MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Rana:

(a.i. ka.) 1- Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2- Arapça'da "er'an" kelimesinin mücnnesi olup "ahmak, sünepe kadın" demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




KUBI:  

(kubi) Boyun.(Konusu: Karate Terimi, Kökeni: )

Kubilay:  

(t.i. erk.) Cengiz Han'dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kucağına Oturmak:  

(d.) (Birisine) Yaltaklanmak. (Birisinin) Amaçlarına alet olmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kuddise sırruhu:  

Allah’ın veli kullarından, genellikle vefat etmiş olanlarının ardından büyüklüklerini ifade etmek için kullanılan; “Allah, sırrını mübarek ve kutsal kılsın.” anlamında bir dua cümlesi. Bu dua cümlesindeki “sır” kelimesinin ruh anlamına geldiği söylenmiştir. Buna göre de cümlenin anlamı şöyle olur: Örn:: “Allah onun ruhunu temizlesin ve arındırsın; cennetine koyarak ondan razı olsun.”(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kuddus:  

(a.i. erk.) 1- Temiz, pak. 2- Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3- Çok aziz, mübarek. Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kuddus:  

(el-Kuddus) Örn:: “Her türlü ayıptan, eksiklikten, hatadan uzak ve temiz olan, bütün sıfat ve isimlerinde en güzel, mutlak kemal ve güzellik sahibi.” anlamında Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ'sından biri. Örn:: “O Allah ki ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, Melik ve Kuddus olandır.” (Kur'an-ı Kerim Haşr suresi 59/23 ncü Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kuddusi:  

(a.i. erk.) 1- Kuddus olan Allah'ın nimetine mazhar olan 2- 19. yy. Bor'lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kudret:  

(a.i. ka.erk.) 1- Kuvvet, takat, güç. 2- Allah'ın ezeli gücü. 3- Varlık, zenginlik. 4- Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyler. 5- Ehliyet kabiliyet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

kudret:  

“Her şeye gücünün yetmesi, dilediğini dilediği zamanda var veya yok etmesi” anlamında Allah’ın sıfatlarından biri. Allah’ın kudreti sonsuzdur. İnsanların kudreti ise sonlu ve sınırlıdır. Bütün insanlık bir araya gelse Allah’ın yarattıklarından en küçüğünü bile yoktan var edemezler. Örn::. “Allah’ın kudreti her şeye yeter.” (Kur’an-ı Kerim Kehf suresi 18/45 nci Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kudret Helvası:  

Tevrat'ta İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkıp yeni bir anayurt ararken aç kaldıkları, Tanrı'nın gökten kudret helvası yağdırdığı anlatılır. Tevrat’ta İsrailoğulları'nın başlangıçta burun kıvırdığı kudret helvasını, Anadolu'da yaşayan Amazonlar, at sütüyle birlikte çocuklarına yedirirlermiş. kuran'da ve eski ahit'de adı geçen yiyecek. bıldırcın etiyle birlikte gökten israiloğullarını doyurmak için indirildiği yazılır. men, menn, manna ve manana da denir. Menn; İncil'de anlatılanlara göre İsrailoğullarının Mısır'dan ayrılmasından sonra ve Kenan'ı fethetmelerinden önce gerçekleştirdikleri çöl yolculukları esnasında Tanrı tarafından kendilerine gönderilen yiyecektir. Kur'an'da bu yiyecekten üç defa bahsedilir.(Konusu: , Kökeni: )

Kudret Şandra:  

Kudret SULATASI(Konusu: gerçek adı, Kökeni: )

Kudrethelvası:  

(manna) Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Faydası:: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kudretnarı:  

(momordica) Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda iişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır. Faydası:: Mide ülserini tedavi eder. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kudretullah:  

(a.i. erk.) Allah'ın gücü.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kudsi:  

(a.i. erk.) Kutsal, muazzez, mukaddes. Allah'a mensup, ilahi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kudsiye:  

(a.i. ka.) (bkz:: Kudsi)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)

Kudur:  

(i. esk.) Yüz kuruşluk kağıt para.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kudurlu:  

(i. esk.) Zengin paralı kişi. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kuduz:  

(sf.i. esk.) Silme kel. (baş)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kuduz:  

ad 1. köpek, kedi, tilki gibi kimi memeli hayvanlardan ısırma, salya yoluyla insana bulaşan, çırpınma, sudan korkma, inmeyle beliren, zamanında aşı kullanılmazsa ölümle sonuçlanan hastalık. 2. sıfat bu hastalığa yakalanmış, kudurmuş olan. 3. sıfat MEC. azmış.(Konusu: , Kökeni: )

Kuduzotu:  

(dişotu) Dişotugiller familyasından, koyu yeşil renkli, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 30-120 cm arasındadır. Yaprakları sert ve dalgalıdır. Çakıllı, çorak arazide yetişir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Zehirlidir. Faydası:: Ödem hastalığında faydalıdır. Mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Spazm ve ağrıları giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )

Kudüs:  

(a.i. erk.) 1- Filistin'in merkezi olan şehir. - Ruhu'1- Kudüs: Cebrail, Hz. İsa'ya üfürülen ruh.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)

Kudüs:  

Müslümanlarca kutsal kabul edilen üç önemli şehirden biri. Kudüs, Lut Gölü’ne yirmi dört, Akdeniz kıyılarına kuş uçuşu mesafe olarak elli iki kilometre uzaklıktadır. Şehrin deniz seviyesinden yüksekliği Haremişerif’te 747 m’dir. Şehrin İbranice adı Yeruşalem’dir. Dârüsselam kelimesinin karşılığıdır. Kudüs, Hz. Ömer’in halifeliği zamanında fethedilmiş ve İslam topraklarına katılmıştır. Birçok peygamberin nübüvvet görevini yaptığı yer olarak bilinmektedir. Hz. Süleyman tarafından yaptırılan ve Süleyman Mabedi olarak da bilinen tarihteki en eski mabetlerden biri olan Mescidiaksa Kudüs’te bulunmaktadır. Hz. Muhammed’in Miracının başlangıç yeri de Kudüs’teki Mescidiaksa’dır.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kuhistan:  

(f.i. erk.) Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)

Kuhrud:  

(f.i. ka.erk.) Dağ ırmağı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)

Kuhsar:  

(f.i. ka.erk.) 1- Dağlık. 2- Dağ tepesi. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)

Kuintet:  

Beş kişilik müzik topluluğu, beş ses/çalgı için yazılmış eser.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kuka:  

Kuka, tropikal bölgelerde yetişen Brezilya palmiyesinin hindistan cevizine benzeyen sert meyvesinden elde edilen, özellikle tesbih yapımında kullanılan doğal ve dayanıklı bir malzemedir. Antibakteriyel özelliği sayesinde Osmanlı'da doktorların sıkça kullandığı kuka, zamanla renk değiştiren, çektikçe parlayan yapısıyla en çok tercih edilen tesbih türlerinden biridir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukla:  

İplerle veya elle oynatılan insan/hayvan figürü. (mecaz) Başkası tarafından yönlendirilen kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukla Oynatmak:  

(d. yun. khoukhla, mukavva kutu, türk.) (İskambil oyunlarında) Kaş, göz İşareti ya da el işaretiyle kendi kağıdını eş tutulmuş oyuncuya ya da başkasının kağıdını diğer bir oyuncuya belli etmeye çalışmak. Örn:: Artık merdivenlerdeyiz kukla oynatanı fena yaparım ona göre.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kukla Oyunu:  

(Kuk.) (Alm. Puppenspiel - Fr. piece de marionnette - İng. puppet play) 1- Küçük bebeklerin oynatıldığı fantaziye dayanan oyun. 2- Kukla oynatımına temel olan yazılı yapıt. Bu ayrıntılı ya da ayrıntısız, yalnızca senaryo biçiminde de olabilir.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kukla Tiyatrosu:  

(Alm. Puppen Theater - Fr. theiltre de marionettes - İng. marionet theatre) Küçük bebeklerden yapılmış biçimlerin (figürlerin) elle ya da mekanik, olarak oynatıldığı tiyatro.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kuklabaz:  

(Kuk.) Kukla oynatan usta.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kuklacı:  

Kukla oynatan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kuklalık:  

1. Kukla oynatılan yer. 2. Kukla yapmaya veya saklamaya uygun yer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kuku:  

(i.) Dişilik organı, vagina. (bkz:: Kutu)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kuku:  

1. Çocuk dilinde yumurta. 2. (argo) Kadın cinsel organı için kullanılan ifade.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukuleta:  

Başa geçirilen sivri veya kapüşon biçimli örtü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukuletalı:  

Başlığı (kukuleta) olan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukuletasız:  

Kukuletası olmayan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukumav:  

1. Baykuş türü bir kuş. 2. (mecaz) Uğursuz sayılan kişi/şey.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kukurik:  

(i.) Uyku uyuma.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kukurik Naşlatmak:  

(d. türk. çing.) Uyumak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kukuruku:  

(İt. cucurucu) Comedia dell'Arte türünün, korkak olduğu halde, ne kadar kahraman olduğunu herkese anlatarak böbürlenen palavracı kahraman tiplerinden biri.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

kul:  

(bkz:: abd) (Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Kula:  

(t.i. erk.) 1- Kumral. 2- Sarışın, mavi gözlü. 3- Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan at.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kulaç:  

(Yüzme Ter.) Yüzmede ilerlemek için yapılan kol hareketi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kulağı Kesmek:  

(d.) Bir konuda zamanla deneyim kazanıp ustalık edinmiş kimse. Örn:: Adam stalin Yoldaşa ve o dönemin kulağı kesiklerine giydiriyor. Engin Ardıç, Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden) (bkz:: Eski Kulağı Kesik(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulağının Arkası Kalmak:  

(bkz:: Bir Kulağının Arkası Kalmak(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulahan:  

(t.i. erk.) (bkz:: Kula)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kulak:  

(i.) 1- İki, İkili. 2- (esk.) Değerli mal, (esnaf için) değerli, çok kazançlı mal.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kulak:  

ad 1. başın iki yanında birer tane bulunan işitme organı. 2. işitme organının, sesleri toplayıp içeriye alan dış bölümü. \"Tavşanın kulakları uzundur\" 3. balıklarda, başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya atmaya yarayan yarıklardan her biri. 4. MÜZİK TERİMİ telli çalgılarda telleri germeye yarayan burgu. 5. MEC. seslerin duyulmasında işitme doğruluğu, seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği. 6. gücünü yitirmiş. 7. neşesiz. 8. ağır işiten, sağır. 9. dinlemek istemeyen, dinlemeyen, aldırmayan. 10. (bir şey) kulağına çalınmak. 11. bir kimse tarafından duyulmak. \"Kulağına gelenlere göre davranırdı\"(Konusu: , Kökeni: )

Kulak Delmek:  

(d.) (Kumar oynayan kişiye) Kendisine hile yapıldığını belli etmek, söylemek.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulaklı:  

(i.) Bir tür kama, iki yanı da keskin büyük bıçak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulaktan Kulağa:  

Herhangi bir bilginin, sözel olarak bir kişiden başka birine gizlice aktarılması ve bu şekilde yayılması. NOT: Hal Eki Alarak Oluşur.(Konusu: İkileme, Kökeni: )

Kulan:  

(t.i. erk.) 1- Anayurdu Asya olan at ile eşek arası görünüşte yabanıl bir at türü. 2- İki, üç yaşında dişi tay, kısrak. 3- Zafer kazanmış kişi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kule Atlama:  

(Yüzme Ter.) Sabit ve esnemeyen bir yükseklikten estetik hareketler yaparak suya atlamaya dayalı spor dalı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kuleli:  

(a.i. kulle, türk. e.) esk. Beş yüz liralık banknot. Mavi'de denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulis:  

(Alm. Kulisse - Fr. coulisse - İng. wings) 1- Sahnenin iki yanında dekoru perspektiv yönünden tamamlayan ve derinliği veren yerleri değişebilen çerçeveler. (Barok çağında, İtalya'da, ilk kez kullanılmıştır). 2- Bu çerçeveler arasında oyuncuların sahneye girip çıktıkları boşluk.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kulis:  

1. Tiyatroda sahne arkası bölümü. 2. (mecaz) Gizli hazırlık, perde arkası faaliyet. 3. Siyasette perde arkası görüşmeler.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulis Gürültüsü:  

(Alm. Nebengeröusche - Fr. bruits de coulisse - İng. noises of wings) Sahne dekorunun arkasından gelen sesler, gürültüler.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kullanıcı:  

"Belli bir bilgisayarı kullanan kişilerin her birine ""kullanıcı"" adı verilir. Kullanıcılar, bilgisayardaki program ve dosyalara, kendilerine izin verilen ölçüde erişebilirler. İzinlerin belirlenmesi ise, sistem yöneticisinin görevidir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Kullanıcı Adı:  

Bir kullanıcının Windows işletim sistemi altında oturum açmasını sağlayan özel hesaba verilen benzersiz isimdir. Bilgisayarda kayıtlı olan kullanıcı hesaplarının hepsi, farklı bir isim ile belirtilmelidir. Yani bir kullanıcı adı, diğerleri ile aynı olamaz.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Kullanıcı Hesabı:  

"Belli bir kullanıcıyı Windows işletim sistemine tanıtmaya yarayan her türlü bilgi, ""Kullanıcı Hesabı"" adı verilen kayıtlarda saklanır. Bu kayıtlar, bilgisayarda oturum açılabilmesi için gereken kullanıcı adını ve sadece hesap sahibinin bileceği parolayı içerir. Ayrıca oturum açan bir kullanıcının hangi hizmetten yararlanabileceği ve sabit diskteki dosyalar üzerinde ne kadar yetkiye sahip olduğu da bu kayıtların yardımıyla belirlenebilir. Örneğin açılan bir hesap kullanıcıya tam yetki veriyorsa, bu durumda kullanıcı da dosyaları silme ya da yeni dosya oluşturma hakkına sahip olabilir."(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

kullanım:  

ad 1. kullanma, yararlanma. 2. DİLBİLGİSİ TERİMİ sözcüklerin en yaygın bir biçimde kullanılma durumu. "Sözcüklerin kullanımları, onların sözlükteki yerini sağlar"(Konusu: , Kökeni: )

kullanmak:  

1. belli bir amaçla yararlanmak. "Hafta sonlarında arabayı kendi kullanmak istiyor" 2. bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. "İşte yardımcı kullanmak gerekiyordu" 3. çalıştırmak, işletmek. "Parasını ticarette kullanmak isterdi" 4. (bir araç ya da aygıtı) çalıştırmak, işletmek, yönetmek. "Artık bilgisayar kullanmak çok kolaylaştı" 5. giymek, takmak. "Her gün değişik bir kravat kullanmak isterdi" 6. (içki, çay, kahve vb. gibi şeyleri) içme alışkanlığı olmak, içmek. "Günde iki paket sigara kullanırdı" 7. tutumlu davranmamak, harcamak. "Bütün parasını kullanmış" 8. (sözcük ya da söz için) yazmak ya da söylemek. "Yazısında yeni sözcükler kullanmış. Ağır bir dil kullanmak sana yakışır mıydı?" 9. amacına, çıkarına araç etmek. "Çıkarını düşündüğünün, seni kullanmak istediğinin farkında değil misin?" 10. etkin cinsel ilişkide bulunmak. "Kadını birkaç ay kullanıp geneleve satmışlar"(Konusu: , Kökeni: )

kulluk:  

ad 1. kul olma durumu. 2. kulun yaptığı iş. 3. TARİH TERİMİ Osmanlı döneminde kamu düzenini, güvenliği sağlamakla, korumakla görevli daire, karakol.(Konusu: , Kökeni: )

Kulp:  

1. Kap, eşya vb. şeyleri tutmaya yarayan çıkıntı. 2. (mecaz) Bahane, kusur bulma nedeni.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulpa:  

(bkz:: Kolpo)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulplu:  

Kulpu olan, tutacaklı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulpsuz:  

Kulpu olmayan, tutacaksız.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kuluçka:  

1. Yumurtaların civciv çıkarması için belirli ısıda tutulması süreci. 2. (mecaz) Bir fikrin, durumun gelişme süreci.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kuluçkahane:  

(b.i.) Kümes hayvanı üreten bir çiftlikte kuluçka makinelerinin bulunduğu yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kuluçkalık:  

1. Kuluçkaya yatmaya uygun yer veya düzenek. 2. (teknik) Yapay kuluçka cihazı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulübe:  

1. Basit, küçük, çoğu zaman tek odalı yapı; baraka. 2. Hayvan barınağı (köpek kulübesi vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulüp:  

1. Belirli amaçlarla (spor, kültür vb.) bir araya gelen üyelerin oluşturduğu topluluk ve bu topluluğun toplandığı yer. 2. Devletler arası birlik, pakt. 3. Eğlence yeri (gece kulübü vb.).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kulüp:  

Yanlış: Klüp Doğru: Kulüp(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Kulüpler:  

(ing.i. club, türk. e.) Bir tür uyuşturucu madde. LSD. Küpler'de denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kulvar:  

(Atletizm Ter.) Her yarışmacı için çizgilerle belirlenen 1.22-1.25 m. genişliğinde pist boyunca uzanan bölüm.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kulvar:  

(Yüzme Ter.) Yüzme yarışlarında sporcunun takip etmesi gereken, engellerle belirlenmiş yol. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kulvar:  

1. Atletizm pistinde yarışmacılara ayrılan yol. 2. (mecaz) Alan, çalışma sahası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kum:  

ad 1. silisli kütlelerin, kayaların doğal etkenlerle parçalanıp ufalanmasıyla oluşan çok küçük, sert taneciklerin tümü. 2. armut, ayva gibi kimi meyvelerin etli bölümlerindeki sert tanecikler. 3. vücuttaki bezlerin, özellikle böbreğin ürettiği ince, küçük ve katı tanecikler. 4. çocuk parklarında çocukların oynaması için içine kum doldurulmuş, kıyıları yüksekçe yer. 5. SPOR TERİMİ atlamada sporcuların incinmelerini önlemek için, içine kum doldurulmuş alan. 6. sele karşı set olarak ya da savaşta korunmak için gereken yerlere yerleştirilen, içine kum doldurulmuş torba. 7. SPOR TERİMİ içine kum doldurulup asılan ve yumrukoyunu alıştırmaları yapmak için kullanılan torba.(Konusu: , Kökeni: )

Kum Havuzu:  

(Atletizm Ter.) Uzun atlama ve Üç adım atlama yarışmalarında atletin atlayışını tamamlayıp düştüğü kum dolu havuz.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kum Torbası:  

(Alm. Sandsack - Fr. sac de sable - İng. sandsack) Sahnede dekor parçalarına ağırlık vermek için kullanılan kumla dolu torba.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Kum Torbası:  

(Boks Ter.) Boksörlerin antrenmanda kullandıkları, içi kum dolu çuval.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Kuman:  

(t.i. erk.) XI. yy ile XIV. yy. arasında Güney Rusya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan bir Türk boyu.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kumanbay:  

(t.i. erk.) (bkz:: Kuman)(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Türkçe)

Kumanda:  

1. Yönetme, idare etme işi. 2. Uzaktan kontrol aygıtı (kumanda cihazı).(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kumandan:  

Komutan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kumanya:  

(ita.i. comania'dan) Meze, mezeler.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Kumanya:  

1. Yolculuk için hazırlanan yiyecek. 2. Askerlere verilen erzak.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kumanyacı:  

Kumanya hazırlayan veya satan kişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

Kumanyalık:  

Kumanya konulan kap veya yer.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )

kumar:  

1- Şans ve talih oyunu. 2- Şans ve becerinin birlikte veya tek başına söz konusu olduğu bir olay veya yarışmanın ya da belirsiz bir olayın sonucu üzerinde bahisleşme, iddiaya girme ve bu yolla para kazanma, menfaat elde etme. “Ey iman edenler! İçki (tüm uyuşturucular), kumar, tapınmak için dikilen heykeller, fal okları şeytan işi pisliklerdir. Bütün bunlardan kaçınırsanız kurtulursunuz.” (Kur'an-ı Kerim Maide suresi 5/90 ncı Ayet) 3- Nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal veya para verme ya da alma. Kur’an-ı Kerim ve hadislerde kumar en büyük günahlardan biri olarak belirtilmiştir. Kumar nedeniyle birçok aile yıkılmakta, insanlar arasındaki dostluk ilişkileri bozulmaktadır. Toplum yapısında dostluğa ve kardeşliğe önem veren İslam dini kumarla beraber insanı kumar oynamaya sevk eden şeyleri de hoş karşılamamıştır. “Bir kimse arkadaşına (şaka bile olsa) gel seninle kumar oynayalım derse bu sözünden dolayı sadaka versin.” (Hadis)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

kumar:  

ad 1. ortaya para konularak oynanan her türlü talih oyunu. 2. ortaya para koyarak talih oyunu oynamak. 3. MEC. olumlu sonuçlanması kuşkulu olan bir işe bile bile girişmek. 4. kumar oynamakta kullanılan, kumara ayrılan para. 5. kumar yoluyla kazanılmış para.(Konusu: , Kökeni: arapça)

Kumarbaz:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Fyodor DOSTOYEVSKİ Kitabın Konusu: Tüm umutlarını kumara ve yaşlı büyükannelerinden kalacak olan mirasa bağlayan bir ailenin yanında öğretmen olarak çalışan bir genç ile ailenin üvey kızı olan güzel fakat bir o kadar da kaprisli genç kız arasındaki aşkı anlatan bir kitap. Kitabın Ana Fikri: İnsanlar sürekli birbiriyle ilişkide bulunan varlıklardır ve bu ilişki içinde para önemli bir yer tutmaktadır. Fakat insanın kendi alınteriyle kazanmadığı bir para ona hiçbir fayda sağlamaz.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Kumarhane:  

(b.i) Kumar oynanan yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )

Kumaş:  

(a.i.) Telefon yoluyla bağlantı kuran fahişe, telekız.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

kumaş:  

ad 1. yün, pamuk, ipek gibi şeylerin ipliklerinden makinede dokunmuş her türlü dokuma. 2. sıfat böyle bir dokumadan yapılmış olan. \"Bu yıl kumaş çantalar modaymış\"(Konusu: , Kökeni: )

Kumbara:  

(yun.i. kumbaros, a. sf. humbere'den) 1- Kendisini cinsel bakımdan kullandırarak para kazanan, geçinen kimse, fahişe. Özellikle edilgin eşcinsel erkek. 2- Makat, anus. (Edilgin eşcinselde.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

WhatsApp