Haydi Öğrenelim!
Yanpalamak:
(f.) Yanaşmak, yaklaşmak. Örn:: O zaman düşündün, boğuntuyu yapanlara yanpalayıp kendine bir hisse çıkarmak istedin. (Refi Cevat Ulunay, Sayılı Fırtınalar)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Kökşin:
(t.i. erk.) 1- Gök renginde. 2- Yaşlı, koca.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
Kökten:
(t.i. erk.) 1- Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2- Soylu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)
köktendincilik:
Kökten dincilik (radikal dincilik, dinî fundamentalizm veya aşırı dincilik), genellikle dinî esaslı aslî kaidelere geri dönme talebiyle kendini belli eden ve bu kaidelere katı bir biçimde bağlı olan, diğer görüşlere karşı toleranssız ve laiklik karşıtı dinî hareket veya bakış açısı.(Konusu: , Kökeni: )
köle:
1- Esir, tutsak, bende. 2- Hukuki, soysal ve iktisadi birçok hakkı başkasının denetimi altında olan savaş esiri. İslam’ın geldiği dönemde kölelik mevcuttu. İslam köleliği kaldırmaya çalışmıştır. Bunun için birçok çözüm getirmiştir. Onların özgürlüklerine kavuşmaları için zekâttan fon ayırmış, birçok günahtan kurtulmak için kefaret olarak köleleri özgürlüğe kavuşturmayı şart koşmuştur. Bugün ise kölelik, yaşayan bir kurum olmaktan çıkmıştır. Örn:: “Kölelerinize yediğinizden yedirin; giydiğinizden giydirin; yapamayacakları ağır işleri buyurmayın; onlara ‘kulum, kölem.’ demeyin; ‘oğlum, kızım.’ diye çağırın.”(Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Köln:
Köln; eski adıyla Kolonya (Latince: Colonia), Almanya'nın dördüncü, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin en büyük şehri. Kozmopolit bir yapıya sahip olan şehirde çok sayıda yabancı ikamet etmektedir. Köln, eyaletin en önemli ulaşım, kültür, bilim, sanat, ticaret ve eğlence merkezidir. Ayrıca demir ve havayolu ulaşım ağının da kesişme noktasıdır. Ren Nehri, kentin tam ortasından geçmektedir. Nehrin her iki yakası sekiz köprüyle bağlanmıştır, bunlardan ikisi demiryolu köprüsüdür. Kentin en ünlü yapısı, inşaatı tam 632 (1248-1880) yılda tamamlanmış gotik tarzdaki çift kuleli Köln Katedrali (Kölner Dom)'dir ve 7 bin m² alanda, 157 metreyi bulan yüksekliği ile UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alır.(Konusu: Dünya Şehirleri, Kökeni: )
Kömür Çubuklu Lamba:
(Alm. Bogenlampe - Fr. projecteur darc - İng. arc lamp) Sahnede kullanılan, çok ışık veren bir çeşit tiyatro lambası.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kömürlük:
(i.) 1- Kalçalar. 2- Anus, makat, Rektum.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kömüş:
(i.) Davar, manda anlamında aşağılama sözü olarak kullanılır. Örn:: Haydi bre ne duruyorsun kirve? Ha? Kömüş vursana haydi. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Köpek:
Hav Hav(Konusu: Hayvan Sesleri, Kökeni: )
köpek balığı:
birl. i. Köpek balıkları alt takımından, sıcak ve ılık denizlerde yaşayan, gövdesi mekik biçiminde, burun kısmı sivri, solungaç yarıkları boynun iki yanında bulunan, kıkırdaklı, yırtıcı, saldırgan balıkların ortak adı. Mustelus mustelus.(Konusu: , Kökeni: )
Köprü:
Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Ayşe KULİN Kitabın Konusu: Erzincan dolaylarında, Fırat nehri üzerinde inşa edilen köprünün ve köprüyü yaptırabilmek için çırpınan bir bürokratın, yöre insanlarının romanı. Kitabın Ana Fikri: Yaptığımız bir işte azimle çalışmalı ve sonucunu sabırla beklemeliyiz ki bir sonuca ulaşabilelim.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )
Köprü:
(Alm. Brücke - Fr. passarelle - İng. bridge) Sahne üstünde geçit, köprü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
köprü:
ad 1. aralarında su, çukur yer, yol gibi herhangi bir engel bulunan iki yakayı birbirine bağlayarak yolu bir yandan ötekine eriştirmek için yapılan ahşap, kâgir, beton ya da demir yapı. 2. DEN. geminin önünü iyice görecek bir yükseklikte, sancaktan iskeleye değin kurulan komuta yeri. 3. MEC. iki şey arasında ilişkiyi, bağlantıyı sağlayan şey. \"Aramızdaki köprüleri atmaya gerek var mıydı?\" 4. HEKİMLİK TERİMİ takma dişleri ağızda bulunan sağlam dişlere tutturan diş protezi. 5. SPOR TERİMİ vücudun, sırt yere dönük olarak el, baş ya da diz yere dayanarak yay biçimi aldığı durum. 6. SPOR TERİMİ güreş sporunda, hasmın bastırmasına karşın omuzları yere değdirmemek için, ayakları ve alnı yere dayayıp beli yukarı kaldırarak alınan durum.(Konusu: , Kökeni: )
köprü başı levhası (sağ):
(T-31a) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhaları, köprüleri uyarmak için köprü korkuluklarına monte edilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
köprü başı levhası (sol):
(T-31b) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: bu işaret levhaları, köprüleri uyarmak için köprü korkuluklarına monte edilir.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )
Köprülü:
(i. esk.) 1000 liralık banknot. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kör:
(i.) Erkeklik organı, penis.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kör Kandil:
(d. türk. kör, lat. candela, a. kandil) Aşırı sarhoş, esrik. Örn:: Malüm a ayyaşlar sevinirler, içerler, yerinirler, içerler. Hürriyetin ilanı bunların kör kandil olmaları için çok güzel bir vesile idi. (Hasan Ali Yücel, Geçtiğim Günler) (bkz:: Kandil)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kör Tuttuğunu Sıkmak:
(d.) Kargaşalıkta kimin ne yaptığı belli olmamak, bir karışıklık içinde rastladığı kişiye zarar vermek. Örn:: -Ya et satın alanın oyu? -Kör tuttuğunu derler ya hani? Kimsenin aldırdığı yok.(Orhan Kemal, Balon)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kör Yılan:
(d.) Erkeklik organı, penis. Örn:: Zenne- Bir de o aralık baktım ki efem bir yılan çıkmış başladı katımsı dokunmaya. Karagöz- O kör yılandır sokmaz. (Karagöz, Ağalık)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Körfez:
İki kara parçası arasında kalan geniş deniz parçası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
körlük:
ad 1. kör1,2 olma durumu. 2. (kesici şeyler için) kesmez olma, keskinliğini yitirme durumu. 3. MEC. dikkatsizce ve beceriksizce yapılan iş. 4. MEC. ileriyi ve gerçeği görememe durumu.(Konusu: , Kökeni: fars+t)
Körmük Oyunları:
Seyirlik oyunları. Seyirci önünde gösterilen her türlü oyun. Daha çok halk tiyatrosu ve eğlendirici nitelikte oyunlar.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Körnes:
(t.i. ka.erk.) Ayna. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Körük:
(i.) 1- Kalçalar, kıç. 2- Dişilik organı, vagina.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Köse:
(f.i. erk.) Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. Daha çok lakab olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Köse:
(T. K.O.) Anadolu'da halk tiyatrosunda oyunları düzenleyene verilen ad.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Köse Hasan:
Orhan Kemal'in yazdığı Bereketli Topraklar Üzerinde kitabının baş karakteri. Köse Hasan evlidir. İyi kalplidir. Evini geçindirmek için uğraşır durur. Fakat her işte çalışamaz bir insandır.(Konusu: Kitap Karakteri, Kökeni: )
Kösele:
(fars.sf. gav-ı sale'den) Züğürt, parasız. (kimse) Örn:: -Dayı aspirinin var mı? -Yok -Sen de kösele misin?.. (Süavi Süalp - Bülent Arabacıoğlu, Gündüz İnsan Gece Hırt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kösem:
(t.i. ka.) 1- Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2- Cildi temiz, pürüzsüz. 3- Kösem Sultan: IV. İbrahim'in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Türkçe)
Köstek:
(Güreş Ter.) Yağlı güreşte yerdeyken iki kolla ve iki bacakla birden rakibin ayaklarını sıkıca sarma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Köşe Bucak:
Göz önünde olmayan yer. NOT: Eş Anlamlı Kelimelerden Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Köşe Gönderi:
(Futbol Ter.) :Futbol alanının yan ve kale çizgilerinin kesişme noktalarının her biri. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Köşe Olmak:
(d. fars. türk.) Çok para kazanmak. Örn:: Çay ocağında çalışanlar köşe oldu. Kantinde ciro sigara tüketimi korkunç arttı. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.) Köşeyi Dönmek biçiminde de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Köşe Smaçör:
(Voleybol Ter.) Genellikle sahanın kenarından içe doğru yönelen sağ ve sol hücumcu. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Köşebaşı Tiyatrosu:
Köşe başlarında yalın, kaba çizgili oyunlar oynayan birkaç kişilik topluluk. (bkz:: Sokak Oyuncuları)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Köşebaşı Ustaları:
(Kar.) İkinci derecede Karagöz ustaları. Bunlar kahvehanelerde, kapalı yerlerde Karagöz oynatırlardı.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Köşebent:
(Alm. Winkeleisen - İng. corner plate) Dekorda bulunan, çevreleri sağlamlaştırmakta kullanılan üçgen demir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Köşeli:
(fars.i. göşe, türk. e.) Sümük, parmakla oynanan sümük. Eşanl. Hap.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
kötü:
sıfat 1. (nesneler için) niteliği istenildiği gibi olmayan, düşük nitelikli, işe yaramaz. "Kötü silgi kâğıdı yırtar" 2. güzel olmayan, tehlikeli, zararlı olan. "Kötü havaları atlattık" 3. beğenilecek niteliği olmayan, hoşa gitmeyen. "Bu kötü koku nerden geliyor?" 4. kaygı doğuran, korku veren. "Kötü olaylar önlenemiyor" 5. (insan için) gerekli nitelikleri bulunmayan, ahlak anlayışı bozuk olan. "Kötü kimselerle arkadaşlık etmeyin" 6. kişi ya da toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. "Kötü bir çocukluk dönemi geçirmişti" 7. kaba, kırıcı, incitici, yakışıksız. "Kötü söz sahibinindir" 8. gerektiği gibi olmayan, yetersiz, niteliksiz. "Kötü iş yapan usta işsiz kalır" 9. ad · sıfat hoşa gitmeyen, istenmeyen, gereksiz davranışları olan ya da böyle davranışlara eğilimi bulunan, kötülük yapan ya da kötülük yapmayı seven (kimse). "Kötüleri aranıza almayın" 10. belirteç istenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde. "Ona kötü davranmak istemiyoruz" 11. belirteç ölçüsüz bir biçimde, aşırı, çok. "Ona kötü tutulmuştu" 12. FELSEFE TERİMİ değersiz bulmanın, kınamanın konusu olan (şey). 13. FELSEFE TERİMİ ahlak değerlerine ve ahlaksal istence karşı olan (şey). 14. doğru davranmamak, iyi yapmamak, olumsuz bir davranışta bulunmak. 15. bir kimseyi olumsuz etkilemek. "Bu havalar insanı kötü ediyor" 16. gözdağı olarak da kullanılır. "Bunu yaparsan seni kötü ederim!" 17. baktığı şeyi nazara uğratan göz, kem göz. 18. sahibinin iyi düşünceler beslemediğini anlatan göz. 19. iyi olmayan düşünceler beslemek ve bunu belli edecek bir biçimde bakmak. 20. cinsel yaklaşım düşünmek. "Konu komşu kadınlarına kötü gözle bakmak gence yakışmaz" 21. (insan için) huyu güzel olmayan. 22. HEKİMLİK TERİMİ (ur için) öldürücü nitelikli.(Konusu: , Kökeni: )
Kötü Adam:
(Alm. schurke - Fr. villain, traitre - İng. villain, traitor) Sevirciye sevimsiz gelen, oyunun kahramanı ile sürekli bir çekişme içinde bulunan ve oyunun sonunda çoğu kez alt edilen oyunun kötü kişisi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kötü Kedi Şerafettin:
Kötü Kedi Şerafettin, kısa adıyla Şero, esas olarak Bülent Üstün'ün gerçek hayatta beslediği ve 1996 yılında kaybettiği kedisinin adıdır. Bundan ilham alan çizgi roman kahramanı Şero ise 1996 yılında L-Manyak dergisinde doğdu. 2001 yılında Lombak dergisine geçen Bülent Üstün tarafından çizilen çizgi karakterin bu kadar sevilmesinin nedenini çizeri günümüz modern insanının uygarlık adına duygularını dışa vuramaması olarak değerlendirmiştir. Şero, İstanbul ilinin Cihangir semtinde belalı bir tekir kedi rolündedir.(Konusu: Çizgi Karakter, Kökeni: )
kötülük:
ad 1. kötü olma durumu. 2. zarar verecek davranış, eylem ya da söz.(Konusu: , Kökeni: )
Kötürüm:
(i.) Sandalye, tabure vb. oturulacak eşya. T.iç.bk. Tosluk.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kötürüm:
(Kar.) Perdede az görülen patoloik tiplerden biridir. Daha çok dilencidir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kötüye Boğmak:
(d.) 1- Aldatmak, Oyuna getirmek. 2- Ağır yaralamak. 3- Öldürmek. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kötüye Boğulmak:
(d.) 1- Hileye aldanmak. 2- Ağır yaralanmak, ölmek. Örn:: Abdullah zeki adamdır orada en ufak bir harekette kötüye boğulacağını bilir, biraz düşünür. (Engin Bilginer, Babalar Senfonisi)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
köy:
ad 1. yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri ve nüfus yoğunluğu bakımından kasabadan farklı ve daha küçük ve geri olan, genellikle tarımla uğraşan, konutları ve öteki yapıları bu yaşamı yansıtan, kırsal yerleşme birimi. 2. köy halkı. "Bütün köy harman yerinde toplanmıştı" 3. ➽korucu. 4. (son yıllarda) aşiret kişilerinden devletçe seçilerek oluşturulmuş, terörizme karşı kırsal alanda savaşım için eğitilmiş ve silahlandırılmış sivil kimse.(Konusu: fotoğraf terimi, Kökeni: farsca)
Köyoyunu:
Kaynağı dinsel olan, ilkel konulu oyun. Bu tür oyunlar dinsel tören niteliği taşır. Bolluk, yağmur törenleri gibi gösterilerde bu oyunlar oynanır.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Kraft:
İngilizce craft kökenli; el sanatı, zanaat ya da belirli bir işte ustalık anlamında kullanılır. (Türkçe’de de el işi veya beceri anlamında yaygın.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kral:
(bkz:: Kıral)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kral:
Devletin en yüksek otoritesine sahip erkek hükümdar Mecaz: herhangi bir alanda çok üstün olan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kralcı:
Krallığı, kraliyet düzenini destekleyen kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kralcılık:
Krallık yanlısı olma, krala bağlı olma (kralcılık)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kraliçe:
(bkz:: Kıraliçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kraliçe:
1. Kralın eşi veya krallığı yöneten kadın hükümdar. 2. Belirli alanda üstün kadın (ör. güzellik kraliçesi) 3. Arı gibi böceklerde üreme yeteneği olan dişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kraliyet:
Krallık; kral tarafından yönetilen devlet ve toprak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krallık:
1. Kral olma durumu veya görevi; kraliyet. 2. Kral tarafından yönetilen devlet ve bu devletin toprağı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kralotu:
(peucedanum ostruthium) Dantela gibi güzel yeşil yapraklı bir bitkidir. Çiçekleri pembe ve beyaz renkte olup, dallarının ucuna toplanmıştır. Yaprakları ilkbahar, kökü ise sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Faydası:: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. Kanı temizler. Damar sertliği ve nikriste faydalıdır.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Kramp:
(gnl.ter.) Sporcuların bir veya birden fazla kas demetinde yetersiz kan dolaşımı, tek taraflı çalışma sonucu görülen ağrılı kasılma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kramp:
Kasın istemsiz ve ani şekilde kasılması; ağrılı kas spazmı. Günlük konuşmada kas tutulması anlamında kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krampon:
(Futbol Ter.) Spor ayakkabılarının altına yerleştirilen ve kaymayı önleyen, deri ya da madeni küçük parçalar.(yaygın kullanımı futbol ayakkabısı olan krampon mecazi olarak futbolcu kelimesi yerine de kullanılmaktadır.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Krampon:
Spor ayakkabısının tabanında, zemine tutunmayı sağlayan dişli parça.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kraniyektomi:
(craniectomy) Kafatası kemiklerinden bir bölümün ameliyatla çıkarılışı.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Kraniyoloji:
Kafatasını inceleyen bilim dalı; kranioloji.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kraniyotomi:
(craniotomy) Kafatasına uygulanan operasyon.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )
Krank:
Makine parçası; dönen bileşeni moment ileten mil veya kol. (Motor ve mekanik terimi olarak yaygın.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
kranyoloji:
(ing.i. craniology) kafatası bilimi. kafatasının karakteristikleri ile ilgili çalışma yapan bilim dalı.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Krasnodar Bölgesi:
Krasnodar Krayı; tarihi Çerkes topraklarının %60'lık kuzeybatı kısmını kapsar. Krasnodarskiy kray), Kuzey Kafkasya'da, Rusya (RF) ve Güney okrugu içerisinde federal bir yönetim birimi. Kuzeyde Rostov Oblastı, doğusunda Stavropol Kray ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, güneyinde Kafkas Dağları ve Gürcistan'dan tek yanlı ayrılıp bağımsızlık kararı alan Abhazya Cumhuriyeti ile çevrilidir. Batısında Azak Denizi, Kerç Boğazı ve Karadeniz bulunur. Ayrıca Kray topraklarının güney orta bölümünde, bir iç cep biçiminde, RF üyesi Adıgey Cumhuriyeti yer alır.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )
Krater:
Volkan ağzı gibi çukur oluşum; gök cismi çarpması sonucu oluşan çukur.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kravat:
(bkz:: Gıravat)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Kravat:
(Güreş Ter.) Rakip güreşçinin boynunu kolla sararak koltuk altına sıkıştırma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Kravat:
Boyuna takılan dekoratif kumaş bağ; daha çok resmi giyimde kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kravatlı:
Kravat takan; kravat giymiş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kravatsız:
Kravat takmayan; formal olmayan giyim stilinde kravatı olmayan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kravl:
Dizleri bükmeksizin bacakları hızla hareket ettirerek kulaçla yüzme.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
krayoloji:
(ing.i. craology) soğukluk bilimi. çok düşük sıcaklıklarla ve ilgili alanlar üzerine yapılan çalışmalar.(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Kreasyon:
Yaratım; tasarım veya yaratılmış eser/ürün. Sanat ve moda bağlamında tasarım yapılan işlere verilen ad.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kreatör:
Yaratıcı kişi; özellikle içerik, tasarım veya sanat üreten kimse. Köken olarak Fransızca/İngilizce yaratım odaklı terimdir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kredi:
Borç verme/ödünç para, finansal destek; okul eğitim birimi (bazı bağlamlarda). Finans ve eğitim terimi olarak yaygın kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kreditör:
Borç verdiği kişiye karşı alacaklı olan kişi ya da kuruluş; kredi verebilen taraf.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krem:
Tene yumuşaklık vermek veya korumak için sürülen koyu kıvamlı madde; ayrıca açık saman rengi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krem Karamel:
Süt, yumurta ve şekerle hazırlanan, üzerine karamel sos konulan tatlı. (Yabancı kökenli adla Türkçeleşen bir tatlı adı olarak kullanılır.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krema:
Sütün yüzeyinde biriken yağlı katman veya sütle yapılan tatlı/yiyecek türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kremalı:
Kreması olan; üzerinde/ile krem bulunan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kremasız:
Krem içermeyen; kreması olmayan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krematofobi:
(ing.i. chrematophobia) paradan korkma. chrometophobia olarakta yazılır.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Krematoryum:
İnsan veya hayvan cenazelerini yakmak için kullanılan tesis.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kremlemek:
Krem sürmek, bir yüzeye krem uygulamak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
kremlinoloji:
(ing.i. kremlinology) Sovyetler Birliği hükümetinin politikalarını ve yöntemlerini inceleyen bilim dalı. (bkz:: Sovyetoloji).(Konusu: loji ile biten, Kökeni: ingilizce)
Kremnofobi:
(ing.i. cremnophobia) sarp kayalıklardan ve uçurumlardan korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)
Kreozot:
Çeşitli katranların damıtılmasından elde edilen keskin kokulu sıvı; antiseptik ve koruyucu özellik taşıyan kimyasal karışım.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krep:
(Alm. Bastkrepp) Bıyık, sakal, kaş yapmak için özel olarak hazırlanmış kıllar.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Krep:
Krep, Fransızca kökenli (crêpe) bir kelime olup, hem ince pürüzlü bir kumaş türünü hem de süt, un ve yumurta ile yapılan ince bir yiyeceği ifade eder. Kumaş olarak dökümlü ve hafif buruşuk dokulu, yiyecek olarak ise kahvaltılarda tatlı/tuzlu harçlarla tüketilen popüler bir akıtma türüdür. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kreplin:
Çok ince ipekli kumaş türü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Krepon:
Kıvrımlı dokuya sahip, genellikle yün, pamuk veya ipekten dokunmuş kumaş türü; ayrıca krepon kâğıdı olarak da kullanılır.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kreş:
Küçük çocukların gündüz bakım ve eğitim gördüğü kurum.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Kreşendo:
Müzikte sesin giderek artması yönündeki değişim işareti veya geçiş. (Müzik terminolojisidir.)(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )