Haydi Öğrenelim!
Osuruktan Tayyare:
(d. türk. a. osm. tair, tayyare) 1- Değersiz, önemsiz. (kişi, olayi nesne) 2- Yalan, uyduruk. (söz, haber)
MecmuaN.com Nedir?
MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.
Kelime Arama
Sende Yolla Hata Bildir!GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK
Şans:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şanslı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şanson:
(Alm. song - Fr. chanson - İng. song) 1- Günlük ve politik konulara ya da aşk, şarap, yaşama sevinci gibi konulara değinen, kabarelerde söylenen şarkı. 2- Müzikli oyunlarda tek kişinin söylediği şarkı. Örnek : Brecht'in yapıtları.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Şanson:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şansölye:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şanssız:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantaj:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantajcı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantiye:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantör:
(fr.i. chanteur) Şantaj yapan kimse, şantajcı.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şantör:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantöz:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şantuk:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şanveri:
(f.i. ka.) 1- İri ve iyi cins inci. 2- Hükümdara yakışan, hükümdara uygun.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şanzıman:
(fr.i. changement'dan) 1- (Kadında) Göğüsler, memeler. 2- (Sinema işletmeciliğinde) Yedek oynatıcı, yasaya aykırı seks filmi gösteren sinema makinesinin yanı sıra herhangi bir polis baskınında devreye girmek üzere hazır duran diğer sinema makinesi. Örn:: Şanzıman seks filmi oynatan sinemaların bir polis baskınına karşı aldığı önlemin adıydı. (Agah Özgüç, Sineseks Belgelerle Seks Filimleri)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şanzıman:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapçı:
(a.i. şap, türk. e.) Oğlancı, kulampara. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şapçılık:
(a.i. türk. e.) Oğlancılık, kulamparalık.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaphane:
(b.i) Şap çıkarılan yer, şap ocağı.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Şapır Şupur:
(be.) Şapırtı çıkararak acele acele yemeyi ya da üst üste öpmeyi anlatır, şapır şapır.(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Şapırt:
(ono. ü.) Bir şeye karşı büyük bir İstek duyulduğunu bu yüzden ağzın sulandığını belirtmek için kullanılır. Örn:: Peki aşk sahnelerini -şapırt- ne zaman çevireceğiz? (Oğuz Aral, Utanmaz Adam)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şapka:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapkacı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapkalı:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapkalık:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapkasız:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapsal:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapşalak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapşalca:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapşallaşmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapşallık:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şapşati:
(yun.sf.i. sapsalos, şapşaldan b.) Alık, bön. (kimse)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şapşırmak:
(f.) Şaşırmak, şaşmak. Şamşırmak'da denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şapur:
(f.i. erk.) İran hükümdarlarından üç şahsın adıdır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Şarampol:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarani:
(a.i. erk.) Gür ve uzun saçlı kimse. İslam tarihinde bu isimde birçok meşhur vardır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şarap:
Şarap; meyvenin (genellikle üzüm) fermente edilmesiyle üretilen alkollü bir içecektir. Tıpkı bira gibi şarabın da tarihi çok eskilere dayanır. Her meyveden şarap üretilebilir. Fakat dünyada şarapların büyük bir kısmı üzümden üretilmektedir. Ortalama %12-17 derece alkol içeren şarabın Türk Edebiyatı'nda da yeri ayrıdır. Şarabın diğer adı da 'mey' olarak adlandırılır. Fermante içecekler: Bal şarabı • Bira • Cider • Pirinç şarabı • Sake • Şampanya • Şarap(Konusu: İçki Çeşitleri, Kökeni: )
şarap:
ad 1. üzüm ya da başka meyvelerin sularını türlü yöntemlerle mayalandırma yoluyla yapılan alkollü içki. 2. şarap fabrikalarında, şarabın içinde dinlenmeye bırakıldığı büyük tahta fıçı. 3. MEC.•TEKLİFSİZ (SENLİBENLİ) KONUŞMADA çok şarap içen, şarap düşkünü kimse.(Konusu: , Kökeni: )
Şaraphane:
(b.i) 1- Şarap yapılan yer. 2- Şarap satılan ya da içilen yer.(Konusu: Hane ile Biten, Kökeni: )
Şarapnel:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarbay:
(t.i. erk.) Kentli, şehirli kimse.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Şarbon:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarık:
(a.i. erk.) Doğup parlayan, parlak.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
şari:
1- Kanun koyucu, din gönderen, haram ve helali belirleyen. 2- (Büyük Ş ile) Örn:: “Din ve ilahî yasalar gönderen; ibadetlerin şeklini, niteliklerini ve vaktini belirleyen.” anlamında Allah. 3- (Büyük Ş ile) “Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini açıklayan, tebliğ eden ve hüküm olmayan konularda Allah’ın izni ve denetimi ile hüküm koyan.” anlamında Hz. Muhammed.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şarj:
(Basketbol Ter.) Bir oyuncunun toplu veya topsuz olarak kendisine zorla yol açmaya çalışması sonucu rakibine temas etmesi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )
Şarj:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarj Rolü:
(Alm. Chargenrolle - Fr. charge) Kısa, ama keskin kişileştirme isteyen rol.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Şarjör:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
şarkiyatçı:
(bkz:: müsteşrik)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şarküteri:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarlamak:
(ono.f. şar'dan şarlamak) (Birisini) Çok kızarak sertçe azarlamak. Bağırıp çağırmak. Örn:: Kurumsuz dolaşan kan da var damarda ağlamam şarlarım. (Ferhan Şensoy, Gündeşte)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şarlatan:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarlatanca:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarlatanlaşmak:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarlatanlık:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şarpi:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
şart:
1- Yerine getirilmesi gerekli olan şey. Örn:: “Müslümanlar, kendi aralarında belirledikleri şartlara uymak zorundadırlar. Ancak, helali haram, haramı helal yapan bir şart geçersizdir.” (Hadis) 2- Hükmün varlığı kendisine bağlı olan şey, rükün. Namaz için abdest almak, evlilik akdi yapılırken şahit bulundurmak birer şarttır. Bu şartlar bulunmadığında; abdest olmadığı için namaz, şahit olmadığı için de nikâh geçerli değildir. 3- Alamet, işaret.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şartellerini Attırmak:
(d. alm. Schalter'den b. şartel, türk.) (Birisini) Kızdırmak, öfkelendirmek. Örn:: Ne o lan banker ayakkabıyı kıvırmışsın şartellerimi attırma. (Yalçın Doğan, Kodes A.Ş.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaryo:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şaşal:
(i. tic. m.) Uyuşturucu, içilebilecek nargile gibi kullanılan plastik su şişesi. Hayat, Sultan vb. de denir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaşe:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şaşı:
(sf.i.) 1- Şaşkın. 2- Farlarından birisi kırık ya da sönük. (motorlu araç)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaşı Olmak:
(d.) Çok şaşırmak, beklenmedik bir durum karşısında pek şaşırmak. Örn:: Karanlık ve acı siyah bir durumdan sonra gördükleri manzara ile şaşı oldular. (Süavi Süalp - İsmail Gülgeç, Kolombo Şakir)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaşi:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şaşkın Şaşkın:
(be.) Çok şaşırmış bir durumda, şaşkınlık içinde, şaşkınlıkla. "Çocuk düşmüş, oturduğu yerde şaşkın şaşkın bakıyordu"(Konusu: İkileme, Kökeni: )
Şaşkoloz:
(sf.) Şaşı. Şaşkın, sersem. Örn:: Lan hiç bizim uçan daire görmek için Niğde otobüslerine vericek paramız var mı ha şaşkoloz. (Engin Ergönültaş, Zalim Şevki)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şaşo:
(türk.i. şaş'dan) Dişilik organı, vagina. (Çingenece saskina'dan gelen Sasos Alman argosunda Alman ve fahişe askerlere fahişelik eden kadın anlamında yer alır. Siegmund A. Wolf VVörterbuch des Rotvvelschen. Sözcük Türkçe şaşkından türemiş de olabilir.)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şatır:
(a.i. erk.) 1- Neşeli, şen. 2- Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şati:
(a.i. erk.) Kıyı, kenar.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şato:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şavalak:
(sf.) Aptal, salak, enayi. Örn:: Amma da şavalak herif ha? (Muzaffer Buyrukçu, Onlar) Şabalık diye de söylenir.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
şavt:
1- Tur, devir, dönme. 2. Hac ve umre yapılırken veya nafile tavaf esnasında Hacerulesvet’i selamlayarak başlamak ve yine onu selamlayarak bitirmek üzere sağdan sola doğru Kâbe’nin etrafında bir kez dönme. Yedi şavt ile bir tavaf yapılmış olur. 3- Hac ve umrede say yapılırken Safa ile Merve tepeleri arasındaki her bir gidiş veya geliş.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şavullamak:
(a.f. şakul, türk. e. şakullamak'tan) Dikkatle bakıp saptamak, gözüne kestirmek, dikkatle düşünüp amaçlamak. Örn:: Dündar barajın en gevşek köşesini şavulladı, gerildi ve vuruşu yaptı. (Atilla İlhan, Kurdlar Sofrası) Ender olarak Çavullamak diye de kullanılır.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )
Şayan:
(f.i. ka.) Uygun, yakışır, münasip, layık.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şayeste:
(f.i. ka.) Layık uygun, münasip.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şaygan:
(f.i. ka.) 1- Layık, yakışır, münasip, yansır. 2- Ucuz, bol, çok.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şayka:
(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: )
Şaylan:
(t.i. ka.erk.) 1- Çok övünen, gururlu kimse. 2- Sevinçli, neşeli. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Türkçe)
Şazeliyyelik:
Şazeliyye Tarikatı; Şâzelîlik (Arapça: الشاذليّة eş-Şâzeliyye), Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî tarafından kurulan İslam'ın sûfî bir tarikatıdır. Tarihte Kuzey Afrika'da ve Mısır'da önemli, birçok İslâmî edebiyat katkısıyla tesiri olmuştur. Sultan 2. Abdülhamid'in bağlı olduğu tarikat. Osmanlı döneminde Avrupa ve balkanlarda çok etkiliydi, günümüzde önemsizdir. Şâzelî tarikatının dallarından biri olan Fassiyatuş, çoğunlukla Hindistan, Sri Lanka ve Pakistan’da bulunur. Darkavî dalı genellikle Fas’ta yaygındır. Cezayir’de oluşan Alavîlik dalı ise Suriye, Ürdün ve Fransa’daki İngilizce konuşan toplumlar arasında olmak üzere Dünya'nın birçok yerinde bulunur. Şazeliyyelik Kolları: 1- Simaviler • çizmeciler • aleviyye (aleviler ile alakası yoktur) • derkaviyye(Konusu: Din (Tarikat), Kökeni: )
Şazi:
(f.i. erk.) (bkz:: Şadi) (Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
Şazimet:
(a.i. ka.) Kimseye benzemeyen, farklı, tek, eşsiz. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Şaziye:
(a.i. ka.) (bkz:: Şadiye)(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)
Şebab:
(a.i. erk.) Gençlik, tazelik. Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şebbaz:
Karagöz oyununu oynatan usta. (bkz:: Hayalbaz, Hayali, Suretbaz)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )
Şebboy:
(matthiola) Turpgiller familyasından; güzel kokulu, kırmızı, açık sarı veya mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir. Faydası:: İdrar söktürür. Kabızlığı giderir.(Konusu: Bitki Bilim, Kökeni: )
Şebefruz:
(f.i. ka.erk.) Geceyi aydınlatan. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Farsca)
Şebhan:
(f.i. erk.) Gece öten bir cins bülbül.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Farsca)
şebiarus:
1- Düğün gecesi, kavuşma gecesi. 2- (Büyük Ş ile) Mevlana Celaleddin Rumi (ö. 672/1273)’nin ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim, tören. Mevlana, ölümü kişinin aslına dönüşü ve Allah’a kavuşması olarak kabul etmiştir. Ölümle beraber can beden kafesinden kurtulup Allah’a döndüğü için bu gece vuslat gecesi, kavuşma günü olarak değerlendirilmiştir. Mevlana, Allah’a kavuşmayı ‘sevgiliye kavuşma günü.’ anlamında “şebiarus” (düğün gecesi) olarak ifade etmiştir. Örn:: “Yıkanıp, süslenip tabutlanmak; / Halka ilandır cülusumuzu… / Sonra, her yıl, bizim de kutlayacak / Çıkar elbet şebiarusumuzu” (A. N. Asya)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şebib:
(a.i. erk.) Gençlik, tazelik.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şebnem:
(f.i. ka.) Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şebnem Sönmez:
Dizi Karakteri: Mücver Abla Dizi Adı:Bir Demet Tiyatro. İlk kez 1995 yılbaşı gecesi "MTV-Meclis TV" adıyla yayınlanan ve büyük beğeni kazanan oyun. 2002 yılına kadar sürdü.(Konusu: Film & Dizi Karakteri, Kökeni: )
Şebnur:
(a.f.i. ka.) Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Ar+Fars)
Şebyelda:
(f.i. ka.) Yılın en uzun gecesi (22 Aralık).(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)
Şecaaddin:
(a.b.i. erk.) Dinin kahramanı, dinin yiğidi.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şecaat:
(a.i. erk.) Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk, kalb metinliği.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
şecaat:
1- Yiğitlik, kahramanlık, cesaret. Örn:: “Hz. Peygamber insanların en şecaatlisi, en cömerdi ve en güzeli idi.” (Hz. Ayşe) 2- Bir Müslüman’da bulunması gereken öfke ile korkaklık arasındaki güzel huy, ahlak. 3- Hakkını alma, haksızlığa boyun eğmeme ve savaşlarda düşmana karşı cesaretli davranma.(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )
Şeci:
(a.i. erk.) Cesur, yürekli, yiğit.(Konusu: İsim (Erk), Kökeni: Arapça)
Şecia:
(a.i. ka.) (bkz:: Şeci) (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Arapça)