MecmuaN.CoM sözlük sitesi
 D E N E M E    


Haydi Öğrenelim!

Van:

Van'da Gezilecek Yerler: Van Kedi Evi, Van Peribacaları, Eski Van Şehri, Adır Kilisesi, Adır Adası, Akdamar Kilisesi, St. Bartholomeus Kilisesi, Şeytan Köprüsü, Hurkan Köprüsü, Halime Hatun Kümbeti, Kaya Çelebi Camii, Hüsrev Paşa Camii, Zernek Kalesi, Ayanis Kalesi, Akdamar Adası, Hoşap Kalesi, Çavuştepe Kalesi, Muradiye Şelalesi, Erçek Gölü, Van Kalesi, Van Müzesi.

SON EKLENEN KELİMELER



*Amed Sportif Faaliyetler

*Abdi Algül

*Beyza Başar

SON ARANAN KELİMELER



*Erkeklik

*Husye

*Husye

MecmuaN.com Nedir?

MecmuaN geniş çaplı bir Sözlük Sitesidir. Anlamını bilmediğiniz kelimeler, atasözleri, deyimler, osmanlıca kelimeler ve kronolojik tarihi olayları araştırabilir ve önemli günler gibi bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kelime Arama

      Gelişmiş Arama
Sende Yolla Hata Bildir!


GENİŞ KAPSAMLI ANLAMLAR VE KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ - TÜRKÇE SÖZLÜK




Dönüm:  

(İng. exciting moment) Bir oyun metninde dengenin bozulduğu an.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dönüş:  

(Voleybol Ter.) Servisle beraber oyuncuların saat yönünde diziliş değiştirme durumu.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dönüş:  

(Yüzme Ter.) Yüzmede havuz bitiminde yön değiştirmek için yapılan hareket. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

dönüş:  

ad 1. dönmek eylemi ya da biçimi. 2. geri geliş. \"İşi, dönüşümüzde bitiririz\" 3. SPOR TERİMİ oyuncunun, bir ayağını yerden kesmeksizin yaptığı dönme devinimi.(Konusu: , Kökeni: )

dönüş adası ek levhası:  

(T-35) Trafik Tehlike Uyarı İşareti: dönüş adalarında yavaşlama şeridi bulunan kesimlerde, fiziksel buruna çarpma olasılığını düşürmek amacıyla, her iki yönden gidiniz levhası ile birlikte kullanılır.(Konusu: trafik işareti, Kökeni: )

Dönüşüm:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Franz KAFKA Kitabın Konusu: Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilşkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen anlatı, aynı zamanda genelde toplumun kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş olan akışına bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı biçimde dile getirir. Kitabın Ana Fikri: (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Dönüzlemek:  

(f.) Dönmek. Bir daha dönüzledim. Keferenin işi tamam. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döpiyes:  

(fr.i. deux-pièce) Aynı kumaştan yapılmış bir etek ve bir bluzdan ibâret, iki parçalı kadın kıyâfeti.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dördüncü Duvar:  

(Alm. vierte Wond - Fr. quatrieme mur - İng. fourth wall) Sahnenin seyirciye çerçeve biçiminde açılan ağzı. Bu terimi, XIX. yüzyılda, ilk kez Andre Antoine ortaya atmıştır. Antoine, sahnenin seyirciye açılan ağzını saydam bir duvar kabul ediyor, oyuncuların seyircileri görmemeleri ve böylece dikkatlerini tüm kendi rollerine toplamaları gerektiğini savunuyordu. İbsen'in ve Gerhart Hauptmann'ın ilk yapıtlarının sahne düzeni için uygun görülmüştür.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dördüncü hakem:  

(Futbol Ter.) Maç öncesi, maç süresi ve sonrasında her türlü idari ve oyunla ilgili görevde orta hakeme yardımcı olan saha oyun alanı dışındaki hakem. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dördüncü Protokol:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Frederick FORSYTH Kitabın Konusu: Kitap, basit bir hırsızlık olayının aslında uluslararası casusluğun boyutlarının nerelere geldiğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Kitabın Ana Fikri: Uluslararası arenada istihbarat örgütlerinin sürekli ve etkili faaliyetlerde bulunduğunu özellikle soğuk savaş döneminde karşılıklı çatışmanın çok büyük boyutlarda olduğunu anlatmak maksadıyla yazılmıştır.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Dörek:  

(i.) direk'ten) Yüz liralık. Örn:: Derken ceplerini boşalttım dört dörek. (Dört yüz lira) çıktı cebinden. (Ahmet Çakal, Serseriler Arasında) (bkz:: Direk)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dört:  

(Tekvando Ter.) Set.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

dört:  

ad 1. dört sayısının adı ve bu sayıyı gösteren rakam, 4, IV. 2. sıfat üçten bir artık olan. \"Seni dört gün göremedik\" 3. dört sıfatı kimi kez ya da kimi deyimlerde tüm, bütün, her anlamına gelir. \"Yurdun dört bucağından gelen iyi haberler\" 4. telaş içinde bir çare aramak. \"Ne kadar dört dönsek olacak oluyor\" 5. bir iş yapmak için canla başla şuraya buraya koşmak, başvurmak. \"Şu işi bir an önce yapmak için dört döndük ama olmadı\" 6. MÜZİK TERİMİ ➽birlik. 7. MEC. hiçbir eksiği, kusuru olmayan. \"Arkadaşım dört dörtlük bir kimsedir\" 8. bir işi, iyice benimseyerek ve eksiksiz yapma isteğiyle ele almak, işe özenle, önem vererek girişmek. 9. desteklemesinden, yardımından yararlanmak için bir kimseyle sıkı bağ kurmak. 10. dört köşesi olan. 11. MEC. çok sevinçli, keyifli.(Konusu: , Kökeni: )

dört at açılışı:  

dört at açılışı genellikle satrançta açılışlara yeni başlayanlara öğretici nitelik taşımaktır. oldukça klasik bir açılıştır. bu açılışta taş geliştirme ön plandadır. bu açılışta merkez ön plandadır.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Dört Kağıtlı:  

(d. esk. türk. tört, fars. kağaz'dan) Dört adet sigara kağıdı birbirine eklenerek sarılan esrarlı sigara çok kalın esrarlı sigara. Örn:: Hasanın yaptığı dört kağıtlı ve kabak çekirdeği külahına benzeyen ucundan da püskül püskül tütünler sarkıtılan cigara. (Muzaffer Buyrukçu, Bir Olayın Başlangıcı) Dört Kağıt'da denir. (bkz:: Çift Kağıt)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dört Kollu:  

(d.) Tabut.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dört Köşe Olmak:  

(bkz:: Sekiz Köşe Olmak) (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dört Siperi:  

(Eskrim Ter.) Yukarı içe gelen vuruşları etkisiz hale getirmek için kolun oynamayıp el ile ön kolun yer değiştirdiği siper. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dört Temel Stil:  

(Yüzme Ter.) Serbest, kurbağalama, sırt üstü ve kelebek tekniğinden oluşan yüzme stillerine verilen ad. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dört Tragedya Çeşidi:  

Aristoteles'e göre tragedyanın dört çeşidi vardır: 1- Karmaşık. 2- Ahlaki. 3- Yalınç. 4- Felaketli.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dört Yüz:  

(d.) Poker oyunu.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dört-İki:  

(Voleybol Ter.) Pasörün ön hattaki oyunculardan biri olduğu iki oyun kuruculu oyun sistemi. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dört-İki Bölge Savunması:  

(Hentbol Ter.) Savunma oyuncularından dördünün savunma çizgisinde diğer ikisinin de önde olduğu alan savunması türü. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dörteker:  

(i.) (dört tekerlekten) Otomobil.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dörtleme:  

(Alm. Tetralogie - Fr. tetralogie - İng. tetralogy) 1- Antik tiyatroda oyun yazarının yarışmaya katılmak için yazmak zorunda olduğu üç tragedya ve bir satır oyunun tümüne verilen ad. 2- Bir konunun dört ayrı aşamasını izleyen dört ayrı oyunun tümüne verilen ad. Örn. Aiskhylös: "Öresti" ve Hauptmann' "lphigenia" dörtlemesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dörtlü Dans:  

(Fr. pas de quatre) Dört balet dansçısının birlikte dans etmesi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dörtnal:  

(Binicilik Ter.) Atın sıçrama şeklinde olan,adımlar atılırken bir an dört ayağında havada askıda kaldığı adımı. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Döş Çıkarmak:  

(d. esk. türk. töş) (Birisini) Göğsünden, böğründen bıçaklamak. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döşemecilik:  

(i.) Bir filme kadın oyuncunun pornografik bir çekimde yer aldığı duygusunu verecek parçalar ekleme işi. Örn:: Başka bir ekleme biçimine de döşemecilik adı verilir. Bu işleve göre bayan x karşılıklı oynadığı bir erkek oyuncuyla yakın planlarda sevişirken birden görüntü değişir. Bu kez bu sevişme sırasında yerlerini başka vücutlar alır. (Agah Özgüç, Sine Sex)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döşemek:  

(f.) 1- (Özellikle gol atma, sayı yapma esasına dayalı oyunlarda) Bir takım diğer takımı çok farklı sonuçla yenmek. 2- (Basketbolda) Hücum oyuncusu savunma oyuncusunu geçerek basket atmak.(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döt:  

(i. göt'ten b.) Kıç, makat, göt anlamında kullanılır. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döteryum:  

(fr.i. deutérium) (kim.) Hidrojenin, atom ağırlığı 2’ye çok yakın olan, meydana getirdiği ağır su atom reaktörlerinde kullanılan ve sembolü D olan izotopu, ağır hidrojen.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Döviz:  

(fr.i. devises'den) Para. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Döviz:  

(fr.i. devise) 1- Yabancı ülkelere ödeme yapmada kullanılabilecek her çeşit ödeme aracı, yabancı devlet parası ve bu para ile ödenmek üzere düzenlenmiş senet, poliçe, çek vb. 2- Bir fikri kısa ve özlü bir cümle ile açıklayan, bilhassa gösteri yapan toplulukların amaçlarını bildirmek üzere pankartlara yazarak taşıdıkları sözler.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Döviz:  

Yanlış: Dövüz Doğru: Döviz(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Dövülmüş Çocuk Sendromu:  

(battered child syndrome Caffey tarafından tanımlanmış genellikle 3 yaş altındaki çocukların anne-baba veya bakıcıları tarafından dövülmesiyle cilt ve yumuşak doku lezyonları ile kemik kırıkları ve subdural hematomun birlikte görüldüğü sendrom.(Konusu: Adli Tıp Terimi, Kökeni: )

Dövüş:  

(Tekvando Ter.) Shijak.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dövüş Sonu:  

(Tekvando Ter.) Kuman. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dragon:  

(bkz:: Dıragon)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dragon:  

(fr.i. dragon < yun.) 1- Aslan pençeli, kanatlı, efsânevî yaratık, ejderhâ. 2- Batı ordularında atlı veya yaya bir asker sınıfı. 3- (sp.) Bir yarış teknesi tipi. 4- (arg.) Kabadayı. 5- (arg.) Züğürt, parasız.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Drahmi:  

(yun.i. drakhme) Yunan para birimi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Drahoma:  

(yun.i. trakhoma) Mûsevîler’de ve hıristiyanlarda evlenirken gelin tarafından güveye verilen para, mal veya mülk.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Draje:  

(fr. dragée) 1- Kolay içilebilmesi için üstü şekerli ve parlak bir madde ile kaplanmış hap şeklinde ilâç. 2- Üstü çikolata ile kaplanmış kuru üzüm, fındık, fıstık vb.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dram:  

(Yun. Drama) (Alm. Drama - Fr. drame - İng. drama) 1- Lirik ve epik yanında üçüncü bir edebiyat türü. Genel olarak tiyatro yapıtlarının konuşma düzeni için kullanılır. 2- Sahnede oynanmak üzere konuşmalı olarak yazılmış karşıt oluşların çatışmasıyla gelişen oyun. 3- Halk dilinde ciddi oyun.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dram:  

(fr.i. drame < yun.) 1- Sahneye konulmak üzere yazılmış eser, drama. 2- Hayattan alınma bir olayı canlandıran ve komik unsurları içine almakla berâber esas bakımından üzüntü verici ve trajik olan sahne eseri. 3- (teşmil.) Acıklı, üzücü olay.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Drama:  

(ing.i. – alm. drama < yun.) 1- Dram. 2- Tiyatro yazını, oyun yazma sanatı. 3- (televizyonda) Oyun biçiminde yapıt.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Dramatik:  

(Fr. dramatique) 1- Dramla, yani oyun türü ile ilgili olan. 2- Oyun türü ile kesin ilintisi olmadan, içinde gerilim, çatışma, zengin olaylar, karşıtlıklar bulunan herhangi bir yapıt ya da olay. 3- Zaman ve konu bakımından gerilimli ve bölümlü yoğunluğu olan bir yapıt türü.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dramatik:  

(fr.sf. dramatique) 1- Dramla ilgili, sahne oyununa has. 2- Temsil edilmek üzere yazılmış (eser) 3- Heyecan uyandırıcı, duygulara tesir edici. “Dramatik müzik.” 4- (teşmil.) Üzüntü verici.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dramatis Personale:  

(Lat.) Oyun kişilerinin listesi. Çevirisi: "Dram yapıtı kişileri".(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dramatizasyon:  

(fr.i.) Oyunlaştırmak işi. 2- Devinim, konuşma, yansılama gibi öğelerden yararlanarak doğa ve toplum olaylarının imgesel bir ortam içinde canlandırılması. 3- Bir öykünün bir masalın ya da tiyatro türünden olmayan herhangi bir eserin teknik yönden oynanabilir duruma gelmesi. 4- Çocukların, tek tek ya da kümeler halinde, kendilerini başkalarının yerine koyarak birtakım olayları ve insan ilişkilerini canlandırmaları etkinliği.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dramatize:  

(fr.sf. dramatisé) 1- Radyo, televizyon veya sahne oyunu biçimine getirilen (edebî eser). 2- Olduğundan daha acıklı, abartılı bir biçimde ortaya konulan olay.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dramaturg:  

(Yun. dramaturgein - Alm. Dramaturg - Fr. dramaturgue - lng. literary advisor) Dram yazarlığının tekniğini bilen uzman. İlk anlamı ile. Oyun yazarı ve yönetici. Sonra oyun uzmanı ve eleştirmeni. Şimdiki anlamı ile: Tiyatro yönetkesinin tiyatro bilim ve sanat danışmanı. Başlıca görevleri şunlardır: 1- Dünya tiyatro merkezlerinde yeni sanat akımlarını gözlemek, buralarda ortaya sürülen yeni yapıtları incelemek ve oyun çizelgesine alınması gerekenleri ana dile çevirtmek. 2- Gönderilen yapıtlar arasından seçme yapmak, yapıtın sahneye aktarılışında edebi değerini korumak, repertuvar için öneri hazırlamak, eski yapıtları yeniden sahneye uygulamak. 3- seyirciler için, program dergisini yönetmek, böylelikle de tiyatro çalışmalarını yaymak ve tanıtmak, tiyatro konusunda araştırmalar yapmak 4- Tiyatro arşivini ve kütüphanesini düzenlemek ve yönetmek. Aynı görevler, radyo ve televizyon dramaturgları için de söz konusudur.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dramaturg:  

(fr.i. dramaturge < yun.) Genellikle bir tiyatroda görevli, oyun yazma ve yönetme kurallarını bilen, bir oyun yazılır ya da sahneye konurken bilgisinden yararlanılan kimse, tiyatronun bilim ve sanat danışmanı.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dramaturgi:  

(Yun. dramaturgia - Alm. Dramaturgie - Fr. dramaturgie - İng. dramaturgy) Oyun yazarlığı ve tiyatro gösterisi sanatı. İki bölümde ele alınır: 1- Teorik Dramaturgi: Oyun yazı mı, oyun yazma kuralları ve tekniği bilimi. 2- Pratik Dramaturgi: Bir oyunun sahneye konması işi. Örn. Dramaturgi üzerine ilk yapıt M.Ö. 362-360 yıllarında yazılmış olan Aristoteles'in "Poetika"'sıdır. İkinci önemli örnek de: Lessing'in "Hamburgische Dramaturgie - Hamburg Dramaturglsi.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dramaturji:  

(yun.i.) 1- Oyun yazarlığı ve yönetmenliği sanatı. 2- Tiyatro yapıtları incelemesi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Dren:  

(fr.i. drain < ing.) 1- Bir yerde birikmiş sıvıları, gereksiz nesneleri, artıkları dışarıya atmak için kullanılan boru, oluk veya araç, akaç. 2- Ameliyat sonrası vücuttaki sıvı, iltihap ve doku artıklarını dışarıya atmak için kullanılan kolay eğilebilir tüp.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Drenaj:  

(fr.i. drainage) Bir yerde toplanmış olan, atılması gerekli su veya sıvıların boru, oluk, kanal vb. şeylerle boşaltılması işi, akaçlama, tefcir.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dresaj:  

(Binicilik Ter.) (bkz:: at terbiyesi)(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dretnot:  

(ing.i. dreadnought) Zırhlı bir savaş gemisi tipi. [İngilizler tarafından yapılıp 1906 yılında denize indirilen, 305 milimetrelik 10 topu ve muhriplere karşı 24 topu bulunan bir zırhlının ismi iken sonradan bu tipteki zırhlılara ad olmuştur] (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: İngilizce)

Drezin:  

(fr.i. draisine) Demir yolu bakımı, kontrol, personel ve malzeme taşıma gibi hizmetler için kullanılan, motor veya kol gücü ile yürütülen küçük demir yolu arabası, otodrezin.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Drıver (Sürücü):  

Sürücü dosyaları, bilgisayarınızda bulunan donanımların (ekran karlı, ses kartı vb.) işletim sisteminiz ile bağlantı kurmasını sağlayan küçük yazılımlardır.Fare ve klavye gibi temel donanımlar, genellikle işletim sistemi tarafından otomatik olarak tanınır ve herhangi bir sürücü yüklemenize gerek kalmaz. Ancak yeni nesil donanımların büyük çoğunluğu, sistemle iletişim kurmak için sizden sürücü dosyalarının yüklenmesini isteyecektir. Bu dosyaları donanım ile birlikte verilen CD'de bulabilirsiniz.(Konusu: Bilgisayar T., Kökeni: )

Drina Köprüsü:  

Kitabın Türü: Tarihsel Roman Kitabın Yazarı: İvo ANDRİÇ Kitabın Konusu: Sokullu Mehmet Paşa'nın Vişegrad'da yaptırdığı köprü ve çevresindeki yaşamlar üzerine yazdığı romanıdır. Kitabın Ana Fikri: Bu romanda farklı dinlerden olan bu insanların tarihsel süreç içinde özel yaşantıları ile toplumun genel durumu usta bir şekilde tarihi bir köprünün hikayesi etrafında birleştirilerek anlatılmış ve balkan tarihine değişik bir şekilde ışık tutulmuştur.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Drina Nehri:  

Drina (Boşnakça ve Sırpça: Дрина, Drina), Balkanlar'da uzanan, Sava Irmağı'nın 346 km boyundaki en büyük kolu olan nehir.(Konusu: Coğrafi Konum, Kökeni: )

Drina'da Son Gün:  

Kitabın Türü: Roman Kitabın Yazarı: Faik BAYSAL Kitabın Konusu: Roman Yugoslavya İç Savaşı sırasında Türkiye'ye göç etmeye çalışan bir aileyi anlatmaktadır. Kitabın Ana Fikri: II. Dünya Savaşı'nda zulüm çeken Türklerin hayatını çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.(Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Dripling:  

(Futbol Ter.) Kısa vuruşlarla birlikte topla ilerleme, top sürme. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Drive:  

(Basketbol Ter.) Hücumdaki oyuncunun sayı yapmak amacıyla rakip savunmanın içine topla girmesi. İçeri dalmak. Hücum oyuncusunun direkt olarak potaya doğru dribbling ile dalıp atış fırsatı araması.(Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dromofobi:  

(ing.i. dromophobia) sokakta yürüme, caddeyi karşıdan karşıya geçmekten korkma.(Konusu: Fobiler, Kökeni: ingilizce)

Drop-shots:  

(Tenis Ter.) Kısa top atma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Drosera:  

(fr.i. drosera < yun.) (bitb.) Droseragillerden, topuz biçiminde yaprakları olan, yapraklarının üst yüzeyi, böcekleri yakalayan yapışkan tüylerle örtülü, otsu bir bitki. Sinek kapan.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Droseragiller:  

(fr.i.) (bitb.) İki çeneklilerden, örnek bitkisi drosera olan bitki familyası.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Yunanca)

Drup-Shut:  

(Badminton Ter.) Topu baş üstünden file önüne hızlı veya yavaş bırakma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

dua:  

1- Çağırma, seslenme. Örn:: “Peygamberin duasını aranızda herhangi birinizin diğerini çağırması ile bir tutmayın…” (Kur’an-ı Kerim Nur suresi 24/63 ncü Ayet) 2- Yalvarma, yakarma. Örn:: “Orada Zekeriya, Rabb’ine dua etmiş: ‘Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin.” (Kur’an- Kerim Al'i İmran suresi 3/38 nci Ayet) 3- İbadet. Örn:: “Müminler, Allah ile beraber başka bir tanrıya dua etmezler. Hiçbir kimseyi haksız yere öldürmezler ve zina da yapmazlar.” (Kur’an-ı Kerim Furkan suresi 25/68 nci Ayet) 4- Dileme, yardım isteğinde bulunma. Örn:: “Dua, ibadetlerin özüdür.” (Hadis) 5- İbadet ve yakarma amacıyla okunan dinî metin. Örn:: “Kim abdest aldıktan sonra: ‘Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ve ortağı yoktur. Mülk ve hamt yalnızca ona aittir ve onun her şeye gücü yeter.’ anlamına gelen ‘La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh. Lehülmülkü velehülhamdü ve hüve ala külli şey’in kadir.’ duasını kıbleye yönelerek okursa onun için cennetin kapıları açılır.” (Hadis) 6- İnsanın, Allah’ın yüceliği ve büyüklüğü karşısında kendi zayıflığını kavrayıp ona yalvarması, şükretmesi, onu övmesi ve Allah’la her an beraber olduğunun bir göstergesi olarak onunla iletişim kurma eylemi. Kul duayı ya bir hayrın, iyiliğin ve nimetin kendisine verilmesi için ya bir bela ve kötülüğün, üstünden veya bulunduğu ortamdan kaldırılıp yok edilmesi için ya da Allah’a karşı bir ibadet, sevgi ve saygı ifadesi olarak yapar. Bütün insanlar için hayırlı şeyler istemek İslam dininde övülen bir davranıştır. İslam dini, insanın isteklerini Allah’a sunmadan önce dileğinin yerine getirilmesi için çalışıp gayret göstermesini ister. “Kullarım, beni sana sordukları zaman (de ki): Şüphesiz Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettikleri zaman dualarını kabul ederim.” (Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 2/186 ncı Ayet)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

Duası Okunmak:  

(d. a. dua, türk.) Öldürülmek, ölmek. Örn:: Neden olacak sabahın esselatında Kılçık bir geliş gelmiş eve. Orada olsaydı seninki duası okunmuştu. (Attila İlhan, Kurdlar Sofrası)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Duayen:  

(fr.i. doyen < lat.) 1- Bir diplomatlar topluluğu içindeki en kıdemli diplomat. 2- (teşmil.) Bir meslekte yaşça ve kıdemce ileride olan. “Sohbetin duayeni.”(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dubara:  

(fars.i. dübare, iki kat etme ) 1- Hile. Örn:: Dünya üç şey üstünde durur. İdare, dubara, müdara.(Mevlevi deyişi) 2- Dalavere. 3- Yalan. 4- ikiyüzlülük riya. Dübare'da denir. (Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dubaracı:  

(sf. i.) Hile, dubara yapan kimse. Örn:: -Ben kendime oynamazsam hep düşeş. Kendime oynarsam dubara. -Zar senin ne dubaracı olduğunu bilmez mi? (Samim Aşkın, Halk Plajı)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dubaraya Gelmek:  

(d.) Hileye aldanmak, dubara. Örn:: Karagöz- Ben senin şeninden anladım da mahsus öyle yaptım. Enver- Karagöz ben böyle dubaralara gelmem bilirsin a. (Karagöz, Hain Kahya)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dubçe:  

(bkz:: Dupçe)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dublaj:  

(Voleybol Ter.) Bloğa çıkan takım arkadaşından seken topları kurtarmayı amaçlayan hareket. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dublaj:  

(fr.i. doublage) (sin.) Bir filmin, konuşmaları banda alınıp sonradan görüntü bantı ile eş zamanlı duruma getirilmesi sûretiyle seslendirilmesi işi. (Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dublaj:  

Yanlış: Düblaj Doğru: Dublaj(Konusu: Yanlış Yazılan Kelime, Kökeni: )

Dublajcı:  

(fr.t.i.) (sin.) Bir filmde sesiyle bir oyuncuyu konuşturan kimse. Dublaj işini yapan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Duble:  

(fr.i. doublé) 1- Belirli bir miktar veya büyüklüğün iki katı. [Özellikle içki için kullanılır] 2- Elbiselerin içine geçirilip kumaşla birlikte dikilen astar.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

duble piyonlar:  

üst üste piyonlar. aynı renkte iki Piyonun bir düşey sütun üzerinde bulunması.(Konusu: satranç terimi, Kökeni: )

Dubleci:  

(fr.i. doube, İki katı. türk. e.) Yeni ama kaza geçirip İşe yaramaz hale gelmiş bir otomobilin aynısını yurtdışından getirerek bu otomobile eski otomobilin künyesini uygulayan kişi. (bkz:: Çenç)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dubleks:  

(fr.sf. duplex < lat.) 1- İki katlı. “Dubleks lastik.” 2- İçten bir merdivenle bağlanarak tek oturma yeri durumuna getirilmiş iki katlı binâ veya binâ bölümü.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dublör:  

(bkz:: Yedek)(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dublör:  

(fr. doublure) (sin. tiy.) 1- Sinema ve tiyatroda asıl oyuncunun yerini alan yedek oyuncu. 2- Filimlerin tehlikeli sahnelerinde asıl oyuncunun yerine oynayan kimse.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dublörlük:  

(fr.t.i.) 1- Dublör olma durumu. 2- Dublörün yaptığı iş.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dublve:  

(i.) Batı dillerindeki "w" harfinin Fransızca söylenişi.(Konusu: Batı Dilinden, Kökeni: Fransızca)

Dubniyum:  

Sembolü: Db Atom Numarası (Proton Sayısı): 105 Atom Ağırlığı: 262 g/mol Elektron Sayısı: 105 Element Serisi: Geçiş Metalleri Periyodik Tablodaki Grup, Periyod: 5B, 7 Yoğunluk: 29.3 g/cm³ Erime Noktası: ? °K - ? °C Kaynama Noktası: ? °K - ? °C Oda Koşulunda Maddenin Hali: Bilinmiyor Görünümü: Bilinmiyor Keşif: Albert Ghiorso (1970) Dubniyum Kullanım Alanları ve Özellikleri: Elementin araştırmalar dışında herhangi bir kullanımı yoktur. Laboratuvar ortamında üretilen ve doğada bulunmayan ve vücut merkezli kübik bir yapıya sahiptir.(Konusu: Elementler, Kökeni: )

Ducihan:  

(f.i. ka.) İki cihan, dünya ve ahiret.(Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Dud:  

(bkz:: Keyif)(Konusu: Argo Terimi, Kökeni: )

Dudak Boyası:  

(Alm. Lippenrot) Dudaklara sürülen çeşitli renklerde boya.(Konusu: Tiyatro Terimi, Kökeni: )

Dudak Okuma:  

(Voleybol Ter.) Rakibin smaçlarının nereye gideceğini tahmin ederek birçok kez topu kurtarma. (Konusu: Spor Terimi, Kökeni: )

Dudaktan Kalbe:  

Kitabın Türü: Kitabın Yazarı: Reşat Nuri GÜNTEKİN Kitabın Konusu: Kenan’ın yaşadığı aşklar ve bu aşkların kendi iç dünyasında uyandırdığı bazı duygulardan bahsediliyor. Sadece Kenan'ın değil aşk yaşadıgı bayanlardan da uzun uzun bahsediliyor. Kitabın Ana Fikri: Kitapta aşkın insan üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu ve bazen insanın başına neler açabileceği üzerinde durulmuş. Diğer Karakterler: Kenan, Lamia, Cavidan, Sait Paşa, Binbaşı Kemal bey, Nimet hanım, Vedat. (Konusu: Kitap Hakkında, Kökeni: )

Dudu:  

(f.i. ka.) 1- Hanım, küçük kardeş. 2- Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3- Abla, yaşlı ermeni kadın. (Konusu: İsim (Kız), Kökeni: Farsca)

Duha:  

(t.i. ka.erk.) 1- Kuşluk vakti. 2- Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. Kız ve erkek adı olarak kullanılır.(Konusu: İsim (Kız & Erk), Kökeni: Arapça)

duha namazı:  

Güneşin doğup bir miktar yükselmesinden tepe noktasına gelmesine kadarki sürede iki, dört, sekiz veya on iki rekât olarak kılınan nafile namaz, kuşluk namazı. Örn:: “Hz. Peygamber üç şeyi tavsiye etti: Her aydan üç gün oruç tutmak, duha namazını ve vitir namazını kılmak.” (Ebu Hureyre)(Konusu: Dini Terimler, Kökeni: )

WhatsApp