elementle yaptığı bileşik.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klostrofobi:  

(ing.i. claustrophobia) kapalı yer korkusu. kapalı ve basık yerlerde duyulan korku. asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Klostrofobi:  

Kapalı alan korkusu.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kloş:  

(Giyim) Alt kısmı genişleyen, çan biçiminde (etek vb.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klozet:  

Alafranga tuvalet.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Klüz:  

(Coğrafya) Kanyon.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Knidofobi:  

(ing.i. cnidophobia) sicim, ip gibi şeylerden korkma. bu korkuyu yaşayanlar iplerden, ağlardan ve benzeri şeylerden hayatlarını tehlikeye atacaklarını düşünerek korkar.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

knock-out sistem:  

eleme usulü satranç turnuvası. genelde 2 oyun üzerinden maçlar yapılır ve eşitlik halinde süre azaltılarak devam edilir.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Koagülan:  

(coagulant) Pıhtılaşmayı uyarıcı, hızlandırıcı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

WhatsApp